Allah’ın Dostları

Rehber İnsanlar

Yaratılanların en şereflisi (Eşref-i Mahlûkat) olan İnsan, her ihtiyacını kendisi karşılayamaz. Başkaların yardımına muhtaç. Onun için, diğer tüm mahlûkat gibi bir toplum halinde yaşamak mecburiyeti var. Önce aile çevresi, sonra köy, kasaba gibi küçük yerleşim merkezleri oluşmuş. Daha sonra büyük merkezler olan şehir, kavim ve milletler haline gelinmiş. Her sosyal grubun ortak bir değer yargıları var. Bu ortak değerler etrafında birleşiliyor. Buna rağmen insanlar her konuda anlaşamaz. Bu sebeple sosyal gruplar arasında ihtilaflar, sürtüşmeler yaşanır.

 

Çünkü insan özgür düşünce ve iradenin sahibidir. Meydana gelen olaylar çeşitli düşünceler ile farklı şekilde değerlendirilir. Âdemoğlu yaratılış itibarı ile şeytanın etkisine açık bir nefis sahibi olmasına karşılık. İnsanı daima Allah’ın doğrularına yönlendiren bir Ruh sahibidir. Olaylar değerlendirilirken her iki unsur aklı yönlendirmeye çalışır. İnsan bulunduğu ortam gereği birisine inanır, diğerini ret eder. Bu sebeple İhtilaflar doğar. Onun için insanın iyi ve doğru olanı tespit edebilmesi için bir rehbere ihtiyacı var. Bu konuda Allah şöyle diyor.

BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrehû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn.

“Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

Görüldüğü gibi meydana gelen olayların hikmetini, biz bilemiyoruz. Olayların iç yüzünü, onu yaratan Allah biliyor. Bu sebeple Allah ile rabıta (ilişki) halinde olan bir rehbere ihtiyaç var. Böyle bir rehberimiz olmadan hataya düşmek, mağdur olma ihtimali var. Geçmişte tüm mübarek insanlar birer rehber edinmiş. Hz. Peygamber, Hz. Cebrail (A.S)’ı, Sahabe efendilerimiz de Hz. Peygamberimizi rehber edinmiş. Atalarımız olan Osmanlı döneminde de, toplumun her kesiminde rehber insanlar, toplumu yönlendirmiş. Padişahlar savaşa girmeden evvel bunların dua ve tavsiyesini talep edermiş. Ertuğrul gazi oğluna nasihat ederken Şeyh Edebali için Ona itaat et. “Terazisi dirhem şaşmaz.” Diyor. Peki, bu rehber insanlar günümüzde de var mıdır? Sorusunu üç ayetle cevap verelim.      

2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa (cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).

“Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

62/CUMA-2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

“Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.”

7/A'RÂF-35: Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).

“Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun olmazlar.”

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah’ın ayetlerini bize okuyup, açıklayan, nefsimizi tezkiye eden, bunların başka, fizik ötesi hikmeti öğreten resul, hidayetçi sıfatı ile nitelenen Allah dostları var. Bunları rehber edinenlerin mahzun olmayacakları açıklanıyor. Onların yardımını alamayanların da dalâlette kalacakları bildiriliyor. Rehber olan bu Allah dostlarının çağımızda da olup olmadığını merak edenler için iki ayet daha inceleyelim. 

5/MÂİDE-19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr (nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).

“Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl'ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah her şeye kaadirdir.”

16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn (mukezzibîne).

“Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).”

Görüldüğü gibi Arapça nebi olarak nitelenen Peygamberlerin olmadığı dönemlerde, nebi olmayan veli resullerin her dönemde olduğu bildiriliyor. Yetmez, insanların (Ahirette) bize resul gelmedi diye mazeret, bahane ileri süreceklerini bilen Allah, bunu baştan engelliyor. Onun için gönderdik diyor. Allah daha nasıl söylesin. Buna rağmen günümüz din adamlarının çoğunluğu resul kelimesini görünce bunlar peygamber diye tutturuyor. İnsanlarımız da, son Peygamber 1400 sene evvel gelmiş. Bu gün nebi yok diye yaşayan veli, resul aranmıyor. Bu sebeple dalâlette kalıyorlar. İnsanlarımızın dalâlette kalmalarının vebali, bu yanlışlıkta israr eden din görevlilerine aittir. Allah, kullarının çağımızın bu önemli yanlışlığına düşmemesi, 1400 sene önce konuya açıklık getirmiş. 

28/KASAS-59: Ve mâ kâne rabbuke muhlikel kurâ hattâ yeb’ase fî ummihâ resûlen yetlû aleyhim âyâtinâ, ve mâ kunnâ muhlikîl kurâ illâ ve ehluhâ zâlimûn(zâlimûne).

“Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe) ülkeleri helâk edici olmadık.”

17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, “ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).

Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.”

Din görevlilerinin bu yorumları doğru olsaydı, yukarıdaki iki ayete göre günümüz insanlarının bir sorumluluğu olmazdı. Nitekim öyle düşünenler var. Böyle bir saçmalık olamaz. Bu husus çok ama çok önemlidir. Allah’ın nebi olmayan veli, resulleri ve onların yardımcıları pozisyonunda olan veli mürşit olan Allah dostları her dönem ve kavimlerde vardır. Bunları arayıp rehberliklerinde dünya ve ahiret saadetine ulaşmak mümkündür. Aksi halde;   

40/MU'MİN-33: Yevme tuvellûne mudbirîn(mudbirîne), mâ lekum minallâhi min âsım(âsımin) ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd (hâdin).

“Arkanızı dönüp kaçacağınız gün sizin için Allah'tan (Allah dostlarından) bir koruyucu yoktur. Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur.”

Allah dostlarını aramayanları, Allah, arkasını dönüp kaçanlar diyor. Onların Allah’ın koruması altında olmadıkları açıklanıyor. Onların hidayetçileri olmadığı için, Allah dalâlette bırakıyor. Dünya’da mutsuz, huzursuz ve ahirette de cehenneme mahkûm oluyorlar. Onun için tüm inananlar böyle bir arayış içinde olmalıdır.

72/CİNN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ (reşeden).

“Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır.”

Perşembeyi Cumaya bağlayan gece kılınacak bir hacet namazı ile Allah’tan bizim için görevlendirdiği rehberimizi, öğretmenimizi, mürşidimizi talep ettiğimiz takdirde, Allah Mutlaka bu isteğimize icabet edecektir. O zaman bilmediğimiz her konuyu ondan soracak. Yanlışlığa düşmekten kurtulup, dünya ve ahiretimizi kurtaracağız.

16/NAHL-43: Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn (ta’lemûne).

“Ve Biz, Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz ricalden (erkeklerden) başkasını (resûl olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o taktirde zikir ehline (daimi zikir sahiplerine) sorun!”

Yukarıdaki ayette, bu Allah dostlarının erkek oldukları bildiriliyor. Bilmiyorsanız zikir ehli olarak nitelenen bu Allah dostlarından sorulması Allah’ın emridir. Kıymetli okuyucularımız, İşte İslam budur. Allah’ın görevlendirdiği bir rehber, Allah dostuna tabiiyet olmadan İslam yaşanamaz. Yaşansa da insanın kendisini kurtarması mümkün değil. Bu gerçekler, insanlar kırılıp ümitsizliğe düşmesinler diye açıkça söylenmiyordu. Fakat günümüzde İslam toplumları horlanıyor, dışlanıyor. Bunun altına yatan neden. Hz. Peygamberimiz, sahabe ve Osmanlı döneminde yaşanan Kur’ândaki İslam’ın yaşanmamasıdır. Bu sebeple Allah’ın yardımı alınamıyor. Onun için gerçekler artık tüm açıklığı ile bilinmelidir. Kutsal kitabımızda Allah dostu olan bu Salihlerin hiyerarşik sıralaması veriliyor.

4/NİSÂ-69: Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn (sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ (refîkan).

“Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.”

Nebiler hiyerarşinin en üstünde, sonra Sıddîklar, şehitler, sonra veli resuller, Salihler ve Mürşitler geliyor.   İmanın şartlarından birisi (Yaşayan bir veli) Resule imandır. Fakat bu husus nebi resule iman olarak idrak ediliyor. Yukarıdaki ayette Allah , “Kim Allah’a ve resule itaat ederse” diyor. Resule itaat Allah’ın emridir. Resule itaat olabilmesi için onun çağımızda, sağlığımızda, yanımızda yaşayan, bize Allah’ın ayetlerini okuyan, onun içeriğini ruhunu bize açıklayan biri olması gerekir. Hz. Peygamberimizin kızına “Sonra sana yardım edemem”  dediği hadis biliniyor. Sonra gene de Hz. Peygamberden şefaat ümit ediliyor. Ayetin devamında resule itaat eden müminlerin ahirette, Nebiler, Sıddıklar, şehitler ve Salihler ile arkadaş olacakları müjdeleniyor. Ne mutlu onlara, Yüce rabbimizin bu gerçekleri bilip ona göre amel edebilmeyi nasip etmesi dileği ile konumuzu tamamlayalım.

 

27.5.2017

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                            Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile