Tabiiyet makamının Özellikleri

Hidayetçi Veli Resulleri Bulmak.

 

Geçmişte olduğu gibi çağımızda da, tüm semavi dinler içinde, İnsanları Allah’a çağıran gerçek Allah dostları, her yer ve zamanda vardır. Bazılarının karşı çıkması, aşağıdaki ayette açıklanan bu gerçeği değiştirmez. Bu mübarekler kutsal kitapların muhtevasını insanlara anlatarak, kendilerine tabi olan kişileri manevi huzura kavuşturup, Allah’a yaklaştırır. Kişi çevresine olumlu yaklaşarak, başkaları ile problemi kalmaz. Herkesi memnun etmeye çalışır. Kendisi de mutlu olur. Bazı münafıkların sömürü düzeni diye aşağılamaya çalıştığı, bu mübarekler, her hangi bir dünya menfaati gözetmeden insanlara hizmet eder. Bu konuyu açıklayan kur’ân ayetini inceleyelim.

 

5/MÂİDE-19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).

“Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl'ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.”

16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn (mukezzibîne).

“Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).”

Yukarıdaki ayetler, her hangi bir tereddüde meydan bırakmayacak kadar açık. Peygamberlerin olmadığı dönemlerde, Nebi olmayan veli resuller olduğu açıklanıyor. Hem de, sonraki nesillerin bizim dönemimizde resul gelmedi. Demelerini engellemek için görevlendirildikleri açıklanıyor. İkinci ayette de bütün ümmetler içinde bu hidayetçi veli resullerin yaşadığı vurgulanıyor. Bu (Veli resul veya mürşit)’e tabi olanların hidayete erdikleri bildiriliyor. Peki, bunları insanlarımız nasıl bulunacak? Gerçek, Allah dostu oldukları nasıl anlaşılır?

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn (ecmaîne).

“Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.”

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).

“(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.”

Yukarıdaki ilk ayette, bu seçimin Allah’a ait olduğu bildiriliyor. İnsanların iç yüzü bilinemez. Aynı ayette sahtelerinin de olduğunu bildiriyor. Onun için, her şeyi bilen Allah’tan sorulacak. Nasıl sorulacağı da ikinci ayette açıklanıyor. Perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece gusül abdesti ile kılınacak hacet namazı ile Allah’tan bizim için görevlendirdiği veli resul veya mürşidimizi soracağız. Samimiyetle yapılan bu talebe Allah, mutlaka icabet edecek. Tabiiyet makamını bize gösterecektir. İslam’da gerçek tabiiyet makamına ulaşmak için uygulanan usul budur.

Ancak günümüzde, insanların sakalına ve sarığına bakılarak karar veriliyor. Maddi menfaat peşinde olan sahtekârlar insanlarımızın inancını sömürüyor. Türlü şaklabanlıklar yapılarak tahsilli, kültürlü insanlar aldatılıyor. Yakın tarihimizde ülkemiz böyle bir tehlike atlattı. Cemaat kisvesine bürünen bir örgüt, az kalsın ülkemizin idaresini ele geçiriyordu. Devletimizin tüm kurumlarına sızmışlar. Kendilerini gizlemek için, İslam’a aykırı birçok pislikler yapılmış. Hamd olsun hükümet ile halkımızın dikkat ve fedakârlığı ile bu büyük bir tehlike atlatıldı.

Bu yanlışlığı kısaca ifade ettikten sonra, asıl konumuza dönelim. Allah’ın tüm kavimlerde ve her dönemde görevlendirdiği bu Allah dostları, insanları “Amel-i salih” denilen nefs tezkiyesine davet eder. Böylece insanların dünya ve ahiret mutluluğunu yakalamalarına yardım edilir. Bu Allah dostlarının kurdukları cemaat adı verilen Sosyal kurumlar toplumların ahlak mektepleri olarak görev yapar. Hz. Peygamberimizden sonraki sahabe ve atalarımız olan Osmanlı döneminde, bu mekteplerin iyi çalışması sayesinde mutluluklar yaşanmış. Diğer toplumlara örnek olunmuş. Osmanlının son döneminde bu mektepler kötüye kullanıldığı için yozlaşma yaşanmış.

Günümüzde de, bu mekteplerin devamı olan cemaatler var. İyi niyetle insanlarımıza hizmet vermeye çalışan bu cemaatlerin hepsine saygım var.  Bu kurumlardan istifade ediliyor. Hepsinden Allah razı olsun. Ancak, bunların büyük bir çoğunluğunda, İslam’ın en temel ilkeleri olan, Allah’a yaklaşmak. Nefis tezkiyesi, teslim olmak gibi konular bilinmiyor. Allah’ın kitabı dururken, El yazması kitaplar ile amel ediliyor. Sünnetlere uyacağız diye, farzlar terk ediliyor. Bazıları kılık kıyafetleri ile insanlarımızı ürkütüyor. Onun için bu sivil sosyal kurumlara girilirken çok dikkat edilmeli. Bu hususta temel ilke, yukarıda izah edildiği gibi, Allah’a sormaktır. Bununla beraber irşat makamı ve cemaatlerin dış görünüşünde, şu özelliklerin yaşanmasına dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu sosyal kurumlarda maddi menfaat değil, sadece Allah’ın rızası gözetilmeli. El yazması kitaplar değil, Allah’ın kitabı esas alınmalı, Hz. Peygamberimizin Kur’ân ile örtüşen sünnetlerine önem verilmelidir. Kur’ân ve sünnetlere aykırı hayatı özendiren tavsiyeler varsa, o cemaatten uzak durulmalı. Politika ve güncel siyasi ihtilaflardan uzak durulması esas olmalıdır. Toplumları ve insanları ayrıştıran değil, kucaklaştıran, birleştiren bir düşüncenin hâkim olması gerekir. İrşat makamını temsil eden Allah dostunun, ruhu’nu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini teslim etmiş, İnsanları Allah’a çağıran, bu kişiler, Sabra ulaşmış, ayetlere yakîn sahibi olmuş (Secde-24), Hikmet sahibi (Bakara-269), Kötülüğe hayır ile mukabele eden (Fussilet-34), bir erkek (Enbiya-7=Rical) olmalıdır.

Tekrar özetlemek gerekirse, günümüzde hacet namazı ile Allah’tan sormak ilkesi bilinmiyor. Sarık ve sakal gibi dış görünüşlere itibar ediliyor. İnsanlar siyasete yönlendiriliyor. Bazı insanlar politik ve maddi menfaat temin etmek için bu kurumları kullanmak istiyor. Kişiler siyasi ikbal için kullanılıyor. Manevi değerler ayaklar altına alınıyor. Böyle gruplar, insanlarımızın Allah için hizmet peşinde koşan gerçek cemaatlere şüphe ile bakmalarına sebep oluyor. İslam’a büyük zarar veriliyor. Günümüzde, Müslümanların dışlanmaları (İslamo Fobi )’nin nedeni budur.

Bazı gafil ve münafıklar karşı çıksalar da, şu gerçek, artık iyi bilinmelidir. Gerçek bir Allah dostunun öğretisi, yani tabiiyet olmadan, Hz. Peygamber (SAV) ve Osmanlı dönemindeki İslam yaşanamaz. Hz. Peygamberimiz, Cebrail (A.S)’a, Sahabe de Hz. Peygamberimize tâbi oldu. Halifeler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de, bu tabiiyet zinciri devam etti. Bu sayede, tüm çağlara örnek medeniyet ve mutlu toplumlar meydana getirildi. Şefaat Allah dostunun talebesi hakkında yaptığı duadır. Bu konu da, maalesef yanlış biliniyor. Bu hususta birkaç ayet görelim.

2/BAKARA-48: Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn (yunsarûne).

“Ve, bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının”

20/TÂHÂ-109: Yevme izin lâ tenfauş şefâatu illâ men ezine lehur rahmânu ve radıye lehu kavlâ (kavlen).

“İzin günü, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu (tasarruf rızasının sahibi) kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez.”

53/NECM-26: Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zenallâhu limen yeşâu ve yerdâ.

“Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (hiç)bir şeyle (hiçbir şekilde) fayda vermez. Allah'ın dilediği ve razı olduğu (tasarruf rızasına sahip) kimseye (devrin imamına) izin vermesinden sonrası hariç.”

Şefaat, Dünya hayatında yapılan duadır.

Görüldüğü gibi şefaat dünya hayatındadır. Öldükten sonra “Hz. Peygamberin Şefaati diye bir durum yoktur.” Bu konuda pek çok ayet var. Yukarıdaki üç ayet bunu anlatıyor. Hz. Peygamberimizin kızına “Seni ben bile kurtaramam” dediği bilinmesine rağmen hâlâ, Hz. Peygamberin Müslümanlara ahirette şefaat edeceğine inanılıyor. Bu yanlış bilgi insanlarımızın rehavete düşmelerine, dolaylı olarak dalalette kalmalarına sebep oluyor.

72/CİNN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ.

Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).

Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi İslam bir araştırma dinidir. İrşat makamının aranması herkesin üzerine farzdır. İslam (teslim)’in yaşanması için manevi bir rehbere tutunmak zorunludur. Okuyucularımızın bu ayetleri inceleyip, mutluluğu yakalaması dileği ile Ramazan bayramlarını kutlar. Bayramın İslam alemine hayırlar getirmesini dilerim. 

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                  Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile