Dinde Zorlama Yoktur.

İslam’da İnanç Özgürlüğü

Allah kullarını serbest irade ile yaratmış. Her kişiye aklını kullanarak seçme yetkisi verilmiş.  İnsanlar karşılaştığı olayları özgür bir şekilde değerlendirip, çirkinlikler içinden, iyiyi ve güzeli seçmesi isteniyor. Onun için Âdem atamız yaratıldıktan sonra Cennet’te serbest bırakılıyor. Cennetin nimetlerinden istifade edebileceği, (Bir hikmet gereği) sadece bir meyvenin yasaklandığı bildiriliyor.

7/A'RÂF-19: Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrebâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn (zâlimîne).

“Ve ey Âdem! Sen ve zevcen cennette yerleşin (oturun) sonra da, dilediğiniz yerden yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın. O zaman (yaklaşırsanız ikiniz) zalimlerden olursunuz.”

 

7/A'RÂF-20: Fe vesvese lehumuş şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn.

“Şeytan, onların (o ikisinin) görünmesi ayıp olan ve kendilerinden örtülmüş (gizlenmiş) yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz (ikinizin Rabbi) sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedî kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti (nehyetti).”

7/A'RÂF-21: Ve kâsemehumâ innî lekumâ le minen nâsıhîn (nâsıhîne).

Ve ikisine yemin etti: “Muhakkak ki ben, sizin ikinize nasihat edenlerdenim.”

7/A'RÂF-22: Fedellâhumâ bi gurûr(gurûrin), fe lemmâ zâkâş şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneh(cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkumeş şecereti ve ekul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvun mubîn (mubînun).

Böylece o ikisini aldatarak öncülük (önderlik) etti. Ağaçtan tadınca (meyvesini yeyince) ayıp yerleri kendilerine göründü (açığa çıktı). Ve Rab'leri (ikisinin Rabbi), ikisine şöyle seslendi: “Sizin ikinizi bu ağaçtan nehyetmedim mi (yasaklamadım mı)? Ve sizin ikinize, muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır.” demedim mi?

Allah, yasaklanan meyveyi de serbest bırakabilir. Şeytanın etkilemesini engelleyebilirdi. Fakat bu yapılmıyor. Yasaklanan meyve yendikten sonra “Sizin ikinizi bu ağaçtan nehyetmedim mi ?” diye soruyor. Bundan başka, “Sizin ikinize Muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır. Demedim mi?” Diye soruyor. Allah, iblisin kandıracağını biliyor. Atalarımızı uyarıyor. Fakat iblisin iddialarını özgürce değerlendirmelerine müdahale edilmiyor. Sonra malum, yasaklanan meyve yeniliyor. Âdem atamız tövbe ediyor. Tövbesi kabul ediliyor. Ancak, bu durum onların Cennet’ten çıkarılmalarına sebep oluyor. Allah, atalarımızı mağfiret ettikten sonra, gene cennette bırakabilirdi. Fakat bunu da yapmıyor. Kullarının kendi çabaları ile cenneti kazanmaları, hak etmeleri murat ediliyor.

Günümüzde “Cehennemin odunlarını Dünya’dan kendimiz taşıyoruz.” Diye yaygın bir kanaat var. Gerçekten dünya bir imtihan yeri, Olaylar karşısında aklımızı kullanarak iyiyi güzeli seçip, bizzat kendimizin cenneti hak etmemiz isteniyor. Yetmez, Allah kendisinin müdahale etmediği irademizi, dıştan (şeytan veya her hangi şey) birinin etkilemesini istemiyor. İnsan iradesini etkileyen içki ve uyuşturucunun haram olmasının sebep ve hikmeti budur. Kulların aklını kullanarak özgür iradeleri ile seçim yapmaları isteniyor.

11/HÛD-51: Yâ kavmi lâ es'elukum aleyhi ecrâ(ecren), in ecriye illâ alellezî fetaranî, e fe lâ ta'kılûn(ta'kılûne).

“Ey kavmim, ona (onun karşılığında) sizden bir ecir (ücret) istemiyorum! Eğer ücretim varsa, ancak beni Yaratan'a aittir. Hâlâ akıl etmez misiniz?”

5/MÂİDE-58: Ve izâ nâdeytum iles salâtittehazûhâ huzuven ve leıbâ(leıben) zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn(ya’kılûne).

“Ve namaza çağırdığınız (ezan okuduğunuz) zaman, onu oyun ve alay konusu edindiler. Bu, onların akıl etmeyen (aklını kullanmayan) bir kavim olmaları sebebiyledir.”

Görüldüğü gibi mü’minlerin aklını kullanarak gerçekleri görmeleri, tagut (İnsan ve Cin şeytanlar)’un saptırması ile yoldan çıkmaması asıldır. Allah bizim rabbimizdir. Bizi çok seviyor. Dünyada mutlu olmamızı ve ahirette de Cennetine almak istiyor. Her konuyu açıklamış. Bu ayetleri açıklayan öğretmenleri (Nebi ve Veli resuller)’ni görevlendirmiş. Bize düşen Allah ve resulün emirlerine uygun davranış sergilemek. Dünyada mutluluğu ve ahirette de cenneti hak etmek. Bunun için yapacağımız şey Allah’a yönelip, ona ulaşmayı (Niyet) dilemek.

2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrehû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâta’lemûn (ta’lemûne).

Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.

7/A'RÂF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn (gâfilîne).

Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

Yukarıdaki ayette, Allah siz bilmezsiniz. Buyuruyor. Çünkü biz hangi olayın hayır veya şer olduğunu insan idrak edemiyoruz. Diğer ayette de, kibirlilerin ayetleri inanmayacağı açıklanıyor. Bir diğer önemli gerçek daha açıklanıyor. İnsanların, şeytanın gay yolunu değil, rüşt (irşat) yolunun tercih edilmesi gerektiğine işaret ediliyor. Allah’ın emirleri olan ayetleri, bir kur’ân öğretmeni olan veli resulden öğrenenler. Gaflet ’ten kurtuluyor. Rüşt yolunu seçiyor. Allah kullarının idrakına hitap ediyor. Güzellikleri tercih etmesi isteniyor. Dinde zorlama yok.

2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm (alîmun).

“Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah'a îmân ederse (Allah'a ulaştıran yolu tercih ederse,mü'min olur),böylece o,(Allah'tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem'î'dir, Alîm'dir.”

Görüldüğü gibi ayetler her konuyu açıklığa kavuşturuyor. Yukarıdaki ayette, irşat yolu ile şeytan yolunun açıkça belli olduğunu, irşat yolunu seçenlerin sağlam bir yolda olduğuna işaret diliyor. Böylece dinimiz kişilerin özgür iradelerine karışmıyor. Mü’minler zorlama olmadan serbestçe seçim yapıyor. Bu sağlam delillere rağmen günümüzde dinde zorlama olduğu iddia ediliyor. Bu sebeple, ramazanda oruç tutmayanlar kınanıyor. Zorlanıyor. İbadetlerde, özellikle tesettür konusunda insanlar zorlanıyor. Dini emirlere itaat konusu, kişi ile Allah arasında bir şeydir. Hz. Peygamber sağlığında Medineli Yahudilere İslam’ı tebliğ etmiş. Kabul edenler olduğu gibi, kabul etmeyenler de olmuş. Kimse zorlanmamış. Allah ve Resulün serbest bıraktığı şeyin, günümüzde zorlanması cehalettir. Vebaldir. Günahtır.  Şimdi bazı ukalalar, Müslümanları aşağılamak istiyor. Bu konuda, Allah şöyle diyor.

2/BAKARA-13: Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn (ya’lemûne).

“Ve onlara: “İnsanların inandıkları gibi siz de âmenû olun (Allah'a ulaşmayı dileyin).” denildiği zaman: “O sefihlerin (akılsızların) îmân ettiği gibi mi âmenû olalım?” dediler. Gerçekten onlar, kendileri sefih değiller mi? Ve lâkin bilmiyorlar. “

Bu kişiler gerçekten cehalet içindedir. Hâlbuki kendileri iblisin tesiri ile akıllarını kullanamıyor. Dalâlette kalıyorlar. Tüm semavi kitaplar Allah’ındır. Hepsi de teslim dinini anlatır. Yeryüzünde Hz. İbrahim’in hanif (İslam=Teslim) dininden başka bir din hiçbir zaman olmamıştır. Günümüz insanlarının üç semavi din mensubu olduğu kanaati, Allah’ın bir hikmetidir. Bu şekilde, inananlar ile gerçek (Hak) mü’minler arasındaki fark ortaya çıkıyor. Bu konuda özellikle şu ayete dikkat edelim.

5/MÂİDE-48: Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li kullin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn (tahtelifûne).

“Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab'ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk'tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.”

Yukarıdaki ayette Allah “Dileseydik hepinizi tek ümmet yapardık. Ancak bu sizi verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın.” Buyuruyor. Allah’a iman edenlerin hayırda yarışmaları murat ediliyor. Allah daha ne söylesin. Her şey tüm açıklığı ile anlatılıyor. Bu gerçeklere rağmen, üç semavi din mensupları kendilerinin hak, diğerlerinin batıl, kâfir oldukları iddia ediyor. Çağımızda bilinmeyen bu gerçekler, inşallah yakında hidayet çağının bir hikmeti olarak herkes tarafından öğrenilecek. Allah’ın yardımı ile yeniden bir saadet asrı yaşanacak.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ (hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).

“Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.”

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

“O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.”

Tüm bu güzellikleri yaşayabilmek için yapılacak şey, Allah’a yönelip, dünya hayatında ruhen ona ulaşmayı dilemekten ibarettir. Allah bu kulunun elinden tutup onu hidayete erdiriyor. Kişi bir Allah dostuna tabi olup zikir yaptığında nefsi afetlerinden arınıp, nurla doluyor. Böylece dünya saadetini yaşayıp, ahirette cenneti hak ediyor.

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).

“Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.”

İslam’da hedef, vahdet (Allah’ın tekliğine inanmak.) tevhit  (Tek bir toplum oluşturmak.) ve teslim (Allah’ın emir ve yasaklarına uygun yaşayıp, ruhunu, nefsini ve iradeyi ona teslim etmek.) ‘ dir. Mutluluk dinidir. Onun için sahabe saadet asrını meydana getirmiş. İslam kolaylık dinidir. Allah kendisine yönelen kulunu bizzat hidayete erdiriyor. Yani, Allah kuluna sadece basit bir niyet karşılığı, dünya ve ahiret saadetini bedavadan bağışlıyor. Onun için okuyucularımıza, tanıdıklarımıza ve tüm din kardeşlerimize, hemen Allah’a ulaşmayı dilemelerini tavsiye ediyoruz. Kimseyi zorlamadan, gerçekleri delilleri ile ortaya koyup, insanlarımızın idrakine sunuyoruz.

Tüm İslam âlemi kargaşa içinde olsa da, hamd olsun bir üç aylara daha kavuştuk. Bu sebeple tüm okuyucularımın üç aylarını ve Regaip kandillerini kutlarım. Hamd olsun ki ülkemizde bu mübarek ayları huzur içinde yaşayabiliyoruz. Ancak, başta Irak, Suriye halkları olmak üzere, Afganistan, Yemen, Mısır, Somali gibi İslam ülkelerinde müminler huzursuz. Şehirleri alt üst olmuş. Her gün yüzlerce insan katlediliyor. Hür Dünya bu katliamı seyrediyor. Batı ülkeleri, teröristlere silah satmak, İslam liderlerini kötülemek ile meşgul oluyor.  İslam ülkelerinde istikrar ve huzurun gelmesinden endişe ediliyor. Bu konuda, Allah bakın ne buyuruyor.

9/TEVBE-32: Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne).

“(Onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.”

9/TEVBE-33:Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn.

Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen odur.”

Bu kargaşalar, Allah’ın müjdelediği mutlu günlerin yakın olduğunu gösteriyor. Diye düşünüyorum. Bu olaylar, yeni bir saadet asrının yaşanacağı, hidayet çağının sancılarıdır. Bu aşamada müminler de üzerine düşen görevi yerine getirip, Allah’a yönelip, doğrunun yanında olmalı. Hidayet çağını hak etmelidir. Yüce rabbimizin bu mübarek günler yüzü suyu hürmetine günahlarımı af edip, İslam dünyasının çilesini doldurmasını, Mübarek üç ayların insanlarmızın hidayetine vesiyle olmasını dilerim.

27 Mart 2017

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                              Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile