KIYÂMET

KIYÂMET

 

Eûzûbillahimineşşeytanirracim Bismillâhirrahmânirrahîm

 

Esselâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berakâtuhu. 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Yüce Rabbimiz bizleri bir zikir sohbetinde birlikte kıldı. Konumuz: Kıyâmet.


Allahû Tealâ bir tek noktayı patlatmak suretiyle, büyük patlamayla kâinatı yarattı. İlmin ulaştığı sonuç ile Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de açıkladığı aynıdır. Kâinatı vücuda getirecek olan herşey, bu patlatılan bir tek noktadan ayrılarak kâinatı husûle getirmek üzere harekete geçti. Bu, bir noktadan başlayan ve sonsuza kadar dağılacak olan sistem bugün en az 100 milyar galaksi, her galakside de en az 100 milyar yıldız olarak hesaplanıyor.

 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ bu sebeple: “Yerlerdeki insanlar, göklerdeki insanlar ve onların ikisinin arasındaki insanlar.” diye 19 âyet-i kerime’de binlerce gezegende hayat olduğunu ifade ediyor.


21/ENBİYÂ 16: Ve mâ halaknâs semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn(lâıbîne).

Biz; yeri, göğü ve ikisinin arasındaki şeyleri, oyun (eğlence) olsun diye yaratmadık.



15/HİCR 85: Ve mâ halaknâs semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakk(hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl(cemîle).

Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan güzellikle yüz çevir.



18/KEHF 32: Vadrıb lehum meselen raculeyni cealnâ li ehadihimâ cenneteyni min a'nâbin ve hafefnâhumâ bi nahlin ve cealnâ beynehumâ zer'â(zer'an).

Onlara, iki adamın durumunu örnek ver. İkisinden birisine üzüm bağından iki bahçe kıldık (yaptık). Ve ikisini de hurmalıklarla kuşattık (çevirdik). Ve ikisinin arasında ekinler bitirdik.



5/MÂİDE 17: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Andolsun ki “Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah’dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter?” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir.

5/MÂİDE 18: Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuhu kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâu ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).

Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde niçin Allah size günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, siz O’nun yarattıklarından bir beşersiniz (insansınız), O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü Allah’ındır. Ve varış O’nadır (ulaşılacak makam O’nun Zat’ıdır).



19/MERYEM 65: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetihî, hel ta’lemu lehu semiyyâ(semiyyen).

Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Öyleyse O’na kul ol! O’nun kulluğunda sabırlı ol! O’nun İsmi’yle isimlendirilen (bir kimse) biliyor musun?



30/RÛM 8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).

Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.



32/SECDE 4: Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin ve lâ şefîi(şefîin), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).

O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde halketti (yarattı). Sonra arşa istiva etti (arşı sevva etti, dizayn etti, vechi arşta karar kıldı). Sizin O’ndan başka dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?



20/TÂHÂ 6: Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.

Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O’nundur.



46/AHKÂF 3: Mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beyne humâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen), vellezîne keferû ammâ unzirû mu’ridûn(mu’ridûne).

Gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. Ve bilinen (tespit edilen) bir zamana kadar. Ve onlar ki, uyarıldıkları şeylerden yüz çeviren kâfirlerdir.



38/SÂD 27: Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ bâtıla(bâtılen), zâlike zannullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû minen nâr(nâri).

Ve gökyüzünü, arzı ve ikisi arasındaki şeyleri bâtıl (boşuna) yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Artık ateş sebebiyle (azap edilecekleri için) inkâr edenlerin vay haline.



38/SÂD 66: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumel azîzul gaffâr(gaffâru).

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, Azîz’dir (yüce ve üstün), Gaffar’dır (çok mağfiret eden).



37/SÂFFÂT 5: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık(meşârıkı).

Göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Ve doğuların (da) Rabbidir.



26/ŞUARÂ 24: Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).

(Musa A.S): “Eğer yakîn (hasıl ederek) inananlarsanız; (O), göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.” dedi.



26/ŞUARÂ 28: Kâle rabbul meşrikı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).

(Musa A.S): “Eğer akletmiş olsanız, şarkın ve garbın (doğunun ve batının) ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir.” dedi.



65/TALÂK 12: Allâhullezî halaka seb'a semâvâtin ve minel ardı mislehunn(mislehunne), yetenezzelul emru beynehunne li ta'lemû ennallâhe alâ kulli şey'in kadîrun ve ennallâhe kad ehâta bi kulli şey'in ilmâ(ilmen).

O Allah ki, yedi kat gökleri ve yerden de onların misli kadarını (yedi kat yerleri) yarattı. Allah’ın herşeye kaadir olduğunu ve Allah’ın herşeyi ilmen (ilmi ile) ihata etmiş olduğunu (kuşattığını) bilmeniz için emir, onların arasında (gökler ve yerler arasında) devamlı iner.



43/ZUHRÛF 85: Ve tebârekellezî lehu mulkus semâvâti vel’ardı ve mâ beynehumâ, ve indehu ilmus sâah(sâati), ve ileyhi turceûn(turceûne).

O, öyle yüce ve mübarektir ki, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü O’nundur. O saatin (kıyâmet vaktinin) ilmi, O’nun indindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz.



2/BAKARA 164: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri vel fulkilletî tecrî fîl bahri bimâ yenfeun nâse ve mâ enzelallâhu mines semâi min mâin fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve besse fîhâ min kulli dâbbe(dâbbetin), ve tasrîfir riyâhı ves sehâbil musahhari beynes semâi vel ardı le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).

Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar sağlayarak denizde akıp giden o gemilerde, O’nun (Allah’ın) gökten su indirip böylece onunla, ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, orada bütün hayvanlardan yaymasında, rüzgârların (değişik yönlerden) esmesinde ve yerle gök arasında musahhar (emre amade) kılınmış bulutlarda, akıl eden kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır.



44/DUHÂN 7: Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkinîn(mûkinîne).

Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakîn sahibi iseniz.


Öyleyse, medeniyetler açısından konumuza yaklaşıyorsak şunu bileceğiz ki; o gezegende son yok edici atom savaşından sonra, hangi gezegende en uzun bir devre yaşanmışsa, bugüne kadar geçen devre hangi gezegende en uzunsa, o gezegen teknik seviye itibariyle en önde olan gezegendir. Zaman parçaları içinde Allahû Tealâ, insan adı verilen bu mahlûkuna mutlaka ni’metlerini verir ve medeniyet kurulur. Sonra silahlar yapılmaya başlanır. Nihayet atom bombası devreye girer. Kullanıldığı zaman da eğer iki tarafta da varsa ve öldürücüyse ve ölesiye kullanılırsa, bizim dünyamızdaki son atom savaşındaki olay vücuda gelir. İki taraf da kendisini yok eder. Bulundukları yere atom bombası atılıp da sağ kalabilenler; ne konuşabilmek yetkisinin ne de insan gibi davranabilmek yetkisinin sahibi olmayan ama görünüşleri insan olan bir ilkel kavim ortaya çıkartır.

İşte zamanımız tarihini inceleyenleri, Yontma Taş Devri, Cilalı Taş Devri, bilmem ne taş devri diye birtakım taş devirleri icat ederler. Ve zannederler ki: “O devirlerde dünya adı verilen gezegende bu hayat başlamıştır.” Buna da ilim derler. Hâlbuki bundan 5.000 yıl evvel, dünya adı verilen bu gezegende uçan daireler uçuyordu. İşte 5.000 yıllık bir piramidin, Mısır piramitlerinin 12,5 metre yüksekliğindeki tavanında görünen resim, 5.000 yıl evvele ait bir resimdir.

Ne gösteriyor? Helikopter, uçak, uçan daire… Aynen bugünün resimleriyle resmedilmiş gibi. Sanki o resim bu devirde yapılmış gibi. Oysaki uçan daireler, herkes tarafından görülebilmiş değildir. Yetmez, Mısır piramitlerinde, Firavunların mezarına girenlerin birer birer öldükleri tespit edildi. Sonra bakıldı ki; onlar, bir atom ışımasının sonucunda öldüler, radyasyonla öldüler. O zaman onlar zamanında, atomun sırlarının çözüldüğü ve bizden şu andaki hayat seviyemizden çok daha ötede çözüldüğü kesindir. 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamdederiz, şükrederiz ki; bu devirde bizler yaşıyoruz, hayattayız. Allahû Tealâ bizi insan olarak yaratmış. Hepimiz bunun şükrünü, hamdini eda etmek durumundayız. Allahû Tealâ’ya ne kadar saygılı, O'na karşı ne kadar edepli olursanız, O’nu ne kadar çok severseniz, o kadar mutlu olursunuz. Allah ile olan ilişkilerinizin bir mutluluk vesilesi olduğunu, O’nun sizi, sizin O’nu sevdiğinizden binlerce kat fazla sevdiğini sakın unutmayın sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! 

İşte böyle bir dizaynda yaratılışa baktığımız zaman bir noktadan her tarafa dağılan ve patlamak suretiyle harekete geçen ve hâlâ bu hareketi devam ettiren bir dizaynı görüyoruz. Hâlâ kâinatımızda, şu fizik vücutlarımızın yaşadığı, fizik âlemin bu kâinatın içerisinde, gezegenlerin hâlâ birbirine uzaklaşmakta olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ verdiği kinetik enerjiyle, itiş enerjisiyle kâinatı devamlı olarak büyütür. Kâinat mı? Tam bir insan vücudu şeklinde, cinsiyetsiz bir insan vücudu şeklinde yaratılmıştır. Rengi mi? Şu arkamda görünen resmin alt kısmındaki yaprakların renginde. Hani dereler yağmurdan sonra çamurlu akarlar ya, o renk.
 
Kâinat büyümeye devam ediyor. Allahû Tealâ’nın bu büyümeye, dur diyeceği bir gün gelecek. İşte o gün, kıyâmet günüdür. Zaman duracak. Geçmişten geleceğe doğru kâinatın büyümesiyle akan zaman, o noktada duracak. Sonra, o zaman tersine çalışmaya başlayacak. Neden? Çünkü gravitasyon yani yer çekimi kuvveti büyük kütlelerin küçük kütleleri kendini çekme istikametteki tesiri; küçük kütlelerin, büyük kütleler tarafından çekilmesini ve ona yapışmasını vücuda getirecek.

Bu sebeple Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de kıyâmet gününü tarif ederken, ayın dünyaya çarpacağını, ayla birlikte dünyanın güneşe çarpacağını söylüyor. Ay dünya tarafından çekilecek, ayla dünya birbirine yapışık haldeyken güneş tarafından çekilecek, bizim güneşimizdeki bütün gezegenler, bizim güneşimize yapışmış olacaklar. 


75/KIYÂME 6: Yes’elu eyyâne yevmul kıyâmeti.

“Kıyâmet günü ne zaman?” diye sorar.

75/KIYÂME 7: Fe izâ berikal basar(basaru).

Artık bakışlar dehşetle kamaştığı zaman.

75/KIYÂME 8: Ve hasefel kamer(kameru).

Ve Ay karardığı (zaman).

75/KIYÂME 9: Ve cumiaş şemsu vel kamer(kameru).

Ve Güneş ve Ay birleştirildiği (zaman).


Bütün güneş sistemlerinde aynı olay vücuda geldikten sonra ne olacak? Onların arasında da gravitasyon kendisini gösterecek ve onlar da birbirlerine yapışacaklar. Büyük olana, küçük olan çekilerek yapışacak, çarpacak. Sonra? Bu bizim galaksimizdeki olay. Galaksinin bütün yıldızlarının biraraya gelmesiyle, bir noktada toplanmasıyla sonuçlandıktan itibaren, galaksiler arasında bir birleşme cereyan edecek. Neticede; hepsinin muhteşem bir küçülmeyle o bir tek noktaya doğru giderek, bir tek noktada, kâinat kadar ağır bir noktada hepsinin yok olacağı bir hedef Allahû Tealâ tarafından tayin ediliyor.

Zamanın geçmişten geleceğe doğru gitmesi, kıyâmet günü zamanın durması, kıyâmetten sonra zamanın geriye gitmesi bu sebebe dayalıdır. İşte kıyâmet günü, bütün varlıklar birbirine yapışarak kâinat sahnesinden silinirken, bir küçülmeyle bir tek noktaya doğru hareket halindeyken acaba kıyâmet günü neler olur? Yer çekimi kuvvetinin dışındaki bir alan, İndi İlâhi’dir. Allahû Tealâ’nın katıdır. Orada hayat devam eder. Kıyâmet günü sur’a İsrafil (A.S) tarafından 1. defa üfürülür ve bütün gezegenlerde yaşamakta olan herkes ölür. 

Sonra ne olur? Sonra gravitasyon sebebiyle gezegenler ve sabiteler birbirlerini çekerek adım adım kâinat küçülüp bir noktaya doğru giderken; kâinatın büyümesi boyunca geçmişten geleceğe doğru akan zaman, gelecekten geçmişe doğru akmaya başlar. Bu akış sırasında zaman, her neslin yaşamakta olduğu çağa geri döndüğünde o insanlar zaten herbiri kendisinin hayatta olduğu zaman parçasında hayatta olacaktır. Ama bulundukları yerde, bulundukları gezegende yer çekimi kuvveti mevcut olmayacağı için, bu gezegen onları tutamayacak ve mahşer meydanındaki yer çekimi dolayısıyla mahşer meydanında toplanacaklardır.

İnsanlar, Âdem (A.S)’dan bu tarafa, insanlık tarihinin hangi noktasında yaşamış olurlarsa olsunlar o zaman parçasına da zaman mutlaka geri dönecektir. Ta sıfır noktasına kadar. Kâinatın o bir tek noktanın patlatılarak vücuda gelmesi noktasına kadar zaman geri gidecektir. Bu süreç içinde, hayat olan bütün gezegenlerdeki insanlar zamanın kendilerinin hayatta bulunduğu noktaya ulaştığı an onlar, zaten hayattadırlar. Yer çekimi kuvveti olmadığı için, çekim olayı olan bir tek nokta tarafından, İndi İlâhi tarafından, mahşer meydanı tarafından çekileceklerdir. Mahşerde bütün insanlar haşr olunacaklar, toplanacaklardır.

Ne oldu? Sur’a 1. defa üfürüldü. Mahşer meydanında geçmişte ilk insanın, Âdem (A.S)’ın varolması noktasından, kıyâmet günü yaşamakta olanlara kadar herkes mahşer meydanının o sonsuz büyüklüğünde biraraya toplanacaklar. Sonra mı ne olacak? Sonra İsrafil (A.S) sur’a 2. defa üfürecek ve mahşer meydanına toplanan herkes ölecek. Sur’a 3. defa üfürülecektir. Herkes aynı yaşta olmak üzere, 19 yaş veya 30 yaş deniyor ama kaç yaş olduğu hakkında bilgi yok, herkes yeniden hayata getirilecektir. İşte o noktada, herkesin hayata getirildiği noktada insanlar, 

1. faktör; herkes aynı yaşta olmak üzere.
2. faktör; ihtiyarlamayacak olan, yaşlanmayacak olan enerji bedenler hüviyetinde herkes tekrar canlandırılacaktır.

İnsanlar şu dünya hayatında yaşamışlar ve ölmüşlerdir. Bütün gezegenlerde insanlar yaşamışlardır ve ölmüşlerdir. Bu 1. ölümleridir. Sonra? Sur’a 1. üfürülüşünde, kıyâmet gününde hayatta olanlar da eskiden insanlar nasıl ölmüşlerse onlar da öleceklerdir. Ondan evvelkiler zaten ölmüşlerdir. Kıyâmet günü yaşayanlar da sur’a 1. üfürüşte onların da hepsi öleceklerdir. Bu, 1. ölümdür. Sur’a 2. defa üfürüldüğünde, ölenlerin hepsi canlanmış durumda olacaklardır. Yani sur’a 2. defa üfürülmeden evvel, 1. üfürülüşten sonra zaman geriye gidip sıfır noktasına ulaşıncaya kadar zamanın geriye dönüş esansındaki bütün zaman parçalarında yaşamakta olan insanlar, hayatta oldukları devreye zaman ulaştığı için hepsi hayatta olacaklardır ve mahşer meydanında canlı olarak toplanacaklardır. Tabiî kıyâmet günü hayatta olanların da zamanın o noktaya gelmesi sebebiyle, canlanması söz konusu olacaktır. Yani zaman geriye doğru kıyâmet gününe kadar dönecektir. Bu geri dönüş sırasında bütün insanlar, evvelâ kıyâmet günü ölenlerden başlamak üzere hepsi, mahşer meydanından başlayarak bütün gezegenlerdeki insanlar hayata getirileceklerdir ve kendi gezegenlerinde yer çekimi kuvveti olmadığından mahşer meydanında bütün insanlar, 1. ölümlerinden sonra hayata getirilmiş olarak toplanacaklardır. 

İşte sur’a 2. üfürülüş bu noktadan itibarendir. Neden? 

1- Allahû Tealâ herkesin aynı yaşta olmasını istiyor. 
2- Herkesin cennet veya cehennem hayatını yaşayabilecekleri, yaşlanmayan, ihtiyarlamayan sonsuz hayatlı bir cennet ve cehennem hayatını yaşayacak bir hüviyetteki insan bedenlerini oluşturmak üzere Allahû Tealâ, sur’a 2. defa üfletiyor. 

Herkes yeni bedenlerle, enerji bedenlerle canlanıyor. Bu canlanma, sur’a 3. defa üfürmekte gerçekleşir. 1. üfürmede hayatta olanların ölmesi, evvelkilerin zaten ölmüş olması olayıyla karşı karşıyayız. Kıyâmet günü hayatta olanların da nefslerinin ölümü tatması için onların da ölmesi söz konusudur.  Sur’a 2. üfürülüş; kıyâmettekilerden başlayarak zamanın geriye doğru gitmesiyle, bütün ölenlerin dirilmeleri söz konusudur. 2. üfürülüşten evvel bu olay gerçekleşiyor. Sur’a ilk üfürülüşünde, zaman başa kadar geri dönüyor. Bu süreç içerisinde ilk üfürülüşte zaman herkesin kendi bulundukları noktaya mutlaka ulaşacaktır. Ulaşınca, kıyâmet günü ölenler evvelâ dirilmek üzere bütün insanlar canlanacak ve mahşer meydanına doğru yola çıkıp oraya ulaşacaktır. 

O zaman İsrafil (A.S) sur’a 2. defa üfürür ve herkes ölür. Zaten herkes mahşer meydanında ve orada yeniden ölüyorlar, 2. ölüm. Sonra sur’a 3. defa üfürülür ve herkes 19 yaşındaki veya 30 yaşındaki o halleriyle ve bir de sonsuza kadar yaşayacak olan enerji bedenleriyle yeniden canlandırılacaklar.

 

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım!  Böylece insanların iki defa ölmesi ve iki defa dirilmesi söz konusu olur. Onun için Allahû Tealâ âyet-i kerimede şöyle söylüyor:


40/MU'MİN 11: Kâlû rabbenâ emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terefnâ bi zunûbinâ fe hel ilâ hurûcin min sebîl(sebîlin).

(Kâfirler) dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin, böylece günahlarımızı itiraf ettik. Artık (buradan) çıkmaya bir yol var mı?"


Allahû Tealâ’ya insanlar diyorlar ki: “Yarabbi! Bizi iki defa öldürdün, iki defa yarattın, iki defa dirilttin. Acaba dünyaya dönmeye yol var mıdır?” İşte 2. defa diriltilen insanların müşterek özelliği: 

1- Hepsinin aynı yaşta olmaları.
2- Cennet veya cehennem hayatını yaşayabilecekleri özelliklerde olmaları.

Bu noktada, mahşer meydanında yeni bir olay daha var. Herkesin öldükten sonra diriltilen fizik vücutlarına nefsler yerleştiriliyor. Nasıl bir insan fizik vücut, nefs ve ruh beraberliği içinde olmuşsa, bunların bir tanesi fizik vücut, bir tanesi nefs ise ruh da Allah’a dönmek üzere verilmişse, kıyâmet günü nefsler fizik bedenlerin içine girer. Allahû Tealâ kıyâmet günü için: “Nefsler birleştirildiği zaman.” diyor. 


81/TEKVÎR 7: Ve izân nufûsu zuvvicet.

Ve nefsler eşleştirildiği (fizik vücutla birleştiği) zaman.


Nefsler fizik vücutların içine girer ve ister cehennem hayatını yaşayacak olsunlar ister cennet hayatını yaşayacak olsunlar, nefs ile fizik vücut beraberce yaşayacaktır. Çünkü eğer bir ceza söz konusuysa, nefsinin sebebiyle gerçekleşmiştir. Bir mükâfat söz konusuysa, gene nefs sebebiyle gerçekleşmiştir. Ruh ise Allah’ın ruhudur. Allah’a dünya hayatında o kişinin ruhu dönememişse; ölüm sırasında ölüm melekleri o ruhu alırlar, Allah’a ulaştırırlar. Burada mahşer meydanındaki son olay, nefslerin fizik vücutlara yerleşmesi olayıdır. 

Bundan sonra herkes mahşer meydanından İndi İlâhi’ye çekilir. Bütün insanlar için bir çekim kuvveti, bir cazibe merkezi, herkesi kendi hayat filmlerinin başına ulaştırır. Bu, hayat filmleri bir ekrana sahip değildir. Hepinizin bildiği gibi kiramen katibîn melekleri Allah’ın resûlleridir. Bir sürücü yani kameraman bir de şahit olmak üzere, iki kiramen katibîn meleği hepinizle beraber şu anda görevlerini yapıyorlar. Bizim de yanımızda var, görevlerini yapıyorlar. Hepinizin de bulunduğu yerde görevlerini yapıyorlar. 3 boyutlu olarak hem aksiyonlarınızı yaptığınız herşeyi fizik vücut olarak hem de o şeyler yapılırken aklınızdan neler geçtiğini de filme alıyorlar. Aynı zaman parçası içinde iki tane film çekiliyor. 

İşte mahşer meydanında, bu iki filmin birlikte çalıştığını göreceksiniz. Hayatınızın doğumunuzla başladığı noktadan, öldüğünüz güne kadar yaptığınız herşey, her saniye vazifeli olan kiramen katibîn melekleri vasıtasıyla filme alınmış bir ispat vasıtası olarak İndi İlâhi’de hazır vaziyettedir. Hiç kimse başka birisinin hayat filmine gidemez. Manyetik alanlar, elektronik sistemler, herkesi sadece kendi hayat filmlerine ulaştırır. Herkes görür ki, o gerçekten kendi hayat filmidir. Zaten olayları yaşarken kişi de hatırlayacaktır.

Buradaki bir güzel olay; elinize mizan adlı bir ölçü sistemi verecekler. Kâinatta mevcut olabilecek bütün fiiller, bu sistemin içerisinde yer alır. Kişinin taammüd durumuna göre yani tasarlayarak tatbik etme seviyesine göre, bunun olaydaki yüzdesine göre bütün olayların hata götürmez bir şekilde tespit edildiği ve Allah’ın ölçüleriyle adaletli bir şekilde dizayn edildiği bir ölçek verecekler. Bunun adı, mizandır. Öyle ki; her saniye, herkesin hayat filminde rakamlar görünecektir. O elinizdeki mizan ile hayat filminde gösterilen rakamlar, her saniye birbirini tam olarak göreceksiniz ki, tutacaktır. Orada, kâinatta işlenmesi mümkün olan bütün fiiller ölçü olarak vardır. Sizinki hangi fiili yaptıysanız, sadece o fiile ait rakamları göreceksiniz. Hayat filminizdeki rakamla, mizandaki rakamın her seferinde tam tamına birbirine uygun çıktığını, birbirine eşit olduğunu göreceksiniz. Anlayacaksınız ki, size kıl kadar zulmedilmemiştir. Sonra ne olur? Sonra hayat filmleriniz elinize teslim edilir. Allahû Tealâ diyor ki:


17/İSRÂ 13: Ve kulle insânin elzemnâhu tâirahu fî unukıhî, ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).

Bütün insanların kuşunu (kazandıkları ve kaybettikleri dereceleri) boynunda bağladık (boynuna astık). Ve kıyâmet günü ona, neşredilmiş kitabı (üç boyutlu olarak boşlukta oynayan hayat filmini) çıkarırız.

17/İSRÂ 14: Ikra’ kitâbeke, kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).

Kitabını oku (hayat filmini izle)! Bugün hasib (hesap görücü) olarak (hayat filmindeki) nefsin(in cennete veya cehenneme gideceğini gösteren negatif ve pozitif derecelerinin neticeleri) sana kâfi oldu.


“Onlara kuşları verilir. Boynunuza asılır.” Kuşlar sağdan verilir ki, bunun mânâsı; kişi, cehennemi gezmek maksadıyla görecektir. Oradaki insanlara tatbik edilecek olan işkenceleri gördükten sonra cennete girecek olanların kendilerine hiç eza ve cefa edilmesi mümkün değildir. Hiçbir şekilde cezalanmaları söz konusu değildir. Cehennemden sevinç gözyaşları içinde, Allah’a sonsuz hamd ve şükürler ederek ayrılmaları söz konusu olacaktır. Cehenneme uçarak gireceklerdir. 12 metre veya daha yüksek olan şeffaf kapılardan uçarak gireceklerdir.
 
Kapı dediğimiz şey, kapı gibi açılmaz. Kapalı bir duvar gibidir. Şeffaf bir duvar düşünün. Duvar deyince aklınıza taşlar tuğlalar falan geliyor. Hayır, öyle bir şey yok. Sadece, bizim âlemimizde plastik dediğimiz şeyden imal edilmiş olan, 12 metre yükseklikte, belki daha fazla 12-15 metre civarındaki yükseklikte şeffaf, mika dediğimiz plastik, içersini gösteren bir plastiğin içinden cennete girecek olanlar uçarak cehennemden içeri geçer. Cehenneme oralardan uçarak girerler. 

Cehennemin iç dünyasına, yani cezalandırma kesiminin içine de o cehennemin ikinci giriş kapısından girerler. Cehennemin cezalandırma sistemi; avlunun içindeki binanın içersindedir. Orada cehennemin katlarını gezerler. Cennete girecek olanlar, her katta Allah'a şükürleri, hamdleri artarak 7 kat cehennemi görüp oradan ayrılırlar. Ne girerken ne çıkarken onlara bir engel yoktur. Plastik hüviyetteki o şeffaf duvarlar, onlar cehennemin aslında her noktasında giriş kapısıdır. Çünkü uçarak girenler, hangi noktadan isterlerse oradan içeri girerler ve şeffaf duvarlar onlara mâni olmaz, rahatlıkla girebilirler. Çıkarken de yine rahatlıkla, sanki o duvar hiç yokmuş gibi çıkarlar. Hiç yokmuş gibi demekten muradımızın ne olduğunu söyliyelim. Bu arada onların oradan uçarak geçtiklerini gören, cehennemde cezalanacak olanlar da koşarak giderler. Oradan içeri girmek üzere atlarlar ama kafalarını o plastiğe vurup, yere düşerler. Cehennem bekçileri onlara derler ki: “Oradan değil, buradan gireceksiniz.” İşte o zaman cehennemde kalacak olanlar görüyorlar ki; tıpkı bu dünyadaki kapılar gibi gene içersini gösteren bir şeffaflıkta kendileri için bir kapı var. Oraya varanlar cehennem zebanilerini görebilirler. Böyle bir dizaynda oradan içeri girmek için o kapıya ulaşırlar. Cehennem zebanileri o kapıyı, o kişinin sürünerek geçebilecek kadar yükseltirler. Mutlaka cehennemde kalacak olanların, burunları yere sürtünerek cehenneme girmeleri söz konusudur. Mutlaka burunları yere sürtünerek, sürünerek cehenneme girerler. Bütün cehennemde kalacaklar için, cehenneme giriş şekli budur. Cennete girecek olanlar uçarak girmişlerdi, şeffaf kapılar onları geçirmişlerdi ama ötekilerini geçirmezler.

İşte bu içeri girişten sonra, cehennemin avlusunda diz üstü çökmüş vaziyette cehennemlikler beklerler. Ne zamana kadar? Ta ki bütün cennete girecekler, cehennemi görüp ve Allah’a hamd-ü senâlar ederek şükrederek cehennemi terk edene kadar. Bu noktaya kadar şunu görüyoruz ki; İndi İlâhi’den cehenneme gitme olayı herkes için mutlaka gerçekleşecektir. Öyleyse, İndi İlâhi ile cehennem arasında bir sırat köprüsü olması mümkün değildir. Çünkü herkes mutlak olarak cehenneme girecektir. Hem cennete girecek olanlar hem cehenneme girecek olanlar. 

Sonra ne olur? Cehennemi gördükten sonra cennete girecek olanlar, oradan çıkarak; o şeffaf, yüksek kapıların içinden gene uçarak sanki o kapılar yokmuş gibi uçarak çıkarlar ve hepsi mutlaka cennete girerler. Cehennemde kalacaklar ise bir daha cehennemden çıkamazlar. Öyleyse sırat köprüsü, cehennemden çıkan cennetlikler için de mevcut olamaz. Çünkü hepsi mutlaka cennete gireceklerdir. Öyleyse ne İndi İlâhi ile cehennem arasında bir sırat köprüsü olabilir ne de cehennem ile cennet arasında bir sırat köprüsü olabilir. İkisinde de hiç fire vermeden bütün insanlar geçer. Birinci girişte cehennemlikler de cennetlikler de hepsi hiçbir fire vermeden cehenneme ulaşırlar. Çıkışta ise cehennemlikler cehennemde kalır, cennetlikler de oradan çıkıp mutlaka hepsi cennete ulaşır. Öyleyse ne girişte ne çıkışta bir sırat köprüsü olması mümkün değildir.

Sonra ne olur? Cennete girenler, cennette sonsuz bir hayat yaşarlar. Cehenneme girenler de cehennemde sonsuz bir hayat yaşarlar. Çeşitli işkenceler onları, şu dünyadaki hayatlarını doğru tanzim edemedikleri için, şeytanın kurbanı oldukları için sonsuz bir ızdırap içinde bir sonsuz zaman parçasını yaşamak mecburiyetindedir.

Kıyâmette bütün gezegenler birbiriyle birleşip, birbirine çarpılıp sıfır noktasına kadar küçülecek ve hepsi yok olacaktır. Cennet ve cehennem hariç. Onlar da sonsuza kadar var olacaktır. Ama bu sonsuzun neresinde olduğunu bilmiyoruz ama bir noktasında Allahû Tealâ, cehennemin ve cennetin göklerini çatlatacaktır. Cehennem de cennet de içindeki insanlar da cehennem zebanileri de cennetteki huriler de gılmanlar da hepsi, enerjiye döndürülecekler. Allahû Tealâ nasıl hiçbir şey yokken enerjiyi vücuda getirip oradan maddeyi yarattıysa, maddeden önce enerjiye dönüşmesi temin edilmiş olacaktır. İnsanlar da oradaki vazifeliler de cennet de cehennem de evvelâ enerjiye dönüşecek. Sonra da Allahû Tealâ nasıl yoktan enerjiyi vücuda getirmişse, tekrar enerjiyi yok olma noktasına ulaştıracaktır, yok edecektir. İşte başlangıç, işte sonuç!

Etrafınızdaki insanlara bunları anlatın. Kurtuluşlarının mümkün olmadığını, Allah’a ulaşmayı, Allah’a mülâki olmayı dilemezlerse mutlaka cehenneme gireceklerini ve cehennemden bir daha çıkmalarının imkânsız olduğunu insanlara anlatın. İnsanlar hep zannediyorlar ki: “İnsanlar cehenneme girer, cehennemde günahları kadar yanarlar, ondan sonra Allahû Tealâ onları hafif tertip leblebi gibi orda yanıp kavurduktan sonra oradan alacak ve cennete koyacaktır.” zannederler. Hiç kimse cehenneme girip de cehennemde yanmaya başladıktan sonra, oradan çıkamaz. Cehennemde kalacak olanlar, o diz üstü bekleyenlerdir. Ta ki, cennete girecek olanların hepsi oradan çıksın. Onlar çıktıktan sonra sıra, cehennemin dışındaki avluda bekleyen milyonlarca insanın cehenneme girmesiyle noktalanır. Herbiri kendi katlarına dağılırlar. İşkenceler başlar, sonsuza kadar da devam eder.

Herşey bu kadar korkunç olmasına rağmen ve bütün insanlar bu dünya üzerinde veya kâinatın neresindeyseler, orada yaşadıkları bu kısacık dünya hayatından böyle bir sonuca ulaşacaklarına göre yapılması lâzımgelen şey; Allah’a ulaşmayı dileyip, Allah’ın cennetine girmek olmamalı mı?

Kıyâmet konusundaki sözlerimiz inşaallah burada tamamlanıyor. Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

TARİHİ: 10.10.2006


İmam İskender Ali  M İ H R