Kâinatın En Kıymetli Varlığı İnsan

Her Şey Onun İçin

Tüm kâinatı ve içindeki varlıkların yaratıcısı olan Allah, insanı çok seviyor. Evrende muazzam bir düzen var. Hiçbir şey gelişi güzel değil. Bir beyin hücresinin yapısı ile evrenin yapısında şaşırtıcı bir benzerlik olduğu keşfediliyor. Atmosferdeki bütün galaksiler ve güneş sistemimiz aynı yönde dönüyor. Atomun yapısındaki elektronların, merkezi çekirdek etrafındaki dönüş istikametleri de aynı. Galaksileri yaratan ile tüm maddelerin en küçük birimi olan atomun yaratıcısının aynı olduğu, aynı ustanın elinden çıktığı çok açık. Her yer ve maddede imzası var.

 

Mekke’yi ziyaret eden hacılar, Kâbe’nin etrafında aynı istikamette tavaf ediyor. Mevlevi dervişleri de, aynı yönde sema yapıyor. Güneş doğudan, batıya doğru ilerliyor. Yani, zaman ve vakitlerin dönüşü de aynı istikamette, evreni bu yapısı ile İslami uygulamalar arasında harika bir uyum var. %100 örtüşüyor. Böylece hak din ortaya çıkıyor. Bunların tesadüf olduğunu söylemek imkânsız. Tüm madde ve varlıkların hareketlerinde eşsiz bir tasarım var. Bunu görüp inanmayan aptaldır. Evrende sayısız varlıklar var. Bunlardan biri olan İnsanı, Allah çok seviyor.

2/BAKARA-29: Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm (alîmun).

O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm'dir (herşeyi en iyi bilendir).”

2/BAKARA-30: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn (tâ’lemûne).

“Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.”

45/CÂSİYE-13: Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn (yetefekkerûne).

Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.”

Yukarıdaki ayetler, Allah’ın insanı çok sevdiğinin açık kanıtıdır. Okuyucularımın dikkatini çekerim. İlk ayette yeryüzünde (Dünya)  olanlar (Her şey)  hepsinin insan için yaratıldığı ifade ediliyor. Üçüncü ayette ise Göklerde ve yerde olanların hepsinin insanın emrine verildiği açıklanıyor. Yani, göklerdeki Güneş, Ay ve yıldızlar gibi tüm galaksiler de insan için yaratılmış. Hepsinin yaratılış sebebi insana faydalı olmak. En basitinden iki örnek verelim. Tüm sağım hayvanları sütlerini sadece yavruları için değil, insanlara bir hizmet için üretiyor. Arı, harika bir besin olan ürettiği balın, çok cüzi bir kısmını kendisi tüketip, büyük kısmını insan için olduğunu bilerek imal ediyor.

İşte Allah, insanı bu kadar çok seviyor. Tek istediği, bu sevgili kulunun dünyada kendisini tanıyıp, mutlu olması. Yetmez, Allah’ın bu sevgili kulu dünyada öldükten sonra, ahirette (Büyük nimetler içinde) sonsuz bir hayat yaşamasını istiyor. Bunun için cenneti yaratmış. Kullarını sevmeseydi yaratmazdı. Çok sevdiği için, kulunu anasının rahminde, tüm ilim adamlarını şaşırtan bir gelişim içinde yaratıyor. Doğduktan sonra anasına verdiği sevgi sayesinde bakımı yapılıyor. Gene okuyucularımın dikkatini çekerim. Bu aşamada, bebek ve Annesi Allah’ın koruması altında, onlara her hangi bir hastalığın bulaşması imkânsız. Bu şaşırtıcı bağışıklık tekniği, çağımızda bile tespit edilemiyor. Bebeğine hizmet eden Anne, bu dönemde güzelliğinin zirvesine ulaşıyor.

Yüce rabbimiz, severek yarattığı insanın, dünyada mutlu olması için inanılmaz bir ayrıcalık daha veriyor. Beni tanı, bana yönel (Dünya hayatında ruhen bana ulaşmayı dile) ve bana teslim ol, ötesini karışma diyor. Seni ben kendime ulaştıracağım. Senin tüm sıkıntılarında yakınında olacağım. Müşküllerini çözeceğim.  Dünya’da korku ve mahzun olmayacaksın. Her konuda mutlu olacaksın. (Yunus-62-64) Senden tek istediğim, kalpten (samimiyetle)  ruhen bana ulaşmayı (niyet etmek) dilemendir. Diyor. Allah’ın Eles bezminde tüm insanlardan aldığı söz (misak) budur.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk (misâka).

“Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb (enâbe).

“Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

“Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?”

Bu ayetler her şeyi açıklıyor. Allah kendisine yönelen kulunun organlarındaki engelleri kaldırıyor. Gerçekleri görür, işitir ve idrak eder hale getiriyor. İbadetleri zevk alarak yapmaya başlıyor. Özellikle yaptığı zikir sebebiyle, Allah’tan gelen rahmet ve fazıl nurları nefsinin kalbindeki afetleri temizleyip, nurlar dolmaya başlıyor. O güne kadar yaptığı hatalı davranışlarını terk edip, çözümlere ulaşıyor. O zaman dünya hayatının da, bir cennet olduğunu görüp, huzur ve mutluluklar içinde yaşamaya devam ediyor. Allah kullarını bu kadar çok seviyor.

İnsanın bu güzelliklere ulaşması için yaptığı tek şey, basit bir dilek. İşte bu güzellik, çağımızda maalesef unutulmuş. İblis Allah’a teslim olmak keyfiyetini insanlara unutturmayı başarmış. Dini ibadetler bir külfet gibi gösteriliyor. Hâlbuki Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yok. İbadetlere bizim ihtiyacımız var. İbadetler ve özellikle yaptığımız zikir sayesinde nefsimiz afetlerinden arınıp, nurlanıyor. Ruhumuz Allah katında yükseliyor. Fizik vücudumuz sağlık kazanıyor. Bu gerçekler çağımızda artık bilinmiyor. Bu sebeple insanlarımız hüsranda kalıyor. Allah’ın yardımı alınamadığı için dünyada mutsuz oluyor. Ahirette de, cehennemi bizzat kendileri hak ediyor.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn (gâfilûne).

“Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

“İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).”

Yukarıda görüldüğü gibi Allah’a yönelip ona ulaşmayı dilemeyenler, Allah’ın ayetlerini inceleme gereği duymayan gafillerdir. Bu sebeple kendilerini bizzat mutsuzluğa mahkûm ediyor. Çağımız Müslümanlarının başından belaların eksik olmamasının nedeni budur. Müslüman geçinen toplumlarda maalesef, teslimler unutulmuş. Allah’ın yardımı alınamıyor. Allah’ın yardımı alınamayınca problemler çözülemiyor. İblis, gayri Müslimleri başımıza bela ediyor. Varlık içinde yokluk, güzellik içinde pislikler yaşanıyor. Allah’ın yardımı alındığında çözülmeyecek problem yok.

3/ÂLİ İMRÂN-139: Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn(mu’minîne).

“Ve gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü'min iseniz, üstün olan sizsiniz.”

3/ÂLİ İMRÂN-160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe menzellezî yansurukum min ba’dih(ba’dihi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).

“Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü'minler, Allah'a tevekkül etsinler (Allah'a güvensinler).”

Allah, “Eğer mü’min iseniz, üstün olan sizsiniz” diyor. İslam toplumları, mü’min oldukları halde sefilleri yaşıyor. Varlık içinde yokluk yaşanıyor. Çünkü çağımız Müslümanlarının çoğunluğu maalesef hak (Gerçek) mümin değil. Teslimler unutulmuş. Allah’a yönelme yok. Bunlar olmayınca, Allah’ın hidayetçi veli resulleri bulunamıyor. Onların rehberliği olmayınca insanlar dalaletten kurtulup hidayete eremiyor. Yaşanan din sahabenin yaşadığı Kur’ândaki İslam değil. El yazması kitapların anlattığı dindir. Artık, Kur’ân hükümleri uygulanmıyor. Kur’ân bakın ne diyor.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn (muşrikîne).

O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Mümin olmanın temel şartı Allah’a yönelip, ona teslim olmaktır. Bunun başlangıcı da sadece ve sadece basit bir niyettir. Ötesi Allah’a ait. Bu güzellik maalesef bilinmiyor. Bu hususu kısaca hatırlatmaya çalıştık. İnşallah faydalı olmuştur. Tüm Müslümanların silkinip, Allah’a yönelip, kurtuluşa ulaşmaları dileği ile yazımızı tamamlayalım.

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                        Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile