Ayetler arasındaki Muhteşem Uyum

Ayetler Arasındaki (Hikmet) Altın Zincir

Kutsal Kitabımızda verilen mesajları inceleyenler bilir. Ayetler arasında muhteşem bir ahenk ve uyum var. Sure ve ayetlerin dizaynında, kelimelerin yerlerinde, numaralarının sıralanışında, mesajların birbirlerini teyit ve tasdik etmelerinde harika bir ilişki var. Hayran olmamak mümkün değil. Bu güzelliğin farkına varan bazı araştırmacılar, Kelimelerin sıralanışındaki güzelliği görüp, tevafuklu Kur’ân diye bir düzenleme yapmış. Gelecek nesillerin kitabımızdaki bilinmeyen nice güzellik ve sırları bulup, insanların istifadesine sunacağına inanıyorum.

 

Biz de, bu gün mesajlar arasındaki uyum (Altın Zincir)’dan bahsetmek istiyorum. Bu konuyu yıllar önce anlatan Hocamızdan aldığım notlardan idrak edebildiğim güzellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bazı din görevlileri sadece bir ayetteki mesajı alıp, yorumlar yapıyor. Hocamız bir ayetteki mesajı algılayabilmek için, onun önceki ve sonrası ile diğer ayetlerde, konu ile ilgili verilen mesajlar ile uyum olması, çelişki olmaması gerektiğini ifade ettiler.

Gerçekten bir zamanlar devletimiz, rahmetli Mehmet Akif Ersoy’a Kur’ân mealini hazırlaması görevi veriyor. İnsanlarımızın faydasına olacağına inanan, rahmetli görevi kabul ediyor. Çalışmaya başlıyor. Epey zaman geçmesine rağmen tamamlanan cüzleri (Bir ayeti, ileriki diğer bir ayetin teyit ve açıklamasını sağladığını ileri sürerek)  teslim etmiyor. Bu sebeple çalışmalarını sükûnet içinde tamamlayabilmek için Mısır’a gidiyor. Bu konu ile gerçek bilgileri topluyorum. Bunun ayrıntılarını Allah nasip ederse, özet halinde de olsa, bir gün okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Şimdilik konumuz olan muhteşem uyumdan birkaç örnek ile yetinelim.

Hidayet Erdiren Kitap :

46/AHKÂF-29: Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).

Cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik, Kur'ân'ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur'ân-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.

46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm (mustekîmin).

Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa'dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk'a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm'e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.

46/AHKÂF-32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ve Allah'ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

                                                                               xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

72/CİNN-1: Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ

De ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur'ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur'ân işittik.” dedikleri bana vahyedildi.”

72/CİNN-2: Yehdî iler ruşdi fe âmennâ bih(bihî), ve len nuşrike bi rabbinâ ehadâ (ehaden).

O (Kur'ân), irşada ulaştırır, artık biz, O'na îmân ettik ve artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayız.”

72/CİNN-12: Ve ennâ zanennâ en len nu’cizallâhe fîl ardı ve len nu’cizehu herebâ (hereben).

Ve gerçekten biz, yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayacağımızı anladık ve (O'ndan) kaçarak da O'nu asla aciz bırakamayız.

72/CİNN-13: Ve ennâ lemmâ semi’nel hudâ âmennâ bih(bihî), fe men yu’min bi rabbihî fe lâ yehâfu bahsen ve lâ rehekâ (rehekan).

Ve gerçekten biz, hidayeti işittiğimiz zaman O'na îmân ettik. Artık kim Rabbine îmân ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden ve zulme uğrayacağından korkmaz.

Ahkaf suresi ile Cinn suresinin birkaç ayetindeki uyuma dikkat çekmek istiyorum. Her iki surede de, Cinler Kur’ân dinliyor. Dinleyenler irşat oluyor. Hidayete eriyor. Kavimlerine nezir olarak dönüyorlar. Kur’ânın hidayete erdiren olduğu ve Allah’ın davetine uymayanların, Allah’ı aciz bırakamayacakları vurgulanıyor.

Allah’ın İpi :

3/ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn (tehtedûne).

Ve hepiniz, Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O'nun (Allah'ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.

3/ÂLİ İMRÂN-112: Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn (ya’tedûne).

Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.

 

31/LOKMÂN-22: Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûr (umûri).

Ve kim muhsin olarak vechini Allah'a teslim ederse, o taktirde sağlam bir kulba tutunmuş olur. Ve işlerin sonucu Allah'a (ulaşır).

Yukarıdaki A. İmran ve Lokman suresi ayetlerinde de, Allah’ın ipinden bahsediliyor. Bu İpin müminler arasında tevhidin sağlanmasındaki önemden bahsediliyor. A. İmran 112. Ayette insanlardan da bir ip olduğunu anlıyoruz. Allah’ın ipinin sırat-ı müstakim, insanlardan ipin da Allah dostu Mürşit olduğu anlaşılıyor. Kurtuluşumuzun Allah’ın nimeti olan Mürşit sayesinde olduğu açıklanıyor. Bu mübareklerin insanları teslime götürdüğü anlatılıyor.

Yoldan Alıkoyanlar.

4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ (baîden).

Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.

4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).

Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e) hidayet edecek değildir.

33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ).

Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptırdılar.”

Yukarıdaki ayetlerde de, insanları Allah’ın yolundan alıkoyanlar açıklanıyor. Bunların toplumu yönlendiren, kendilerine Sadat ve Kübera denilen,  dini ve milli liderler olduğu açıklanıyor. Bunların dalâlet ve sapıklık içerisinde oldukları, Allah’ın onları iki kat azap ile cezalandırması isteniyor. Allah’ın bu zalimleri mağfiret etmeyeceği ve Onları ebedi cehennemde kalacakları vurgulanıyor. İlk ayette uzak dalalet içinde olmak gibi bir kavram var. Bunun ıslahı mümkün olmayan, Allah’ın da mağfiret etmeyecek derecede zalim olanlar oldukları anlaşılıyor.

Görüldüğü gibi yüce rabbimiz tüm konuları birden fazla ayetlerde ayrıntıları ile açıklamış. Temel hedef Allah’a yönelip, onun bir dostuna tabi olduktan sonra onların himmet ve yardımları ile nefsimizi afetlerinden arındırıp (Nefs tezkiyesi) Dünya ve ahiret mutluluğunu hak etmek. Allah kullarını çok seviyor. Kendisine yönelen, dünya hayatında ruhen ona teslim olmayı dileyen, tüm kullarını sadece bir niyet karşılığı bu güzellikleri yaşatıyor. Çok basit bir dilek, niyet karşılığı dünya ve ahiret saadetini bedavadan veriyor. Allah’ın bu muhteşem ikramı zamanımızda pek bilinmiyor. Okuyucularımızın bu güzelliği idrak etmeleri dileği ile konumuzu tamamlayalım.

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                     Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile