AHD-MİSAK-YEMİN

Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Konumuz: Yemin, misak, ahd, ahdallahi. 
Allahû Tealâ, Mâide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allah’a verdiğimiz üç grup yeminlerden bahsediyor.

5/MÂİDE 7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).

Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.


Allahû Tealâ: “O Allah’a misak verdiğiniz günü hatırlayın. ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti. Siz de O’na ‘Evet.’ demiştiniz.” 

kâlû: dediler ki 
belâ: evet 

Allahû Tealâ: “İşittik ve itaat ettik dediniz.” diyor. 

Bütün ruhlara Allahû Tealâ diyor ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” 

“Evet, Rabbimizsin.” diyoruz. 

O da diyor ki: “Mademki Rabbinizim, öyleyse sizlerden misak istiyorum, ey ruhlar! Sizlerden ahd istiyorum, ey fizik vücutlar! Sizlerden yemin istiyorum, ey nefsler! Sözlerimi işittiniz mi?” 

Ve diyoruz ki: “İşittik.” 

Allahû Tealâ da diyor ki: “Öyleyse itaat edin.” 

Ve ruhlarımız Allah’a misak veriyor, biz hayattayken Allah’a teslim olacaklarına dair. Fizik vücutlarımız Allah’a ahd veriyor, biz hayattayken Allah’a teslim olacaklarına dair ve nefslerimiz Allah’a yemin veriyor, biz hayattayken Allah’a ulaşacağımıza, Allah’a teslim olacağımıza dair. 

Allahû Tealâ’nın: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine biz hepimizin verdiği cevap: “Evet, Sen bizim Rabbimizsin.” cevabı. 

Allahû Tealâ diyor ki: “Mademki Ben sizin Rabbinizim, öyleyse sizlerden yemin, misak ve ahd istiyorum. Sizin Rabbiniz olduğuma göre Bana bu yeminleri verin.” 

Ruhumuz, vechimiz ve nefsimiz Allah’a yemin veriyor, misak veriyor ve ahd veriyor. Bununla bitiyor mu? Hayır, bitmiyor. İlâhî İrade, yarattığı mahlûkunun cüz’i iradesinden o iradenin de Allah’a, Allah’ın iradesine teslim olması konusunda misak istiyor. 

İşte Mâide-7, bütün bu yemin, misak ve ahdi muhtevasına alan bir âyet-i kerimedir. Ama konu orada bitmiyor. Çünkü bizim Allah’a verdiğimiz yemin, misak ve ahdin ötesinde irademizden de Allahû Tealâ’nın İlâhi İradesi misak almış. Orada da bitmiyor. Daha Allah’ın ahdi ve vasiyeti var. Onların da devreye girmesi lâzım. Böylece kavramlar bir araya geldiği zaman bir bütünü oluşturuyor. 

Allah’a verdiğimiz yeminler; ruhumuzun, vechimizin ve nefsimizin yeminleridir. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinde şöyle buyuruyor:


3/ÂLİ İMRÂN 76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).

Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.

3/ÂLİ İMRÂN 77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).

Muhakkak ki onlar; Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette bir nasip yoktur. Ve Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyamet günü onlara nazar etmeyecek (bakmayacak). Ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için elim azap vardır.


“Kim yeminlerini ve ahdini ifa ederse?” diyor. Yeminler; ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin yeminleri. Ahd de fizik vücudumuzun ahdi. Ama bir ahdimiz daha var. O ahdimiz, irademizin de misakini kaplayan; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi hepsini birden Allah’a teslim etmeyi ifade ediyor. Öyleyse Allah’a verdiğimiz yeminlere, misaklere, ahdlere daha yaklaşalım. Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:


13/RA'D 20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).

Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.


“Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler.” 

İfa ederlerse ne yaparlar? Allah’ın ahdi; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi Allah’a teslim etmemiz midir? Hayır. Allah’ın ahdi, irademizi Allah’a teslim etmektir. Allah’ın ahdi, sadece irademizin Allah’a teslimini ifade eder. Ama irademizi Allah’a teslim edebilmemiz için önce ruhumuzu sonra fizik vücudumuzu sonra nefsimizi Allah’a teslim etmek mecburiyetindeyiz.

Allah ile olan ilişkilerimize baktığımız zaman Allah’ın ahdi Kur’ân-ı Kerim’de En’âm Suresinin 152. âyet-i kerimesinde açık bir şekilde yer alıyor.


6/EN'ÂM 152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


Allahû Tealâ: 
“Ve bi ahdillâhi evfû: Allah’ın ahdini ifa edin.” diyor. 

Allah’ın ahdi, misakimizin; irademizin Allah’a verdiği misakin gerçekleşmesiyle aynı şey. Allah’ın ahdi, irademizi Allah’a teslim etmemizi emrediyor. Ama Allahû Tealâ onunla kalmıyor, daha sonra da diyor ki: “Ve Allah’ın vasiyetini yerine getirin.” 

Allah’ın vasiyeti, ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmenin hepsini birden ihtiva eder. “Size bununla vasiyet ettik ki böylece takva sahibi olasınız.” diyor.  

Allahû Tealâ’nın vasiyeti 4 tane teslim içerir: 

1- Ruhun teslimi, 
2- Fizik vücudun teslimi, 
3- Nefsin teslimi 
4- İradenin teslimi. 

Öyleyse Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinde: 
“Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk” ifadesi; “Onlar Allah’ın ahdini ifa derler ve böylece ifa ettikleri için misaklerini bozmazlar.” diyor. Yani Allahû Tealâ: “Misaklerini yerine getirmiş olurlar.” diyor. 

Allah’ın ahdi de irademizin teslimi, irademizin misaki de irademizin teslimi. Misak, ruhumuzun da teslimini içeriyor ama bu konu irademizin teslimiyle alâkalı. Çünkü Allah’ın ahdiyle paralel olan şey, irademizin teslimidir. Ahdallahi ile Allahû Tealâ’nın istediği şey, irademizin teslimidir ve bizler için de aynı şey söz konusudur. Fakat irademizin teslimi, tek başına bir olgu değildir. İrademizi Allah’a teslim edebilmemiz için önce 22. basamakta ruhumuzu Allah’a teslim etmemiz lâzım. 25. basamakta fizik vücudumuzu Allah’a teslim etmemiz lâzım. Böylece misakimizi ve ahdimizi yerine getirmiş oluruz. 26. basamakta nefsimizi Allah’a teslim etmiş oluruz. Böylece nefsimizin de yemini gerçekleşir. Yemin, misak ve ahd gerçekleşti. Ancak ondan sonra irademiz Allah’a teslim olur ve irademizin misaki oluşur. 

İşte Allahû Tealâ’nın ahdi bunların hepsini ifade ediyor. “Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler ve misaklerini bozmazlar.” Bizim misakimizle Allah’ın ahdi aynı şey. İkisi de bizimle alâkalı ve bizim Allah’a teslimlerimizle alâkalı. İşte Allahû Tealâ’ya teslimimiz söz konusu. Bu teslimin muhtevasına baktığımız zaman 4 tane teslim unsuru var: Ruhumuz, vechimiz, nefsimiz ve irademiz. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 76. âyet-i kerimesinde biz insanlar için “Ahdini ifa ederler.” ifadesini kullanıyor. 

Bir insanın ahdi, bütün yeminlerini kapsar. Bir insan Allah’a verdiği ahdi gerçekleştirdiği zaman ruhunu da vechini de nefsini de iradesini de Allah’a teslim eden kişidir. Öyleyse bu bapta bir kişinin ahdini yerine getirmesi, ruhunu da vechini de nefsini de iradesini de Allah’a teslim etmesi demektir. Ahd, iradenizin de teslimini içerir. Ama ruhun, vechin, nefsin tesliminden sonraki tek başına iradenin teslimi anlamına gelmez. Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi teslimin hepsi birden kül halinde bizim ahdimizi oluşturur. 

Allah’a verdiğimiz ahdde ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek vardır. Hâlbuki irademizin Allah’ın İlâhi İradesine verdiği misakimiz, sadece irademizi Allah’a teslim etmeyi kapsar. Ama orada bir imkânsızlık vardır. İrade tek başına teslim olamaz. İradenin teslimi için önce ruh teslim olacaktır; 22. basamak. Sonra fizik beden teslim olacaktır; 25. basamak. Sonra nefs teslim olacaktır; 26. basamak. En sonra irade teslim olacaktır; 28. basamağın 5. kademesi. Bunların hepsi birden bizim ahdimizdir. Hepsinin birden, bütün teslimlerin ardarda gerçekleşmesi, ahdimizi oluşturur. Hem fizik vücudumuzun teslimi ahddir hem de ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin hepsinin birden teslimi; o da ahddir.

Öyleyse bu, Allah ile olan ilişkilerimizde Allah’ın vasiyetine tekabül eder. Allah’ın vasiyeti de ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim ederek bihakkın takvaya gelişimizi, ulaşmamızı ifade eder. Kim bihakkın takvaya ulaşmışsa o, ruhunu da vechini de nefsini de iradesini de Allah’a teslim etmiştir. Allahû Tealâ: “Hakka tukatihi takvayı gerçekleştirin.” diyor ve arkasından da diyor ki: “Hepiniz için söz konusu olan şey bunu gerçekleştirmektir.” Bir insanın ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmesi, o kişi için ahdini yerine getirmektir. 

Öyleyse ahdde de irademizin teslimi var, misakte de irademizin teslimi var. Ama misakimizdeki irade teslimi, tek başına iradenin teslimi olmasına rağmen ahdimizin kapladığı alan, irade konusundaki ahdimizin kapladığı alan, bütün teslimleri birden içeriyor. Ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek. 

Allah’a verdiğimiz misake gelince, misakimiz iki cephede de geçerlidir. Demin bahsettiğimiz Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinde Allah: “Onlar misaklerini bozmazlar ve Allah’ın ahdini yerine getirirler.” dediği zaman irademizin Allah’a teslimi söz konusudur. Ama irademizin teslimi; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi teslim etmeyi ihata ettiği için başka bir ifadeyle, ruhumuzu, vechimizi ve nefsimizi Allah’a teslim etmeden irademizi Allah’a teslim etmek mümkün olmadığı için dolaylı olarak 4 teslimi birden kaplıyor. Ama lugat mânâsı, tek başına irademizin teslimidir. O zaman Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesi; Allah’ın ahdiyle bizim misakimizin, irade tesliminin aynı şey olduğunu söylüyor. 

Şimdi gelelim Ra’d Suresinin 21. âyet-i kerimesine. Allahû Tealâ buyuruyor ki Ra’d-21’de:


13/RA'D 21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.


vellezîne: onlar
yasılûne: vasıl ederler 
mâ: şeyi.
emerallâhu: Allah’ın merettiği şeyi
bihî: O’na
en yûsale: ulaştırmayı (yani ulaştırılmasını) 

Kelime kelime açıklamayı cümle haline getirirsek: “Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi, O’na (Allah’a) ulaştırırlar.” diyor. 

Demek ki misakimiz, ruhumuzun misaki ve Allah’ın bir emrini ifade ediyor. Allah bütün insanlara emir vermiş: “Ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştıracaksınız. Size bu emri verdim. Ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştıracaksınız.” diyor.  

İyi ama bu âyet-i kerimeden evvel “Onlar misaklerini bozmazlar.” ifadesi var. Ruhumuzu Allah’a teslim etmek de misak. Hem ruhumuzun Allah’a verdiği yeminin adı misak hem irademizin Allah’a verdiği yeminin adı misak. Diğer taraftan hem fizik vücudumuzun Allah’a verdiği yeminin adı ahd hem de Allah’a verdiğimiz ahd; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi ve irademizi, hepsini topluyor. 

O zaman Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinin son bölümünü alırsak “Ve onlar misaklerini bozmazlar.” ifadesini alırsak ve bir sonraki âyet-i kerimeyle, Ra’d-21 ile birleştirirsek: “Onlar misaklerini bozmazlar ve Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar.” ifadesiyle karşı karşıyayız. 

Bunun mânâsı ne? Bunun mânâsı; misak, burada ruhumuzun misaki olarak geçer ve eğer Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesini tek başına alırsanız o zaman da Allah’ın ahdine eşit olan irademizin misakiyle karşılaşırsınız. 

Bu Ra’d Suresinin daha sonraki âyetlerine geçtiğimiz zaman Allahû Tealâ konuyu genişleterek sonuca ulaşıyor. O insanlar için söz konusu olan nesnenin; “Onlar kötü hesaptan korkarlar.” 


13/RA'D 22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedraûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).

Onlar, sabırla Rab’lerinin Vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.


Allahû Tealâ: 
“Ve yehâfûne sûel hisâb, ve yahşevne rabbehum. Vellezîne saberûbtigâe vechi Rabbihim.” diyor. Bunları söyledikten sonra, kötü hesaptan korkan insanlar ve bu insanların misaklerini bozmadıkları ifade ediliyor. Kötü hesaptan korkan kişiler, daha başlangıçtakilerdir. Ruhlarını Allah’a ulaştırdıkları zaman misakleri yerine getirilmiş oluyor. Ruhun Allah’a teslimi, misakimiz. Allahû Tealâ: “Onlar Allah’ın Zat’ını talep edenlerdir. Sabırla, Allah’ın Zat’ını talep edenlerdir, isteyenlerdir.” diyor.

O zaman iki grup talep görüyoruz. 

1-Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemek. O, Ra’d Suresinin 21. âyet-i kerimesi ile alâkalı.
2-Allah’ın Zat’ını görmeyi dilemek. O, Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesiyle alâkalı. 

Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinde: “Onlar misaklerini bozmazlar ve Allah’ın ahdini ifa ederler.” açıklaması yer alıyor. O zaman anlıyoruz ki nefsimizin misaki söz konusu ve bu nefsimizin misaki, irademizin misaki bütünü alıyor. Tek başına Ra’d Suresinin 21. âyet-i kerimesini alırsak, burada sadece ruhumuzun Allah’a teslimi söz konusudur. Bu teslim; misakimiz, ruhumuzun misaki. 

Böyle bir kişi Allah’ın Zat’ını, O Zat’a ulaşmak üzere talep edendir. O da Allah’ın Zat’ını talep etmiştir. Allah’ın ahdini yerine getiren kişi de Allah’ın Zat’ını talep etmiştir. Ama Allah’ın ahdini yerine getiren kişi, iradesini de Allah’a teslim eden kişidir. Bu kişi Allah’ın Zat’ını, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı değil, ulaştıktan sonra Allah’ın Zat’ını görmeyi talep eden kişidir. 

Allahû Tealâ âyetlerin devamında Adn cennetlerinden bahsediyor. Bir kişinin Adn cennetlerine girebilmesi için ruhunu da vechini de nefsini de iradesini de Allah’a teslim etmek mecburiyetindedir. Hepsi üzerimize farz mı? Evet, farz. Allahû Tealâ: “Ve bi ahdillâhi evfû: Ahdallahiyi ifa edin.” diyor. Bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyuruyor:


6/EN'ÂM 153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).

Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

6/EN'ÂM 154: Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alâllezî ahsene ve tafsîlen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn(yu’minûne).

Sonra Musa (A.S)’a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat’ı) verdik. Böylece onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler).


“Hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh: İşte bu Sıratı Mustakîm’dir. Ona tâbî olun. O Sıratı Mustakîm’e tâbî olun ki; kimse sizi Allah’ın yolundan çıkartamasın, kimse sizi Allah’ın yolundan men edemesin.” 

Öyleyse oradaki Sıratı Mustakîm, Allah’ın ahdini yerine getirdiğimiz Sıratı Mustakîm. Yani ruhumuzu da vechimizi de nefsimizi de Allah’a teslim etmeliyiz ki; ahdallahiyi gerçekleştirelim. Ama bunların hepsini gerçekleştirdiğimiz zaman Allah’ın vasiyetini gerçekleştirmiş oluyoruz. Nitekim Allahû Tealâ; En’âm-153’ün sonunda diyor ki: “İşte bu Allah’ın size vasiyetidir ki; takva sahibi olasınız. Yani bihakkın takvanın sahibi olasınız.” 

Öyleyse başlangıçtaki Allah’ın ahdi, ruhumuzu Allah’a teslim etmekle başlayan, fizik vücudumuzu ve nefsimizi Allah’a teslim ettikten sonra, o noktadan itibaren irademizin, sadece irademizin teslimini hedef alan bir müessese. Ama onların hepsi yerine getirildiği zaman ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi hepsini Allah’a teslim ettiğimiz zaman, aslında Allah’ın vasiyetini gerçekleştirmiş oluyoruz ve bihakkın takvanın sahibi oluyoruz. 

Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 76. âyet-i kerimesinde diyor ki: 

“Belâ: Hayır, öyle değil. 
men evfâ biahdihî: kim ahdini ifa ederse, 
vettakâ: ve takva sahibi olursa 
fe innallâhe yuhibbul muttekîn: Allah takva sahiplerini sever.” 
Burada, 76. âyet-i kerimede Allahû Tealâ ahdini ifa eden kişiden bahsediyor. Yani ruhunu, vechini ve nefsini değil sadece; ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini hepsini birden Allah’a teslim eden bir kişi bu. 4 teslimi de gerçekleştirmiş bir insan. 

Allahû Tealâ burada Allah’ın ahdini ifa eden kişiden bahsettiği zaman, bu yok. Kişinin kendi ahdini gerçekleştirdiğini ifade ettiği zaman, bu dördüncü faktöre bağlı diğer üçünün ona bağlı olarak dördüncünün gerçekleşmesini ifade etmesi değil, Allahû Tealâ’nın dördünü birden ele alması. Ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi ve iradenin teslimi hepsi birlikte kişinin ahdini oluşturuyor. Yani Allah’ın vasiyetiyle eşdeğer bir husus. 4 teslim birden var. Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin teslimi. Geliyoruz 77. âyet-i kerimesine. Allahû Tealâ orada diyor ki:  
“İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi: Onlar Allah’ın ahdini satarlar. Ve eymânihim: Ve yeminlerini.” 

Burada Allah’ın ahdi, iradenin teslimi. “Ve yeminlerini satarlar.” Ruhlarının, vechlerinin, nefslerinin Allah’a verdiği yemin, misak ve ahd. 

Eğer tek başına bu âyet-i kerimede yemin söz konusuysa, bu yemin kişinin sadece fizik vücudunun Allah’a verdiği yemindir. Ruhumuzun Allah’a verdiği şey misak, fizik vücudumuzun ahd, nefsimizinki yemin. 

Öyleyse burada aslında, yeminlerini az bir bedel mukabilinde satanlar, yeminlerini yerine getirmeyenler. Burada ruhlarını, vechlerini, nefslerini Allah’a teslim etmeyenler. İrademizin Allah’a teslimi, bu yeminlerin muhtevası içine girmiyor. O, Allah’ın ahdindeki son hedef. 

Öyleyse âyetleri birleştirdiğimiz zaman bir sonuç çıkıyor ortaya. Allahû Tealâ’nın Ra’d Suresinin 23, 24. âyet-i kerimelerinde ifade ettiği
“Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim: ifadesinin ötesi Adn cennetlerine dayanan kesimi ihtiva ediyor olduğuna göre mutlaka kişinin ruhunun misakini, fizik vücudunun ahdini, iradesinin Allah’a verdiği misaki muhtevasına alan bir müessese olarak çıkıyor karşımıza.


13/RA'D 23: Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin).

Adn cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler.

13/RA'D 24: Selâmun aleykum bi mâ sabertum fe ni’me ukbed dâr(dâri).

Sabretmenizden dolayı size selâm olsun. Dar-ı dünyanın (dünya yurdunun) akıbeti (sonucu) ne güzel.


Öyleyse burada bir sonuçla karşı karşıyayız. Allahû Tealâ çeşitli yemin gruplarını bir araya öyle bir usta şekilde yerleştirmiş ki; âyetler arasında tam bir denge, tam bir tenasüp, birbirine uyum hali var. Bu uyum halinin temel neticelerine baktığımız zaman, mesele çok basit bir hüviyet alıyor. Allahû Tealâ’nın: “Ve onlar misaklerini yerine getirirler.” ifadesiyle hem ruhun tesliminin misak olduğunu bir sonraki âyet-i kerimede bu kesime bağladığınız zaman anlıyorsunuz hem de iradenin teslimi olduğunu sadece Ra’d-20’yi açıkladığınız zaman anlıyorsunuz. 

Allah’ın Zat’ını dilemeninse Ra’d-20’ye göre açıklaması, iradenin teslimini de içine alıyor. Allah’ı, Allah’ın Zat’ını irade edenden, murad edenlerden muradın ne olduğunu bir başka açıdan değerlendirirseniz, Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinin son bölümüyle yani “Onlar misaklerini bozmazlar.” ile bir sonraki âyet-i kerimeyi bağladığınız zaman yeni bir olayla karşı karşıyasınız. “Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırmasını emrettiği şeyi O’na (Allah’a) ulaştırırlar.” ifadesi, burada ruhun Allah’a teslimine kadar olan bölümü içeriyor. 

Öyleyse bu da Allahû Tealâ’nın Zat’ına ruhun ulaşmasıdır. Allahû Tealâ’nın: “Onlar Rab’lerinin vechini talep edenlerdir.” ifadesi, vechine ulaşmak üzere talep edenler, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenler. Yani Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesinin son bölümüyle 21. âyet-i kerimesini esas almış Allahû Tealâ, onu ifade ediyor. 

Gene Allah’ın Zat’ını irade edenler, Allah’ın Zat’ını dileyenler, eğer Ra’d Suresinin 20. âyet-i kerimesini tek başına ele alırsanız, o zaman farklı bir hüviyette çıkıyor karşınıza. Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi hepsini Allah’a teslim etmek olarak değerlendiriliyor. Ama buradaki Allahû Tealâ’nın vasiyetinden farklılık, burada Ra’d-20’de Allahû Tealâ sadece iradenin teslimini esas almış ama diğerleri teslim edilmeden irade teslim edilemeyeceği cihetle, konu gene bütünlenmiş oluyor. 

Çok karmaşık gibi görünen bu Kur’ân bilmecesinin çözümü, aslında görüyorsunuz ki o kadar karmaşık değil. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ âyeti yazdırırsa böyle yazdırır. Ancak kültürünüz, âyetlerin hepsinin ruhuna ulaşabildiği takdirde çözüme tam olarak ulaşırsınız. Hiçbir noktada bir aksaklık kalmadan konu tamamlanır. 

Allahû Tealâ Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenleri 3. kat cennetine alıyor. Ama Allah’ın Zat’ını, O’nu görmek isteyenleri 7. kat cennetine alıyor, Adn cennetlerine alıyor. Allah’ın Zat’ını görmek ancak salâh makamının 5. kademesinde, Allahû Tealâ’nın “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle gerçekleşebilen bir olgudur. Orada iradenin de teslimi mutlak olarak zarurî bir faktör olarak devreye girer. O zaman onların gideceği yer Adn cennetleridir. İradesini de Allah’a teslim eden herkes Adn cennetine girer. 

Salâh makamına ulaşan herkes Adn cennetlerine giremez. Salâh makamının 5. kademesine ulaşıp da kimin iradesi Allahû Tealâ tarafından teslim alınırsa veya kim iradesini de Allah’a teslim ederse sadece onlar irşad makamına “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle tayin edilenlerdir. Onlar 7. kat cennetin, Adn cennetinin sahipleridir. 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın ahdi ve Allah’ın vasiyetiyle biz insanların yemin, misak ve ahdi ve sadece ahdi ve sadece misaki arasındaki ilişkiler bu statü içinde görüyorsunuz ki bütün bilmeceler böylece çözülüyor. 

Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir yemin, misak, ahd, ahd ve misak isimli açıklamalar dizisi burada tamamlanıyor. 

Allahû Tealâ’ya bütün bunları bize öğrettiği için ve size öğretmemizi nasip kıldığı için sonsuz hamd ve şükrederek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım. 
 


İmam İskender Ali  M İ H R

 

TARİHİ: 25.05.2006