SOHBETİN ADI: BERAAT KANDİLİ 

İmam İskender Ali  M İ H R

SOHBETİN ADI: BERAAT KANDİLİ 

İmam İskender Ali  M İ H R


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, muhterem izleyenler, dinleyenler! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde, bir kutlamayı gerçekleştiriyoruz. Bu gece Beraat Kandili gecesidir. Her sene Şaban Ayı’nın 14. akşamı, Beraat Kandili’ni muhtevasına alır.


 
Beraat etmek; beriî olmak, kurtulmak, aklanmak mânâsına gelen bir muhteva taşır. Bir mahkeme sırasında bir suçtan suçlanan kişi, ya suçludur ya da değildir. İtham edilmek, suçun o kişide olduğunu tahmin etmek veya delillere dayanarak o kişiyi suçlamak, mahkeme huzurunda o kişinin suçunu ispat etmek istikametinde bir gayretin sonucunda o kişi mahkemece suçlu görülmediği takdirde, o kişi kendisine isnat olunan suçtan beraat etmiştir. Yani kurtulmuştur, beriî olmuştur.

 
İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Beraat Kandili de bir insanın en çok dua etmesi lâzımgelen bir geceyi ifade eder. Gece, Beraat Kandili gecesidir. Allah’a niyaz edilmesi gereken, Allah’tan mağfiret dilemeyi insanların usul ittihaz ettiği bir özellik taşır.
 
Sevgili kardeşlerim! Beraat Kandiliniz mübarek olsun! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını diliyoruz.

Beraat Kandili, hepiniz için bir önemli muhteva taşır. Bir insanın kıyâmetten sonra gideceği sadece 2 yer vardır. Birisi cennet diğeri cehennemdir. Beraat etmek; cehenneme girmekten kurtulmak anlamına gelir. Kim öldüğü anda sevapları günahlarından fazla biriyse, amel defterinde yeşil rakamlar kırmızı rakamlardan fazlaysa, böylece sonuç zait çıkıyorsa yani artı çıkıyorsa, pozitif çıkıyorsa, kazandığı derecelerin fazla olduğunu ifade eder ki; bu kişinin gideceği yer Allah’ın cennetidir. Bu kişi Allah’ın mahkemesinde beraat etmiştir. Beraatnamesi eline teslim edilir. İşte Kur’an-ı Kerim ona: “kuş” diyor.
 
Kıyâmet günü, mahşer meydanında gelmiş geçmiş bütün insanlar toplanır. Bu, 2. toplantıdır. Biliyorsunuz; bütün insanların Adem (A.S)’dan kıyâmet günü yaşayacak, var olacak ve ölecek son insana kadar bütün insanların ezelde toplandığı bir gün vardı. O güne “elestûbî bırabbûkûm günü” diyorduk. O gün Allahû Tealâ hepimize sordu:

-Elestûbî bırabbûkûm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim)? 
Negatif suallerin pozitif cevapları geliyor:
Dediler ki:
-Bêla (Evet)!
Yani “Sen bizim Rabbimizsin!”
 
İşte bu ezelde yapılan, gelecekte “Dünya” adı verilen bu gezegende yaşayacak olan herkesin Allah’ın huzurunda toplandığı, herkesin sırtından onun çocuklarının, o çocuklarının sırtından onların çocuklarının, 3. neslin sırtından 4. neslin, böylece kıyâmete kadar yaşayacak olan bütün nesillerin Allah’ın huzurunda bir araya gelmesi söz konusuydu. Bu, ezelde vücuda gelmiş olan bir olaydır.

Birinci defa; cem olmak (bir araya gelmek), Allah’ın tekliğini, birliğini ve Rabb oluşunu kabul etmek toplantısıdır. İlk insandan son insana kadar herkesin var olduğu bir bütünlük. Sonra bu bütünlük bir defa daha sağlanıyor. Ne zaman? Kıyâmet günü. Nerede? Mahşer meydanında. Fizik vücutlar toplanmış, nefsler fizik vücutların içine girmiştir ve Allah’a karşı herkes sorumlu mevkidedir. Hesap görülecektir. Mahkeme-i Kübra’da insanların mahkemeye çekilmesi! Allah’ın, onları teker teker karşısına alıp: “Sen beraat ettin. Sen etmedin.” diye bir hükme varması gerekmiyor. Herkesin hükmü, kendisine verilen kuşla tahakkuk eder. Bu bir kuş değildir. Bu bir sonuçtur. 

Bir insan ömür boyunca 2 grup kiramen katibîn meleği tarafından devamlı izlenir. 1. grup, 2 kişiden oluşan kiramen katibîn meleği, o kişinin bütün hayatının fizik standartlarını 3 boyutlu kameraya alırlar. Bu öyle bir kameraya alma usulüdür ki; kişinin hayatının her saniyesinde kazandığı veya kaybettiği derecât, otomatik olarak bu sistemin içinde yerini alır. Kişi her saniye derecât kaybetmişse kırmızı rakamlarla, derecât kazandıysa yeşil rakamlarla hayat filmine her saniye otomatik olarak işlenir. Bu kişinin fiillerinin yani aksiyonlarının filmidir ki; esas olarak kişiyi cennete veya cehenneme götürecek olan bu filmdir. Sağ tarafta kazandığı dereceler yeşil rakamlarla yer alır ve onların kümülatif değerleri yani toplanarak gelen son rakamı, daima her an hesapta görünür. Sol tarafsa kaybettiği derecelerdir. Onlar da kırmızı rakamlarla yazılır. Hem kaybettiği dereceler her an kaydedilmektedir hem de sonuç devamlı olarak ortaya çıkmaktadır. 2 tarafa birden aynı anda sonuçlar yazılır.
  
Kıyâmet günü kişinin amel defterine bakıldığında eğer sol taraftaki kırmızı rakamlar fazlaysa, o zaman o kişinin gideceği yer cehennemdir. Kuşu boynuna dolanır. Yani kaybettiği dereceleri ve kazandığı dereceleri ihtiva eden hayat filmi, 3 boyutlu olarak o kişiye teslim edilir. O kişinin gideceği yer cehennemdir. Sonsuza kadar orada kalacak ve Allah’ın emirlerine itaat etmemenin hesabını verecektir. Yasaklarına riayet etmemenin de hesabını verecektir. Ama kimin amel defterinde kazandığı dereceler yani sağ taraf, yeşil rakamlar sol taraftaki kırmızı rakamlardan (kaybettiği derecelerden) fazlaysa, o kişinin de gideceği yer cennettir. Burada bir defa daha hatırlatmakta fayda görüyoruz ki; hiç kimsenin önce cehenneme gidip cehennemde bir süre kalması ve oradaki cezasını çektikten sonra oradan ayrılarak cennete gitmesi diye bir şey Kur’an-ı Kerim’de mevcut değildir.
 
Cehenneme gidecek olan insanların o andaki hüviyetleri, onların cennete girmelerine müsaade edecek bir hüviyet taşımaz, bir vasıf taşımaz. Cennet, cehenneme gidecek olan bir insan için sadece bir görüntüdür. Cehennem de cennete gidecek olan bir insan için sadece bir görüntüdür. Öyleyse Allahû Tealâ kıyâmet günü fizik vücutları nefslerle birleştirirken bu muhteva içinde birleştiriyor. O kişinin yaşadığı süreç içerisinde nefsin hüviyeti (bu hüviyet), o kişinin kaybettiği derecelerin kazandığı derecelerden fazla olması veya kazandığı derecelerin kaybettiği derecelerden fazla olması muhtevasına dayalıdır ki; nefsinin kalbi bunu net olarak ihtiva eder. O kalbin yarıdan fazlası nurlanmışsa, fizik vücudun kalbi böyle bir nura sahip olduğu için fizik vücut cennete girecek bir hüviyet kazanmıştır. Oradaki nurlarla karanlıklar arasındaki ilişki, o kişinin fizik vücudunu cennete veya cehenneme duyarlı hale getirir. Birisine duyarlı olan diğerine duyarlı olamaz. Yani günahları sevaplarından fazla olan bir insanın nefsinin kalbi sevapları günahlarından fazla olduğu cihetle %50’den fazla nurla doludur. 

Bu nefs, fizik vücutla birleştiği anda fizik vücut artık yeni bir hüviyet taşır. O kişinin fizik vücudu için, kalbi %50’den fazla nurla dolduğu için cehennem sadece bir görüntü olur. O, cennetin standartlarına göre derhal hüviyet kazanır. Bir diğer fizik vücut da eğer %50’den fazla karanlıkla doluysa yani kazandığı kalbindeki aydınlıklar %50’nin altındaysa, nefsinin kalbi daha çok afetlerle doluysa, bu kişinin nefsi cehenneme gidecek olan bir kişinin nefsidir ki; fizik vücut cehennem standartlarına göre hüviyet kazanır. Onun için nefsler birleştirildiği zamanla alakalı olan âyet-i kerime bu konunun temel muhtevasını göstermektedir. 

İnsanlar kıyâmet günü hesap görmek üzere oraya giderlerken sonuç belli olmuştur. O kişinin kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazlaysa, nefsinin kalbi mutlaka afetler itibariyle daha geniş bir standart içindedir.

Sevgili kardeşlerim! Her halükârda kişinin hayat boyunca serbest iradesiyle olan davranışları, o kişinin sonsuz geleceği için son derece önemli bir konudur. Sonsuz gelecek bir cennet hayatıdır veya sonsuz gelecek bir cehennem hayatıdır. Kimin kalbindeki afetler daha fazlaysa, onların kaybettiği dereceler mutlaka kazandığı derecelerden fazladır. Böyle bir ortamda fizik vücut, kazandığı dereceler fazla olduğu cihetle cennet için fiziktir. Ama cehennem için sadece bir görüntüdür. Aynı açıdan baktığımızda cehennem o kişinin fizik vücudu için sadece bir görüntüdür. Cehennemin içine girdiği zaman uçarak girebilir. Duvarları onun için bir şey ifade etmez, bir fizik hüviyet taşımaz. Sadece bir görüntünün, başka bir âlemin fiziğinin içine girer. Cehennemin katlarını uçarak dolaşır, sonra oradan ayrılıp cennete ulaşır. Bu, onun için bir huzur ve mutluluk meselesidir. Cehennemdeki insanlarla cennete girdiği zamanki durumu karşılaştırdığı zaman Allah’ına sonsuz hamd ve şükreder kişi. Allah’ın dînini öğrendiği için, o dînin gereklerini yerine getirdiği için, cehennemden kurtulduğu için Allah’a hamd eder ve şükreder.
 
Sevgili kardeşlerim! İkinci grup insansa; onların kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazladır. Nefslerinin kalbi de bunu ifade eder. Hayat filmlerindeki sonuç, o kişinin gideceği yeri kesin olarak belirler.
 
İnsana bütün davranışlarını yaptıran şey nefsinin kalbindeki afetler ve hasletler dengesidir. Kişi nefsinin afetlerine tâbî olursa derecât kaybeder, nefsinin afetleri ne kadar azalırsa o kadar güzel davranışlar sergiler. Kişinin güzel davranışları giderek artar, negatif davranışları azalır. Öyle bir gün gelir ki; kişi daimî zikrin sahibi olur. O noktada artık davranışları ona hep derecât kazandıran hüviyet taşıyacaktır. 

Sevgili kardeşlerim! Bu kalın çizgilerle bu ölçüleri ihtiva eder. Allahû Tealâ’nın dizaynı öyle bir dizayndırki; O Yüce Allah, herkesin cennete girmesini ister. Onun için insanlara çeşitli imtihanlar yaşatır, onların hakikatleri öğrenmelerini sağlamak üzere, Allah’a ulaşmayı dilemelerini sağlamak üzere. Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, dilediği an Allah o kişi üzerinde tecelli etmeye başlar ve o tecellinin o kişi üzerinde tesirleri açık açık o kişinin hayatında iz bırakan bir dizaynı gösterir.

Derecât kazandıkça, nefsinin kalbi fazıllarla dolacaktır, nurlanacaktır. Fazıl, bir nurdur. Allah’ın yasak ettiği fiilleri işledikçe, nefsin kalbine afetler hâkim olacaktır. Afetlerle hasletler arasındaki dengede kişinin davranışları asıldır. Ne yapmıştır kişi, ne kazanmıştır? Ne yapmıştır, ne kaybetmiştir? Her saniye amel defterinde bunların hepsi yer alır. Nefsin kalbindeki afetleri temizleyecek olan şey, o kişinin yaptığı nefs tezkiyesine dayalıdır.
 
Nefs tezkiyesi “zikir” adı verilen bir müessesedir. O müessese, Allah’ın adının “Allah, Allah, … Allah” diye tekrarıdır. Eğer o kişi Allah’a ulaşmayı dilemiş de mürşidine ulaşmışsa, Allah’ın Katından o kişinin kalbine salâvâtla rahmet ve salâvâtla fazl isimli 2 grup nur girmesini ifade eder. Bu nurlarsa o kişinin kalbini işgal edecektir. İşte nefsin kalbine gelip orada yerleşen sadece %2 hüviyetinde olan rahmetin ötesi, nefsin kalbi tamamen nurlarla dolana kadar % 98 fazl olacaktır. Kimin kalbinde bu hüviyet oluşmuşsa, bir başka ifadeyle nefsinin kalbindeki nurlar afetlerden fazlaysa, o kişi için gidilecek olan yer, mutlak olarak Allah’ın cennetidir. Ama ölçü elbette sadece bu değildir.

Bir insan düşünün Allah’a ulaşmayı dilememiştir. Sonra dilemiştir ve ertesi gün ölmüştür. Böyle bir insanın da, Allah’a ulaşmayı dileyen herkesin gideceği yer mutlak olarak cennet olduğu için gideceği yer Allah’ın cennetidir. Sevgili kardeşlerim! İşte böyle bir insan, nefsinin kalbini henüz temizleyememiştir. Ama Allah’a ulaşmayı dilemişse, o kişi mutlak olarak Allah’ın cennetine gidecektir. Bu sebeple o kişi beraat eder. 

Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar ki Allah’a mülâki olmayı (ruhlarını hayattayken Allah’a ulaştırmayı) muhakkak surette dilemezler. Onlar, Allah’a ulaşmayı (ruhlarını Allah’a ulaştırmayı dilemeyen bu insanlar) Allah’ın âyetlerinden gâfildirler. Onların gidecekleri yer kazandıkları dereceler itibariyle cehennemdir. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Allah’ın âyetlerinden gâfildirler ve gidecekleri yer ateştir.”


10/YÛNUS 7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS 8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


Bir kişi Allah’a ulaşmayı dilemişse ondan sonra da ölmüşse, böyle bir insanın kalbî durumu, nefsin afetleri açısından ne gösterirse göstersin, o kişi mutlak olarak Allah’ın cennetine girecektir. İşte o insanlar, beraat eden insanlardır. Nefs kalbine baktığınız zaman nefsin afetlerinde pek bir değişiklik olmamıştır. Nefsin kalbi karanlık bir reçhe göstermektedir. Ama o kişi ölmeden evvel Allah’a mülâki olmayı dilemiştir; dilediği an o kişiye cennetin kapıları açılır. O kişi yaşadığı sürece Allah’a ulaşmayı dilemişse, Allah onu nurlarla besleyecektir. 

Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişiyi Allah mutlaka bir büyük huzurlu dünyada yaşatacaktır. O kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra mürşidine ulaştırılacaktır Allahû Tealâ tarafından. Tâbiiyetini gerçekleştirecek, nefs tezkiyesine başlayacaktır. Nefsinin kalbindeki afetler giderek azalacak, kalbindeki nurlar çoğalacaktır. Ne zaman ki o nurlar nefsin kalbinin % 50’sini aşacak, % 50’yi aşmış olduğu noktada o kişinin ruhu Allah’a ulaşacaktır. Bu ise ruhun Allah’a ulaşması ve Allah’ın Zat’ında ifnâ olmasıdır. Yani fenâfillâh olma olayıdır. Bu noktadaki kişi, 3. kat cennetin sahibi olur. 

Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, 1. kat cennet mutlaka o kişiye Allahû Tealâ tarafından temin edilecektir. O kişi mutlaka 1. kat cennetin sahibidir. Bu noktada ölse, mutlaka 1. kat cennete girer. Eğer mürşidine tâbî olduktan sonra kişi ölürse, bu tâbiiyetten sonra nefs tezkiyesi ona pek az şey kazandırmış olsa bile hiç önemli değildir. Bu kişi 2. kat cenneti almış, öyle ölmüştür. Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi ise 3. kat cennetin sahibi olarak ölmüştür.  Mutlaka kıyâmetten sonra gidecekleri yerler, bu standartlar içindedir. Nasıl 7 kat gökler varsa, dünyamızın etrafı 7 kat atmosferle çevrili ise, 7 kat cennet ve 7 kat da cehennem söz konusudur. 

 

Sevgili kardeşlerim! İşte bir insan Allah’a mülâki olmayı dilediği an beraat etmiştir, cehennemden kendisini kurtarmıştır. Mahkeme-i Kübra’da o kişinin nefsinin kalbi karanlıklarla dolu olmasına rağmen, o kişi mutlaka cennete gidecek bir sonuca ulaşacaktır.
 
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerimizde böyle bir nokta, kişinin beraat etmesidir. Yani nefsinin kalbindeki afetler hasletlerden fazla olmasına rağmen, bu nefsin kalbine bakılırsa bu kişinin gideceği yerin cehennem olması gerekirken, bu kişi Allah’a ulaşmayı dilemişse, nefsinin kalbindeki bu hüviyete rağmen, afetler hasletlerden çok daha fazla olmasına rağmen o kişinin gideceği yer mutlaka cennettir. Bu husussa, o kişinin cehennemden berîi olmasını yani beraatini ifade eder.
  
Sevgili kardeşlerim! Normal standartlar altında dengeye bakarsak, bir kişinin mürşidine ulaştığı noktada nefsinin kalbinde sadece %2 nur vardır. Ondan sonra 7 tane gök katı çıkacaktır. Her birinde %7 nur birikimi gerçekleşecektir ve başlangıçtaki %2’yle beraber o kişinin kalbinde %51 nur birikimiyle bu insan Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. Ruhen, ruhu Allah’a ulaşacaktır. Bu kişi mürşidine tâbiiyetinde 2. kat cennetin sahibi olmuştur. Allah’a ulaşmayı dilediği an 1. kat cennetin sahibi olmuştur. Nefsinin kalbi afetlerle doludur. Sonra 2. kat cennetin sahibi olmuştur. Mürşidine tâbî olduğu zaman gene nefsinin kalbi afetlerle doludur. Temizlenme olayı mürşide tâbiiyetten sonra başlayan bir muhtevadır. “Nefs tezkiyesi” adını alır. Ve kişi nefsinin kalbinde %51 nur birikimine ulaştığı gün 3. kat cennetin sahibi olur. Ruhu da Allah’ın Zat’ına hayattayken ulaşır, Allah’ın Zat’ında yok olur. İşte bu kişi beraatin 3. kat cennetine sahiptir. Cehennemden berîidir. 3 kat cennetin de sahibidir.
 
Öyleyse Allah’a ulaşmayı dileyen kişi beraatin ilk adımını atmış, 1. kat cennetin sahibi olmuştur. Mürşidine ulaşıp (Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşıp) tâbî olan kişi 2. kat cennetin sahibi olmuştur. Beraat konusunda 2. adımı atmayı Allahû Tealâ ona nasip kılmıştır ve Allah onun ruhunu Kendisine ulaştırır. Bu ise kişiyi 3. kat cennetin sahibi kılar. 3. kat cennetin sahibi olmak, nefsin kalbinin %50’den fazlasının nurlarla dolmasını ifade eder.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ bizlerden yana. “Siz sadece Bana ulaşmayı dileyeceksiniz. Sonra Ben sizi Kendime ulaştıracağım. Önce Bana soracaksınız hacet namazı kılarak: Kim benim mürşidim? Ben size mürşidinizi göstereceğim. Ona tâbî olacaksınız. Tâbî olduğunuz an, ruhunuz vücudunuzdan ayrılacak ve devrin imamının dergâhına ulaşacak. Oradan seyr-i sülûktaki diğer ruhlarla beraber 7 katlık bir yolculuk yapacak Bana doğru.” diyor Allahû Tealâ.
 
7. gök katının 7. âlemine kadar ulaşacak kişinin ruhu. Kader Hücreleri’ni geçecek, Ümmülkitab’ı geçecek, Kudret Denizi’ni geçecek, Makam-ı Mahmud’u geçecek, Divan-ı Salihin’i geçecek, Zikir Hücreleri’ni geçecek, Sidretül Münteha’ya ulaşacak, ruh oradan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşacak, Allah’ın Zat’ında yok olacaktır.     İşte bu ruh, Allah’ın Zat’ına ulaşmış, Allah’ın Zat’ında yok olmuştur. Kişi ise Allah’a ulaşmayı dilediği an beraat etmiştir. 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah, O’na sonsuz hamd ve şükrederiz ki; hepimizi, bütün insanları çok seviyor. Bir hiç karşılığı, sadece bir dilekleriyle bütün o insanları cehennemden kurtarmaya hazır. Sadece Allah’a ulaşmayı dilemeleri karşılığında, bu kişilerin Allah’tan mürşidlerini sorması ve ona ulaşıp tâbiiyetleri halinde, daha henüz hiç amelleri yokken, nefs tezkiyesi yapmamalarına rağmen Allahû Tealâ onları 2. kat cennetine kabul buyuruyor.

Bu noktada vücuttan ayrılan ruhun, 7 tane gök katını aşması ve Allah’ın Zat’ına ulaşması söz konusudur. İşte böyle bir işlemin tahakkuku halinde 7 tane gök katını aşan ruh, nefsin tezkiyesine paralel olarak 7. gök katının aşılmasıyla Allah’ın Zat’ına ulaşır. 7 tane âlemden geçerek o kişi de, ruhu Allah’ın Zat’ına ulaştığı zaman 3. kat cennetin sahibi olur. Ne karşılığı? Sadece bir dilek karşılığı! O kişi: “Ey Yüce Allah’ım! Ben ruhumu bu dünya hayatını yaşarken Sana ulaştırmayı diliyorum. Beni de Sana ulaştır.” talebi, kalpten bir dilek olmak kaydıyla Allah için yeterlidir. Bu kişinin ruhu mutlaka Allah tarafından Allah’ın Zat’ına ulaştırılır.
 
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Öyleyse görüyoruz ki; insanlar daha Allah’a ulaşmayı diledikleri anda beraat ediyorlar. Aslında nefslerinin kalbî durumu itibariyle gidecekleri yer cehennem olmasına rağmen, bu insanlar Allah’a ulaşmayı diledikleri anda beraat ediyorlar. Düşünün ki; 3. kat cennetin sahibi olan kişi, nefsinin kalbi %51 nurlarla dolu olan kişidir. Bütün insanlar için Allahû Tealâ ardına kadar kapıları açmış. Hepinizi mutluluğa, huzura, şu dünya hayatını yaşarken saadet içinde bir dünya hayatı geçirmeye davet ediyor. Biz de hepinizi davet ediyoruz. Beraata davet ediyoruz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Sizler hakikatleri biliyorsunuz. Biz bilmeyenlere sesleniyoruz. Allah’a ulaşmayı dileyin ki; Allah sizleri beraat ettirsin, cehennemden kurtarsın. Mürşidinize tâbîi olun ki; 2. kat cennetin sahibi olasınız ve Allah ruhunuzu Kendisine ulaştırsın. Ruhunuz Allah’a ulaştığı zaman sizi 3. kat cennetin sahibi yapsın. 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bir sohbetimiz daha burada tamamlanıyor. Beraat Kandili münasebetiyle Allahû Tealâ’nın bizleri el ele, gönül gönüle bir beraberlikte bu konuları tezekkür etmeyi nasip kılması hasebiyle Yüce Rabbimizden hepinize sonsuz mutluluklar diliyoruz. Sonsuz mutluluklar sizlerin olsun sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Ve Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R

TARİHİ: 27.08.2007