KADİR GECESİ


Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki bizleri bir defa daha Allah’ın zikir sohbetinde bir araya getirdi. 

Bu gece Kadir gecesi. Allahû Tealâ Kadir gecesinden “leyletil kadr.” diye bahsediyor.

97/KADR (KADİR) 1: İnnâ enzelnâhu fî leyletil kadr(kadri).

Muhakkak ki Biz, O’nu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde Biz indirdik.

97/KADR (KADİR) 2: Ve mâ edrâke mâ leyletul kadr(kadri).

Ve Kadir Gece’sinin ne olduğunu sana bildiren nedir?

97/KADR (KADİR) 3: Leyletul kadri hayrun min elfi şehr(şehrin).

Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

97/KADR (KADİR) 4: Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ bi izni rabbihim min kulli emrin.

Melekler ve ruh, onda (o gecede) Rab’lerinin izniyle herbir emir için inerler.

97/KADR (KADİR) 5: Selâmun, hiye hattâ matlaıl fecr(fecri).

O (gece), fecrin doğuşuna kadar selâmdır (selâmettir).

 


Bu gece için diyor ki: “Sen Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? O gece bin yıldan, bin geceden daha hayırlıdır.” diyor Allahû Tealâ. 

Öyleyse bin gece hep dua edebilseydiniz Allahû Tealâ’ya, Allah’ın size ulaştıracağı af müesseselerinin hepsini de bir araya toplayabilseydiniz, demek ki Kadir gecesini ihya edebildiğiniz takdirde, Allahû Tealâ’nın size vereceği bundan daha üst boyutta bir hediye. 

Allahû Tealâ’nın dizaynına dikkat edin. O, kadir gecesinin bin geceden değil, bin yıldan daha hayırlı olduğunu söylüyor. Öyleyse Allahû Tealâ’nın İndi’nde son derece değerli bir geceyi yaşayacaksınız. Kadir gecesi herkes içindir. Herkes her 24 saatin sahibidir. Her yeni gün herkes için birden gelir. Kadir gecesi de öyle. Ne mutlu o gecenin kıymetini bilenlere. 

Öyleyse kadir gecesi dediğiniz zaman öyle bir gece düşüneceksiniz ki o gece Allah’ın bütün kapıları açılmış olacak. Allah’ın melekleri, zamanın halifesinin ruhu ve özellikle Divan-ı Salihîn’in bütün üyeleri o gece inerler. O gece Allah ile sizin aranızda bir vasıta olurlar. Sizden Allah’a mağfiret taleplerinizi, af taleplerinizi Allah’a ve size O’nun affını ve müjdelerini aslına ulaştırırlar. Dış dünyanız, normal şuurunuz neler olup bittiğini anlayamasa bile iç dünyanız; ruhunuz ve nefsiniz neler olduğunu mutlaka bilecektir. 

Allahû Tealâ’nın İndi’nde sizin için Kadir gecesinin ne kadar daha değer taşıdığını ifade ediyoruz. Kadir gecesi, Kur’ân-ı Kerim’in dünya semasına indirildiği gece. Bin aydan daha hayırlı bir gece. 

Allahû Tealâ’nın ihsanına dikkatle bakın. İster bin gece desin, ister bin ay desin, ister bin yıl desin ama bu gecenin özelliğine dikkatinizi çekmek istiyorum. “Sen Kadir gecesini bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” diyor Allahû Tealâ. 

Gecenin açıklamasını yapabilmek, hayrın açıklamasını yapabilmekle paralel gider. Bütün güzellikleri Allahû Tealâ bütün insanlar için vermiş. Öyleyse hepinizin en güzeli yaşamanız bu gecede olacaktır. Bu gece başka geceler yapamadığınız her şeyi yapmalısınız. Bu gece mümkün olursa sabaha kadar Allah’ı zikretmelisiniz. Namaz kılmalısınız, namaz borçlarını ödemelisiniz. Bilhassa Allah’ın sizi bu gece sevmesi için her şeyi yapmalısınız. 
Allahû Tealâ’dan tazarru ve niyazda bulunun. Günahlarınızı affetmesini isteyin. O’nu ne kadar çok sevdiğinizi anlatın. Dertlerinizi anlatın O’na sabaha kadar. Nerede sizi sıkan, sizi üzen bir olay varsa, içinize oturan bir üzüntü konusu varsa O’nu muhakkak Allahû Tealâ’ya açıklamalısınız. 

Öyleyse dizaynı en güzel boyutlarda Allahû Tealâ anlatıyor. Bütün insanlar için söz konusu olan işte budur. Allah ile yakınlığı temin etmek, O’na yakîn hâsıl etmek. Bu, Allahû Tealâ’nın İndi’nde bütün insanlar için muhteşem bir ilgi odağıdır. Allahû Tealâ ile sizler arasında kadir gecesi senede bir kurulan bir köprüdür. Bütün günahlarınız günah olarak oraya ulaşır, affedilmiş olarak; sevap olarak geri döner. Öyleyse Allah’ın Kadir gecesini çok dikkatli dizayn edin. 

Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Kadir gecesini, ramazan ayının son 10 gecesinde arayın.” diyor. Allahû Tealâ ise o gece Bize işaretini veriyor ki her gece Divan-ı Salihîn, üyeleriyle doludur. Ama yılda bir gece; kadir gecesi orada kimseyi göremezsiniz. O yuvarlak hüviyetteki caminin yuvarlak balkonları bomboştur. Öyleyse nasıl bir cami bu? Tam bir daire şeklinde. Balkonları da ona paralel. Öyleyse orada daire şeklinde bir oturuş söz konusudur. Ve Divan-ı Salihîn’in başkanı Cabbar Hocadır. Ne zaman biz oraya ulaşsak Cabbar hocanız yerini Bize terk eder. Ve o dinleyenlerin arasına ulaşır. Ne zaman Peygamber Efendimiz (S.A.V) oraya gelse Cabbar hoca gene oradan ayrılır; yerini ona terk eder. O, dinleyenler arasında yerini alır.

Daire şeklinde oturan bir grup düşünün. Allah ile son derece özel ilişkiler içinde olan insanlar bunlar; salihler. Öyleyse Divan-ı Salihîn, salihlerin oluşturduğu divan demek. Orada Divan-ı Salihîn, Allahû Tealâ’nın İndi’nde nedir? Bu dünya üzerindeki Allah’ın özel vazifeler verdiği bir divan oluşturur bu. Huzur namazının başlangıçtaki 3 kişisini devren çıkartırsanız, ondan sonra gelenlerin hepsi huzur namazının diğer üyeleri, Divan-ı Salihîn’in de üyeleridir. Bir kısmı vekâleten oraya giderler; aslında salâh makamının sahibi olmadıkları halde. Ama işgal ettikleri yerler, onların da orada üye olmasını icap ettirir.

Allahû Tealâ’nın İndi’nde kimler o gece vazifeli? Allahû Tealâ evvelâ zamanın halifesinden bahsediyor. Sonra meleklerden bahsediyor, melekler ve ruh. Sonra da Divan-ı Salihîn’in üyeleri. Eski tabirle azası. Öyleyse bunlar ne yapıyor? Bütün gece insanların arasındalar. Dünya sattına iniyor ruhlar, ruh olarak. İnsanlar arasında onlardan aldıklarını Allah’a taşımak üzere, Allah’tan aldıklarını da tekrar onlara taşımak üzere vazifeliler. 

İşte kadir gecesi öyle bir gecedir ki o gece hepiniz için hayır kazanmak söz konusudur. Öyleyse evvelâ hayrın bir dizaynını bilmek mecburiyetindesiniz. Hayır ve şer birbirinin zıttı olan iki tane unsurdur. İkisinin de özelliği kesindir. 

* Hayır, bize derecat kazandıran bütün olaylardır. 
* Şer, bize derecat kaybettiren bütün olaylardır. 

Kur’ân-ı Kerim’de ayrı ayrı cephelerden Allahû Tealâ derecat kazandıran ve kaybettiren olaylara farklı isimler de vermiş. Diyor ki: 

1. ayırım; hayır ve şer. 
2. ayırım; seyyiat ve hasenat.
3. ayırım; günah ve sevap.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın muhtevasına renk kattığı bir gecesi var, işte bu gece. Peygamber Efendimiz (S.A.V), nasıl bir hadîsinde diyorsa ki: “Kıyâmete yakın bir devirde bizim sünnetlerimizi canlandıracak olan insanlar gelecek. İşte Allahû Tealâ da bu gecenin; kadir gecesinin canlandırılmasını istiyor. 

Peygamber Efendimiz (S.A.V), o konudaki hadîsinde “Benim sünnetlerimi ihya edecek.” diyor. Ne demek bu? Canlandıracak, hayata geçirecek. Ölmüş olan insanların unuttuğu şeyleri tekrar diriltecek olan birisi. İşte Allahû Tealâ da kadir gecesi için, “O geceyi canlandırın.” diyor. 

Geceyi canlandırmak, acaba nasıl bir canlılık müessesesi bu? Sizinle kaim olan bir canlılık müessesesi. Her biriniz için kadir gecesi gelmiştir. Bu gece sabaha kadar Allah’ın güzelliklerini yaşayacaksınız. Ve uykusuz geçen bu gecenizde biraz gayret ederseniz, hepiniz Allah’ın nurlarını görebilirsiniz. Gözlerinizin önünde gözlerinizi kapasanız da açsanız da bir kaynaktan ikiye ayrılarak gözlerinizin ikisine de gelen bir ışık demeti göreceksiniz. Her taraf aydınlanacak. Karanlık olan odada siz her şeyi aydınlık olarak göreceksiniz. Gözlerinizi kapattınız. Görmeye gene devam edersiniz Allahû Tealâ’nın nurlarını. Açtınız, görmeye gene devam edersiniz. Bu nurlar açılırlar, kapanırlar, küçülürler, tekrar büyürler. Renkleri de sarımsı bir yeşilin etrafında değişir. 

Öyleyse bütün güzellikler sizde toplanır. İki ışığın birleştiğini göreceksiniz. Bir gözünüze gelen ışık, öbür gözünüze gelen ışık ve ilerde bir noktada ikisi mutlaka birleşir. Sonra dönmeye başlar. O güzelliği yaşarsınız. Allahû Tealâ’ya çok hamdedersiniz, çok şükredersiniz. Kalp gözünüzü açtı, size Allah’ın nurlarını gösterdi diye. Bu görüş standardının Allah’a en çok şükredeceğiniz zamanı, salâha ulaştığınız zaman; Allah’ın Zatı’nı gördüğünüz zaman. Öyleyse bu dizaynı, Allah ile geçen o gecenizi dikkatle hayata getirin. 

O gece çok cezbe alırsınız. O gece ellerinizi uzun süre açık tutun. Allah’a dua edin ki sağ elinize şu büyüklükte bir altın liranın konduğunu hissedeceksiniz. Şu elinizin el ayasına. Onu hissetmeye çalışın. Dergâhtan, ana dergâhtaki altın para kümesinden ki şu yüksekliktedir. Genişliği de 1,5 metre filandır, yerden itibaren. Bu yükseklikte bir para yığını var orada. Her biri insanlar için. Ve avcunuza konacaktır. Ağırlığını hissedeceksiniz. Avucunuzda onun bulunduğu yerin farklı bir dizaynı olacak. Elinize baktığınız zaman öyle bir kadir gecesi geçireceksiniz ki bu gece elinizde aydınlık olacak. Gecenin karanlığında, çoraplarınız yoksa ayaklarınız aydınlık olacak. Allahû Tealâ vücudunuza etrafı aydınlatan bir nur verecek. Kadir gecesi boşuna bir gece değildir. Siz Allah’a lâyık olmaya çalışın. Allah size beklemediğiniz kadar güzellikler verir. 

Öyleyse Allahû Tealâ’nın hasenat dediği, Allahû Tealâ’nın salih ameller dediği, salihat dediği, Allahû Tealâ’nın hayır dediği şeyi bu gece yaşayın. Bin aydan daha çok kazanacağınız bir gece, bir tek gece. 

Bir çoklarınız: “Yarın iş günü. Ben bu gece sabaha kadar oturursam, uyumamayı başarırsam, aman Allah’ım yarın işimde ne olur durumum, okulum da ne olur?” Bunları düşündüğünüz zaman tam düşündüğünüz gibi olur. Büyük sıkıntı çekersiniz. Ama eğer: “Yarabbi! Ben bu gece uyumak istemiyorum. Beni güçlü kıl, beni uyutma ve akülerimi öyle bir doldur ki ben yarın işime gittiğim zaman, okuluma gittiğim zaman, çalıştığım zaman uykusuzluğumu yaşamayayım. 8 saat uyumuş bir insanın, uykusunu almış bir insanın dizaynı içinde işime gideyim.” O zaman başkalarının mucize dediği olayları yaşarsınız. İnanıyor musunuz? Öyleyse O’na güvenin. Eğer güveniyorsanız en kuvvetli sizsiniz. Allahû Tealâ öyle söylüyor: 


3/ÂLİ İMRÂN 160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yansurukum min ba’dihi, ve alâllâhi felyetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).

Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).


“Eğer Bana inanıyorsanız; Allah’a inanıyorsanız Bana güvenin. Eğer Allah’a güveniyorsanız en kuvvetli sizsiniz.” 

Orada Allahû Tealâ güven kelimesini, tevekkül olarak almış yani bu güvende farklı bir yaklaşım var. Normal güven müessesesi; bir insanın korku karşısında sığınacağı bir yerlere ulaşması anlamını taşır. Bir sığınak; Allah’ın Zat’ı. 

O’na tevekkül, sadece o kadar değil. Sadece sığınmak değil. Bir korkudan kurtulmak değil. 

Tevekkül; 

* Allahû Tealâ’nın yüceliğine saygı duyarak O’na havale olmak, 
* O’nu kendisine vekil etmek, 
* O’na öylesine güvenmek ki O’nun sayesinde yaşadığının farkına varmak, 
* Her şeyinin O’na ait olduğunun farkına varmak. 

Tevekkül kelimesi, vekil kelimesi hep aynı kökten gelir. Vekile; çoğulu bu kelimenin. Ama tevekkül de insanın Allah’ı kendisine vekil edinmesi ve Allah’ın da o kişiye karşılık olarak vekil olması söz konusudur. Hep insanlar size “Kendinize güvenin, kendinize güvenin, kendinize güvenin.” diye ahkâm keserler. Siz de onlara deyin ki: “Yanlış söylüyorsun azîz kardeşim. Kendine değil, Allah’a güveneceksin. Ve o güvendiğin Allah’ı yanında hissettiğin zaman, seninle beraber hissettiğin zaman senden daha kuvvetli kimse olamaz. Çünkü yanında kâinatı yaratan Allah var. Tehlikeyi kim oluştursa oluştursun, onların hepsini O, yaratmış.”

Öyleyse siz herkesin sahibinin yanındasınız. Ne yazar ki? Ne yaparlarsa yapsınlar; silahlar, öldürme gayretleri, aklınıza ne geliyorsa. Hiç birisinin bir değeri yoktur. Ölüm, onu binlerce defa yaşamış bir insan için ne ifade eder ki? Hep ölümle korkuturlar insanları. Daha ilk tayyi mekânda ölümü yaşarsınız, bitmiştir olay. Ondan sonraki her yeni tayyi mekân olayı, bir defa daha ölümü yaşamanızdır. Aynı standarttadır; evet. Öldüğünüz zaman da fizik vücudunuz aşağıdadır. Hangi şekilde öldüyse o vaziyette kalmıştır ve ölmüştür. Ama siz yaşıyorsunuz. Onun üzerinde yere paralel olarak onu görüyorsunuz. Aklınız bu vücudunuza değil, nefsinize kumanda ediyor. Ama görüyorsunuz ki aşağıda oturan, uyku haline girmiş olan ve ölmüş olan sizin cesediniz. Eee, bunu yüzlerce defa siz yaşadıktan sonra ölüm ne ki? Ne farkı var ki? 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki: “Ey sahâbe! Ölmeden evvel ölün ki Allah size 10 kat yerine 700 kat ihsan eylesin.” 

Ölmeden evvel ölmek; ruhunuzun vücudunuzdan ayrılıp Allah’a ulaşması, nefsinizin vücudunuzdan çıkması, aklınızın nefsinize kumanda etmesi, nefsinizle aşağıda oturan kendinizi görmeniz, kendinizin dışından ilk tayyi mekânda kendinize bakacaksınız ve Allahû Tealâ’ya çok şükredeceksiniz. 

Bu gece Allahû Tealâ’dan isteyin. Size tayyi mekân vermesini isteyin. Hediyesi boldur, ihsanı boldur, ni’meti boldur. Siz O’ndan isteyin, O size verir. O zaman şu binlerce kilometrelik mesafelerin bir değer ifade etmediğini görürsünüz. Nereye gitmeyi istiyorsanız o an oradasınız. Peki, uyku haline girmiş olan fizik vücudunuz? O da onu bıraktığınız yerde. Bakacaksınız ki burada, başınızdan onun başına bir kordonla bağlısınız. Nereye giderseniz gidin. Kâinatın hangi gezegenine; nereye giderseniz gidin, o uzar. Hiçbir zaman kopması söz konusu değildir. Görüyor musunuz? Bu dünyadaki fizik şartlara uymuyor. Ne kadar esnek bir ip yaparsanız veya plastik, bir süre sonra koptuğunu göreceksiniz. Ama Allah öyle yaratır ki o kopmaz. Kıyâmet günü bütün insanların nefslerinin hiç şaşırmadan ikinci defa hayata gelen fizik vücutlarının içine girmelerinin arkasında ne yatıyor zannediyordunuz? İşte bu bağ; o başınızın üzerinden çıkıp da nefsinizin başının üzerine ulaşan bu bağ. 

Şimdi budistler bir palavra atıyorlar. Göbeklerinden bağlıymışlar, fizik vücutlarının göbeğine. Bu işi yaşayanlar bilirler ki hiç de öyle değil. Ama şeytanla ilişki kuran insanlar, o tarzda bir bağ yaşarlar mı? Biz onu bilmeyiz. Ama Rabbimizin bize yaşattığı, bizim başımızın üzerinden fizik vücudumuzun başından nefsimizin başına bir bağ ulaşıyor. 

Öyleyse bu nedir? Tayyi mekân; Allah’ın büyük bir ihsanıdır. İlm-i ledûnun; Allah’ın insanlara mutluluk veren gizli ilimlerinin hatırı sayılır bir tanesidir. İnsanları çok büyük bir mutluluğa ulaştıran bir özel işarettir. O tarzda uçmayı Allahû Tealâ size nasip ettiği zaman, o fizik vücudunuz da dünya üzerinde uçmaya heves edecektir. Pilot filan olursanız hiç şaşmam. Allahû Tealâ bu istikamette herkese onun dilediğini verir. Yani bu gece çok özel bir gece. Allahû Tealâ’dan isteyin, hiç çekinmeyin. Lâyık olduğunuz, olmadığınız değerleri isteyebilirsiniz Allahû Tealâ’dan. İstemenin bir hududu yoktur. Ama onun size vermesi, sizin liyakatinize paralel bir olgu gösterecektir. O zaman gelecek kadir gecesinde Allah’a daha lâyık birisi olmaya çalışacaksınız ki geçen seferki kadirde alamadığınız daha üst seviye bir hediyeyi Allahû Tealâ size nasip kılsın. 

Hediyeleri sonsuzdur. Yalnız mutluluk üzerine düşünür hepiniz için. Yalnız sizi daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu etmeye çalışır. Ama bunun için o daha mutlu olmaya lâyık olmak mecburiyetindesiniz. İşte bütün problemler burada başlar. Allah’ın liyakat kanunu, liyakatle mükâfat arasında paralellik kurmuştur. İkisi at başı yürürler. Neye lâyıksanız mükâfatınızı; o liyakat seviyesinin mükâfatını ne bir eksik ne bir fazla Allah’tan mutlaka alırsınız. 

Dikkat edin! Siz bir bodrum katı inşa ediyorsunuz; Allahû Tealâ onun üzerine 700 katlı bir saray inşa ediyor. Ve 701. kata çıktığınız zaman bodrum katıyla beraber 701 kat oldu. Sanki siz o, 701 katın hepsini kendiniz yapmışsınız gibi 701 katının mükâfatını size veriyor. Hâlbuki 701 katını vücuda getiren siz değilsiniz, O. Ama o yüce Allah öylesine lütufkâr, öylesine cömert ki bütün hazinelerin öylesine sahibi ki bütün hazinelerini insanlara açmıştır. Sonsuz hazinelerin sahibi olan Allahû Tealâ, sizlere şu dünyadaki bütün güzellikleri hediye etmek için vardır. İstediği tek şey sizin mutlu olmanızdır. İşte kadir gecesi de daha fazla, daha ötede bir mutluluk için Allah’ın çok özel bir ihsan gecesidir.

İşte bütün insanlar için söz konusu olan şey, bunun dizaynıdır. O sonsuz ihsanların sahibidir. Herkese her şeyi ihsan etmek için daima hazırdır. Ama liyakat kanunu gereğince herkese lâyık olduğunu vermek gibi bir kanunun gereğini yapar. Kim, neye lâyıksa karşılığını Allahû Tealâ’dan mutlaka alır; ihsanı sonsuzdur. O, Allah’tır; almadan verendir, yoktan var edendir. 
Kâinatın bütün hazineleri O’nundur ve hazineler O verdikçe eksilmez, artar. Bu, Allah’a ait olan bir iştir. 

Öyleyse kadir gecesi O’na yalvarın. Bütün dertlerinizi sabaha kadar açabileceğiniz, istediğiniz gibi konuşabileceğiniz, içinizi dökebileceğiniz kâinattaki en büyük dostunuzla; Allah’la beraber olun. O, size bütün problemlerinizi çözebilecek olan sistemleri verecek yegâne sahiptir. Sizin de sahibinizdir. Başkalarının da sahibidir. Bizim de sahibimizdir. 

Öyleyse bu gece Allah’a O’nun sahipliğinin bir mümessili olarak teslim olmaya çalışın. 
Köle olmaya çalışın. Allahû Tealâ’ya O’na köle olmak istediğinizi söyleyin. Fedakârlık mı? Siz fedakârlıklara katlanmaya karar verince Allahû Tealâ size öyle yardımlarla gelir ki, onu bir fedakârlık olarak düşünemezsiniz yaptığınız zaman. O kadar büyük kolaylıklarla devreye girer ki bakarsınız siz bir şey yapmamışsınız. Her şeyi O yapmış. Bir gün bunun farkına varacaksınız. O size öylesine büyük ihsanlar verecek ki buna karşılık yapabildiklerinize baktığınız zaman ağlamaktan seccadelerin hep ıslak kaldığını göreceksiniz. Çünkü öylesine büyük hediyelerle sizi ihsanlara boğar ki siz bunlara lâyık olmadığınızı kesin olarak idrak edersiniz. Buna karşılık ne söylediğini zannediyorsunuz. Sadece şunu der: “Seni Ben yarattım. Seni neye kaadir kıldığımı en iyi Ben bilirim ve hiç kimseye O’nun kaadir olduğundan daha fazlasını yüklemeyiz.” 

Evet, bir mikropla dünyayı mukayese edin, O’nun hediyeleriyle sizin yapabildiğiniz. O zaman nasıl ağlamazsınız ki? O size sonsuzu vermiş. Siz O’na bir molekül kadar bir şey verebilmişsiniz. O zaman gözyaşlarınız art arda gelecektir. Seccadeler ıslanacaktır. O’nu daha çok, daha çok, daha çok seveceksiniz. O hep verecek. Yeter ki siz O’nun vereceklerine lâyık olmaya çalışın. Liyakat kanunu dediğim zaman sakın yanlış anlamayın. Bizim ölçülerimize göre birbirine eşit olan şeyler değil, O’nun ölçülerine göre birbirine eşit olan şeyler.
Yani diyorum ki Allah’ın liyakat kanunu var. Şimdi liyakat kanununun muhtevasına beraber bakalım. Biz bir bodrum katı inşa edecek liyakatteyiz, ediyoruz. Buna karşılık liyakatimiz bu. Allah’ın mükâfatı 700 kat. Dünyadakine eşit bir olay mı bu? En az 700 katı. O Allah; sonsuz hazinelerin sahibi. Bizse hepimiz netice itibariyle sadece bir yaratığız; O’nun tarafından yaratılanız. 

İnsan muhteşem bir makinedir. Her alanda ayrı bir makineyi bir araya getirmiş Allahû Tealâ. 
Ayrı ayrı boyutları toplamış, bir araya getirmiş; bunlara canlılık adı verilen hayatı vermiş ve bir de kumanda ihsan etmiş; akıl. İşte böyle bir kombinasyonun sahibisiniz. Fizik standartların, zahiri âlemin bir varlığı olan fizik vücudunuz da Allahû Tealâ’nın yarattığı bir kuldur. Nefsiniz de berzah âleminin malı olan, nefsiniz de Allah’ın yarattığı bir mahlûktur. Emr âleminin malı olan ruhunuz da Allah’ın yarattığı bir mahlûktur. 

Fizik vücudunuz, ruhunuz, nefsiniz; 3 ayrı âlemin 3 simgesi. Onları size hediye eden O, Allah. Derinlere girdikçe O’na hayran olmamanız mümkün değildir. Biliyor musunuz ki 200 trilyon hücreden yaratılıyorsunuz. 200 trilyon hücrenin her birisinde sizi ayak tırnaklarınızdan saçınızın her teline kadar aynı standartlarda yaratabilecek olan, üstelik de hangi noktadaysanız hayatınızın 20 yaşında mı, 40 yaşında mı, 60 yaşında mı, 100 yaşında mı? O yaşın o andaki özelliklerinin hepsinin muhtevasını toplayan, her 200 trilyon hücrenizin her birinde 23 çift kromozom var; bu özelliklerin tamamen sahibi olan.

İşte yüce yaratıcı fizik vücudunuzu böyle yaratmış. Eğer hücrelerinizdeki bir tek, bu 23 çift kromozomun bir tekinden giderseniz bu kesrette tekliktir. Ama vücudunuzdan, bir tek vücudunuzdan o 200 trilyon hücreye, oradan da her birindeki 23 çift kromozoma giderseniz bu da teklikte kesrettir. Öyleyse kesrette teklik ve teklikte kesret birbirinden ayrı iki tane faktör. Bakış açınıza bağlı. 

İşte Allahû Tealâ yaratırsa böyle yaratır. Bu kadar mı? Hayır. Bu kombinasyonlara hayat vermiş. 

* Nefsiniz de hayatta. 
* Fizik vücudunuz da hayatta. 
* Ruhunuz da hayatta. 

Hayat adı verilen bir müessesenin sahibisiniz. Yetmez, ruhunuzun da fizik vücudunuzun da nefsinizin de bir idarecisi var. Hiçbir âleme ait olmayan, Allah’ın akıl verdiği en büyük hediye. 

Bu hediyeleri verdiği için O’na çok şükredin. Siz bir insansınız. Allahû Tealâ’nın kâinatta en çok değer verdiği mahlûklardan birisi olarak yaratıldınız. İnsanlar; Allah’ın kâinatta en çok değer verdiği mahlûk insandır. İşte bu insanın, Allah’ın sonsuz hazinelerinin sahibi olan bu insanın Allah’a çok şükretmesi lâzım. Neden öyle? Diyor ki: 


45/CÂSİYE 13: Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).

Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.


“Kâinatta ne yarattıysam canlı olsun, cansız olsun. 6 tane âlemin hepsini siz insanlar için yarattım. Sizi de Kendim için yarattım.” diyor. 

Öyleyse siz Allah’la dünyadaki tüm mahlûkatı arasında, öyle bir mahlûksunuz ki bir köprüsünüz. Her şey sizin için yaratılmış. Siz de Allah için yaratılmışsınız. Yani her şey beraber olarak Allah için yaratılmış. Ama siz 1. etapta her şeyin ama her şeyin; canlı ve cansız bütün kâinatın uğruna yaratıldığı insansınız. Kadir gecesi de bunun hamdini ve şükrünü eda etmeye yetmez. 

İşte fizik vücudunuz; onun için Allahû Tealâ’ya şükredeceksiniz. İşte nefsiniz, işte ruhunuz; onlar için de Allahû Tealâ’ya hamd edeceksiniz. Diyeceksiniz ki üçü de vücut. Elbette. Ama aklınız şuanda bu vücudunuza kumanda ediyor. Zahiri olan; şuanda aktif olan, fizik olan bu vücudunuz. Bunun fizik standartlardaki Allah’ın bir ni’meti olduğunu düşünün. Ötekiler bu âleme göre fizik değildir. Bunun için şükredersiniz, ruhunuz için hamd edeceksiniz, nefsiniz için de hamd edeceksiniz Allahû Tealâ’ya. Yetmez, hamdinizi eda etmeye de mecbursunuz. 

Ne zaman nefsinizi Allah’a teslim edebilirseniz, o zaman nefsinizin hamdini eda edebilirsiniz. Ne zaman ruhunuzu Allah’a teslim edebilirseniz, o zaman ruhunuzun hamdini eda ettiniz.     Ne zaman fizik vücudunuzu Allah’a teslim edebilirseniz, o zaman fizik vücudunuzun şükrünü eda ettiniz. Farklılığı görebiliyor musunuz? 

Geçen gün radyoda sual soruluyor. Bir Allahû Tealâ’nın evliyası demiş ki Allahû Tealâ’ya: “Bize verdikleri için şükrederiz ama hamd etmeyiz. Çünkü hamd; verdiklerini artık vermemesi anlamına gelir. Yani verdiklerini kes anlamına gelir.” 

Böyle bir husus Kur’ân-ı Kerim’de yazmıyor ama Kur’ân-ı Kerim açıkça: “Hamd, âlemlerin Rabbinedir.” diyor. Yani ait olduğunuz şu fizik âlem var ya bu âlemin adı zahiri âlemdir. 
Fizik vücudumuz zahiri âlemin bir parçasıdır. Nefsimiz berzah âleminin bir parçasıdır. Ruhumuz emr âleminin bir parçasıdır. İşte şuurumuz, bu fizik vücudumuza hükmettiği sürece fizik vücudumuzun şuuruna sahip olduğumuz sürece fizik vücudumuza fizik standartlarda gelen her şey için Allahû Tealâ’ya şükredeceğiz. Ama bunun (fiziğin) dışında ne gelirse gene buraya gelecek ama onlar için şükür söz konusu değil, hamd söz konusu. Çünkü onlar başka âlemlerden geliyor. Bu sebeple başka âlemlerin Rabbine hamd edilir. 

İşte Allah ile olan bu geceki dizaynımızda ondan çok ama çok şeyler isteyebilirsiniz. O’nunla en güzel geceyi geçirmek ister misiniz? Öyleyse uyumayın. Dikkat edin, siz uyumayı aklınıza koymuşsanız, Allahû Tealâ’nın sizin uykusuz kalmanız için yardımı asla gelmez. 

Siz gerçekten uyumamayı istiyor musunuz? O’nun; Allahû Tealâ’nın yardımı gelirse uyumayacağınıza emin misiniz? İşte o zaman Allahû Tealâ’nın yardımı uyumamayı istediğiniz için, yetmez, Allah’ın yardımı gelirse uyumayacağınıza inandığınız için iki faktör bir arada tahakkuk eder. O zaman Allahû Tealâ davetinize icabet edecek. Ve sizi sabaha kadar uyutmayacak. Yeter mi? Yetmez. Ertesi gün işe gittiğiniz zaman sanki 8 saat uyumuş gibi akülerinizi dolmuş hissedeceksiniz. 

İşte Allahû Tealâ ile olan ilişkileriniz bu güzellikleri yaşamaya dönük olmalı. O, Allah’tır. Her şeye kadirdir ve karşılıksız verir. 

Allahû Tealâ’nın dizaynına dikkatle bakın ki bu dizayn tamamen, tamamen sizin mutluluğunuza dönük olarak oluşturulmuş. Sadece sizi ister. Sadece sizin mutluluğunuzu ister. Hepiniz değerlisiniz O’nun katında. Siz daha güzele, daha güzele ulaşmak istedikçe Allahû Tealâ sizi daha güzele, daha güzele ulaştırır; ama istemezseniz o zaman olduğunuz yerde kalamazsınız. Yozlaşma mukadderdir. Neyi kendi haline bırakırsanız orada yozlaşma görürsünüz. 

Öyleyse kadir gecesini ihya gecesi olarak düşünün. Sizi yozlaşmaktan kurtaracak olan, Allah’ın güzelliklerine, tekâmüle ulaştıracak olan bir müessese olarak görün. İşte o gece, hayır gecesidir. 

Sonsuz bir şekilde Allahû Tealâ’dan günahlarınızı affetmesini, sevaba çevirmesini isteyin. Ve göreceksiniz ki o gece sizin için büyük bir hayra vesile teşkil edecektir. Öyleyse hepiniz için söz konusu olan budur. 

Güzellikleri Allahû Tealâ’nın emrettiği biçim ve boyutlarda O’ndan ihsan isteyerek, O’ndan ni’met isteyerek gerçekleştirin. Dikkat edin ki kimler tasavvufa adım atmışsa, tarikata adım atmışsa, mürşidine ulaşmışsa onlar, Allah’ın adamı olmak üzere yola çıkmışlardır. 
Ötekiler Allah’ın adamı değildir. Onlar eğer dînle alakalıysalar, dîn adamıdırlar. 

Kimin ruhu Allah’a doğru yola çıkmışsa onun ötesi Allah’a ulaşmaktır. Kim Allah’a ulaşmışsa o, Allah’ın adamı olabilir. Öyleyse kadir gecesini Allah’ın adamı olmak için harcayın. Eğer Allah’ın adamı olmuşsanız onun üzerine velâyet kademelerinde, velâyet makamlarında, kemal derecelerinde olgunlaşmak üzere harekete geçeceksiniz. Kadir gecesini bu açıdan değerlendireceksiniz. Hepinizin o istikamette hedefe ulaşması söz konusu. O size yardım etmeye hazır. Ve bu geceye: “Bin aydan daha hayırlıdır.” diyen O’dur; Allah’tır. 

Öyleyse sizin derecelerinizi bin ay Allah’a yalvarsanız, bir o kadar süre içersinde ne kadar yükseltirse bir tek kadir gecesinde o toplamdan da daha fazla yükseltmeye söz vermiş oluyor Allahû Tealâ, “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” demekle. 

Yardımcılarını sadece o gece gönderiyor. Kendisiyle sizin arasında elçiler vazifeli kılıyor kadir gecesinde. Bütün Divan-ı Salihîn üyeleri; zamanın halifesi yani zamanın huzur namazının imamı hepinizle ayrı ayrı meşgul olur. Öyleyse bu bir fırsattır. Bu fırsatı, Allah’ın emrettiği biçim ve boyutta değerlendirin. Hayırlarda yarışanlar olun kadir gecesinde. 

İşte sahâbe için Allahû Tealâ “sabikûn” diyor. Sabikûn, müsabakalarda; Allah için hayırlarda yapılan, hayırlar konusunda yapılan müsabakalarda yarışı kazananlar. O kazananlar 3 grup oluşturuyor; 

1- Ulûl’elbab sınıfı. 
2- Muhlisler sınıfı. 
3- Salihler sınıfı. 

Allahû Tealâ’dan istemeye çekinmeyin. Sizi daimî zikre ulaştırmasını istersiniz, isteyebilirsiniz. Allahû Tealâ sizi bir gecede daimî zikre ulaştıracak değildir; ama oraya ulaşmanız için her geçen gün daha çok yardımını size ulaştırmaya hazırdır. 
Öyleyse Allahû Tealâ’nın dizaynına dikkatle bakın. O, Allah’tır. Sizin kâinattaki en büyük dostunuzdur. 

Dikkat edin, bu gece öyle bir gecedir ki dertleriniz varsa başkalarına açarsınız. Biraz ferahladığınızı hissedersiniz ama onlar, sizin dertlerinize çözüm getiremezler; ama hiçbir derdiniz yoktur ki Allahû Tealâ ona çözüm getiremesin. O her şeye kaadirdir. Başkalarını, başkalarına zemmettiğiniz zaman dedikodu yapmış olursunuz ama Allah’a sizi üzen birinin davranışlarını anlattığınız zaman dedikodu yapmazsınız. Dedikodu yapmış kabul etmez sizi. Çünkü konuştuğunuz Allah’tır. 

Dertlerinizi dökmek için kâinattaki en büyük dostunuz Allah sizi bekliyor. Bu gece bütün problemlerinizi O’na açın. O’na anlatın, içinizi dökün. Döktükçe ferahladığınızı hissedeceksiniz. Bu ferahlığı yaşamaya çalışın. O’ndan isteyin. 

İşlediğiniz hataları tekrar işlememek konusunda yardımını isteyin. O’nu yanınızda bulacaksınız. Ne diyor: 


2/BAKARA 186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).


“ucîbu da'veted dâi izâ deâni: Benden talepte bulundukları zaman, duada bulundukları zaman dua edenin davetine icabet ederiz.” 

Ama âyet-i kerime burada bitmiyor: “fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn: Ama onlar da bizim davetimize icabet etsinler. Ve böylece âmenû olsunlar. Mürşidlerine ulaşsınlar. Sonra da mürşidleri onları irşada ulaştırsın.”

Öyleyse Allahû Tealâ diyor ki: “Bizden kim bir şey talep ederse onların davetine icabet ederiz.” Ama Allah’ın bu davete icabet etmesi karşılıksız değil. Kim de Allah’ın davetine icabet etmişse Allah, onların davetine icabet ediyor. 

Allah’ın daveti ne? Kendi Zat’ına davet. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, Allah’tan talepte, dikkat edin, hayır talebinde bulunabilir. Kadir gecesi bir hayır gecesidir. 
Kadir gecesi, Allah’tan hasenat yerine seyyiat isteyenlerin taleplerinin kabul edilmeyeceği bir gecedir. Allahû Tealâ hayırlarda yarışanlardan bahsediyor. Allahû Tealâ kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu söylüyor. Sadece hayırlarda bir yarış söz konusu. Hayra müteallik şeyler isteyin Allahû Tealâ’dan. O size onu kat kat verir. Hani 2 âyet-i kerime vardı Kur’ân-ı Kerim’de. Hatırlayacaksınız; birisi; “Kim Bizden dünya malını isterse ona ondan veririz ama onun ahirette bir nasibi yoktur. Kim Bizden dünya için hasene ve ahiret için hasene isterse ona da ondan veririz.”


2/BAKARA 200: Fe izâ kadaytum menâsikekum fezkurûllâhe ke zikrikum âbâekum ev eşedde zikrâ(zikren), fe minen nâsi men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ ve mâ lehu fîl ahirati min halâk(halâkın).

Böylece (hacca ait) ibadetlerinizi (ve kuralları) tamamladığınız zaman, artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah’ı zikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur.

2/BAKARA 201: Ve minhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ azâben nâr(nâri).

Ve onlardan (insanlardan) kim: “Rabbimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi ateşin azabından koru.” derse...

2/BAKARA 202: Ulâike lehum nasîbun mimmâ kesebû vallâhu serîul hısâb(hısâbi).

İşte onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve Allah, hesabı çabuk görendir.


Öyleyse iki insan düşünün. İkisi de Allahû Tealâ’dan para istiyor. Birisi para istiyor. Ve diyor ki Allahû Tealâ’ya: “Ya Rabbi! Sen bana para ver. Ben onları canımın istediği yerde harcayayım. Ama Senden bunu istiyorum.” Bu Allahû Tealâ’dan hasene istemek değildir. Allahû Tealâ böyle isteyenlere de para verir ama onların ahirette bir nasibinin olmadığını söylüyor. 

Başka birisi de para istiyor Allahû Tealâ’dan: “Ya Rabbi! Bana para ver; çok para ver. Senden çok para istiyorum ama beni vazifelendir. Bu parayı kime vereceğim? Bu parayı nerede, nasıl harcayacağım? Bana verdiğin emirler çerçevesinde harcayacağıma dair Bana güvenmeni istiyorum. Ve beni bununla imtihan etmeni istiyorum. Ben bunun için Senden para istiyorum. Bu parayı hayırlarda, Senin emrettiğin hayırlarda kullanmak için.”

Öyleyse Allahû Tealâ’nın hayrı dizayn etmesi; işte önemli olan bu. Kadir gecesi Allahû Tealâ’dan istediğiniz hayırlarınıza, hayır taleplerinde cevap verilir. Kim kadir gecesi Allahû Tealâ’dan hayırlarda kullanmayacağı bir şeyler isterse onun cevabı alınamaz Allahû Tealâ’dan kadir gecesi. 

Kadir gecesi, hayırların gecesidir. Kadir gecesi sizin için bin yılın en çok üzerinde durulması lâzımgelen gecesidir. Bütün hayırlara açılan bir kapıdır. Ve sonsuz hayrı bu gecede kazanabilirsiniz; siz hayra ulaşmayı dilediğiniz takdirde. 

Daimî zikirde olan bir insan, bu gece zikir açısından ne kadar kazanıyorsa siz de uyumadığınız, Allah’tan devamlı hayır talebinde bulunduğunuz takdirde aynı standartların sahibi olursunuz bu gece. Bu gece, özel bir gece; hayırlarda yarışanların gecesi. Sanki sahâbe olmuşsunuz, sanki daimî zikirdesiniz. Onlar da gece daimî zikirde olduklarından neler kazanıyorlarsa siz daimî zikirde olmadığınız halde aynı şeyleri kazanabilirsiniz. Yeter ki Allahû Tealâ’dan hayırları isteyin.

İşte Allahû Tealâ’dan istediğiniz bu güzellikler, bu hayırlar bu gecenin mahsulüdür. Bu gece hayırların gecesidir. İstediğiniz şey hayırsa Allahû Tealâ’nın size onları liyakatinize paralel olarak vereceğine emin olun ama liyakate paralel. Tarif edeyim, Allah’ın sizinle olan liyakat ve mükâfat eşitliği 1’e 700 eşitliğidir.

Öyleyse önünüzde kocaman bir saha var, Allah’a yaklaşmanız için. O’nun size en az 700 kat hediye vermesi için hayırlarda yarıştığınız muhteşem bir gece. İşte kadir gecesinin özelliği. 

Allahû Tealâ’dan bu gece seyyiat isteyen bir insan bunu alamaz. Bu gece hayırların gecesidir. İşte kadir gecenizi Allah’ın hayırlarında değerlendirin. Allah’tan öyle şeyler isteyin ki size sonsuz derecat kazandırsın, sonsuz hayır kazandırsın. 

Kadir gecesinin hepinize sonsuz hayır kazandıran bir hayırlar gecesi olmasını Yüce Rabbimizden temenni ederek, hepinizin hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaşmasını Yüce Rabbimizden dileyerek kadir gecesi konusundaki sözlerimizi inşaallah burada tamamlarız. Allah hepinizden razı olsun



İmam İskender Ali M İ H R

 

TARİHİ: 13.01.1999