ÖNSÖZ

Sevgili okurlarımız, bugün dünyanın dörtbir köşesinde insanlar, İslâm’ın beş şartı ile amel ediyorlar. Ve ibadetlerinin yeterli olduğundan eminler. İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir. Acaba gerçekten durum böyle midir?

Bu sualin cevabı Kur’ân-ı Kerim’dedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V), ve sahâbenin yaşadıkları hayat İslâmîyetti. Onların yaşadıkları hayat Kur’ân-ı Kerim’in bütününe ittiba etmek idi. (Âli İmrân-119) Kur’ân-ı Kerim’in bütünü bizdeki üç emanetin ve iradenin Allah’a teslimini ihtiva etmektedir.

  1. Ruhun teslimi
  2. Fizik vücudun (vechin) teslimi
  3. Nefsin teslimi
  4. İradenin teslimi

Allah sadece fizik vücudumuza değil, ruhumuza da, nefsimize de, irademize de emirler vermiştir.

Ve önemli olan bu emanetlerin, bu emirlere, bu farzlara Allah’ın davetine uygun olarak Allah’a teslimidir. Kişinin irşada ulaşması (Bakara-186) ve iradesini de Allah’a teslim etmesi farzdır. (Fussilet-33) Bu farz emri bu gün bütün kutsal kitaplarda bulmak mümkündür. Teslim âyetleri bütün kutsal kitaplarda aynen muhafaza edilmiştir (Bakara-136).

Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve bütün sahâbe Zumer-18’e göre önce ruhlarını, daha sonra Ali İmran-20’ye göre fizik vücutlarını, daha sonra Zumer-18’e göre nefslerini de Allah’a teslim ederek Hucurat-7’de belirtildiği gibi hepsi irşada ulaşmış ve Fussilet-33’e göre hepsi iradelerini de Allah’a teslim etmişlerdi.

Demek ki üç emaneti de, iradelerini de onlar Allah’a teslim etmişlerdi. ...Ve gerçek anlamda İslâm olmuşlardı.

İslâm kelimesinin ilk anlamı teslimdir. Ancak Allah’a emanetleri teslim edebilen kişi İslâm olmak şerefine erer. Teslimler ise, “ben Allah’a teslim oldum” demekle oluşmaz. Şartları vardır.

İslâm kelimesinin ikinci anlamı ise, sulh, sükûn ve saadettir. Bu sonsuz saadete Yüce Rabbimiz “Hazzül Azîm” adını veriyor (En büyük haz, sonsuz haz, sonsuz saadet.) (Fussilet-35).

“Allah’a teslim olmanın (İslâm olmanın) şartları vardır “ demiştik. Bu şartlar birincil (alt seviye) ve ikincil (üst seviye) şartlardır. Birincil şartlar şunlardır:

  1. Ruhun Allah’a ulaşması (hidayet)
  2. Fizik vücudun Allah’a kul olması
  3. Nefsin tezkiyesi
  4. İradenin güçlenmesi

İkinci (üst seviye) şartlar şunlardır:

  1. Ruhun Allah’a teslimi.
  2. Fizik vücudun Allah’a teslimi.
  3. Nefsin Allah’a teslimi.
  4. İradenin Allah’a teslimi

A- BİRİNCİL ŞARTLARIN YERİNE GETİRİLMESİ

Önce Allah’a ezelde verdiğimiz üç vücudumuza ait yeminin yerine getirilmesi gerekmektedir.

  1. Ruhumuz Allah’a dünya hayatında mülâki olacağına dair misak vermiştir (Rad-20, 21) (MİSAK).
  2. Fizik vücudumuz Allah’a kul olacağına, şeytana kul olmayacağına dair ahd vermiştir (Yasin-60, 61) (AHD).
  3. Nefsimiz tezkiye olacağına dair Allah’a yemin vermiştir (Muddesir-38,39,40) (YEMİN).
  4. İrademiz İlâhi İrade’ye teslim olacağına dair misak vermiştir (MİSAK)(Maide-7)

Misak, ahd , yeminin ve irademizin misakini yerine getirilmesi konusunda Yüce Rabbimiz farzları oluşturan emirler vermiştir.

  1. Allahû Tealâ, ruhumuzun Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmasını 12 defa farz kılmıştır.
    1. Zumer-54 7. Şura-47
    2. Fecr-28 8. Muzemmil-8
    3. Rum-31 9. Rad-21
    4. Zariyat-50 10. Yunus-25
    5. Lokman-15 11. Maide-7
    6. En’am-152 12. Nisa-58
  2. Rabbimiz fizik vücudumuzun Allah’a kul olmasını 3 âyetle farz kılmıştır (Yasin-60, 61, En’am-152, Maide-7).
  3. Nefsimizin tezkiye olmasını yine 3 âyetle farz kılmıştır (Maide-105, En’am-152, Maide-7).
  4. Allahû Tealâ, irademizin de Allah’a teslimini farz kılmıştır. (Nisa-58, En’am-152, Maide-7)

    4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

    5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
    Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. 

    6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
    Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. 

Dünya hayatını yaşarken Allah’a Ulaşmayı dileyerek, Allah’ın verdiği furkanlarla (Doğruyu yanlıştan ayırma özelliği) gören, işiten, idrak eden kişiler olarak mürşidimize ulaşıp yeminlerimizi yerine getirebiliriz. (Enfal-29)

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. 

Kur’ân’daki İslâm 28 basamaklık bir merdivendir.

  1. Basamakta olaylar yaşanır. (Bakara 216) Kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarını da Allah’a ulaşmayı dilemekten men edenler, ikinci basamağa geçemezler.
  2. Basamağa başkasının hidayetine mani olmayan diğer bütün insanlar Allahû Tealâ tarafından seçilirler ve Allah’a yönelenler, üçüncü basamağa geçerler. (Yunus 7-8) (Şura 13)

    10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
    Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. 

    10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). 

    42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır). 

  3. Basamakta kişi Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı diler. (Ankebut 5)
  4. Basamakta Allah Rahmân esmâsıyla tecelli eder. (Bakara-105) Bu tecelli ile Allahû Tealâ 12 tane ihsan ve 7 furkan verir.
  5. Basamakta gözlerdeki basar hassasının üzerindeki gışavet alınır. (1. Furkan) Gözlerdeki hicab-ı mesture kaldırılır. (İkinci Furkan)
  6. Basamakta kulaklardaki sem’î hassasının üzerindeki mühür açılır. (Üçüncü Furkan) Kulaklardaki vakra alınır. (Dördüncü Furkan)
  7. Basamakta kalbin mührü açılır. (Beşinci Furkan) Kalpteki ekinnet alınır. (Altıncı Furkan) kalbe ihbat konur. (Yedinci Furkan) Bu noktada kişi dört inancın sahibi olduğu için kalbine îmân kelimesi yazılmamış ama kalbine îmân girmiştir. Kalbine îmân girdiği zaman küfür otomatikman kalpten çıkar. Bir kişinin mü’min olması Allah’a inanmakla tahakkuk etmez;
    1. Allah’a inanan
    2. Allah’a insan ruhunun ölmeden evvel ulaşmasına inanan
    3. Bunun 12 defa farz olduğuna inanan
    4. Allah’a ulaşmayı dilemesi halinde Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesinde verdiği söz gereğince mutlaka Allahû Tealâ’nın kendisinin ruhunu kendisine vasıl edeceğinden emin olanlar hak mü’min olur.
    Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olanların günahlarını Enfal-29’a göre örttüğünden sevapları günahlarını aşmış kişi 1. kat cennete hak kazanır. (Enfâl-29) Bu kişi artık Allah’ın dostu olmuştur. Dalâletten kurtulup, hidayet üzere olmuş, hüsrandan ve şirkten kurtulmuştur.
  8. Basamakta kalbe Allah ulaşır (kalbe hidayet konur) (Tegabun-11).
  9. Basamakta kalp Allah’a döndürülür (Kaf-33)
  10. Basamakta kişinin göğsünden kalbine nûr yolu açılır. (En’am 125)
  11. Basamakta zikir yaptıkça kalbe rahmet + salâvât gelir. Salâvât taşıyıcı olması hasebiyle sadece %2 rahmet nuru kalbe girer. (Muzemmil 8) (Zumer-22)
  12. Basamakta kalbe gelen bu %2 rahmet nûruyla kişi huşû sahibi olur. (Hadid 16)
  13. Basamakta hacet namazıyla kişiye Allah mürşidini gösterir. (Bakara-45)
  14. Basamakta kişi Allah’ın gösterdiği mürşide 12 ihsanla ulaşıp önünde tövbe eder. (Furkan-70,71)

Kişinin bir tek dileğine bağlı olarak Allahû Tealâ, o kişiye ard arda 12 tane ihsan vermiştir. 12 İhsanla mürşidine ulaşan, önünde diz çöküp tövbe eden kişi, 2. kat cennete hak kazanmıştır. Bu kişiye Allahû Tealâ 7 tane de ni’met verir.

  1. Ni’met, o kişinin başının üzerine Devrin İmamının Ruhu gelir. (Mu’min 15 ve Mucadele-22) (Mu’min7) (Secde 24)
  2. Ni’met, o kişinin nefsinin kalbine Allahû Tealâ îmânı yazar. (Mucadele-22) Kalbinin içine îmân yazılan kişi böylece îmânı artan mü’min olmuştur.

    Zikir yapıldığı süre içinde Allah’tan gelen fazl+ salâvât, rahmet +salâvât nurları kalbe ulaşarak, mühre baskı yapar şeytanın fücur kapısını kapatır. (Şems-8) Karanlıkların ve zûlmetin, kalbe girmesine mani olur. (Bakara-257). İmân kelimesi cazibe merkezidir. Fazıllar îmânla ters manyetik alan teşkil ettiği için îmân kelimesine zikir yapıldığı sürece Allah’tan inen rahmet+ salâvât, fazl + salâvât göğse gelir rahmet yolunu takiben kalbe giren sadece rahmet ve fazıllardır.Fazıllar îmân kelimesine yapışarak kalbi nurlandırır. (Bakara-257).
  3. Ni’met, o kişinin ruhu, vücudundan ayrılarak gök katlarını birer birer aşarak Allah’a doğru yola çıkar. (Nebe-39) Ruhumuz da her tezkiye kademesinde Sıratı Mustakîm üzerinde bir gök katı yükselir ve yedi gök katını (Talâk-12) birbirine bağlayan yedi tariki (Mu’minun-17) Sıratı Mustakîm’i aşarak Allah’a geri döner, ulaşır (En’am-87, 88 ve Fatır-18). Ruh hidayete erer. (Âli İmrân-73, En’am-71, Bakara-120).
  4. Ni’met, o kişinin nefsi, 7 kademede tezkiyeye başlar.
    1. Emmare (Yusuf-53) ( Kişi nefsinin emrindedir.)
    2. Levvame (Kıyâme-2) (Kişi nefsini kınamaya başlar.)
    3. Mülhime (Şems-8) (Kişi şeytandan ve Allahû Tealâ’dan ilham alır.)
    4. Mutmainne (Fecr-27, Rad-28) (Kişi Allah’ın verdikleri ile doyuma ulaşır.)
    5. Radiye (Fecr-28) (Kişi Allah’tan razı olur.)
    6. Mardiyye (Fecr-28) (Allah da ondan razı olur.)
    7. Tezkiye (Fatır-18) (Kişinin nefsi tezkiye olur.)
  5. Ni’met o kişinin fizik vücudu şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmaya başlar.
  6. Ni’met, Allahû Tealâ o kişinin bütün günahlarını sevaba çevirir. Daha önce her yaptığı sevaba 1’e 10 derecat verirken, o günden itibaren 1’e 100’den, 1’e 700’e kadar derecat vermeye başlar. (Furkan-70-Bakara-261)
  7. Ni’met o kişinin iradesi güçlenmeye başlar.
    1. Nefs tezkiye olmuştur (Fecr-27, 28, Fatır-18).
    2. Ruh Allah’a ulaşmıştır (Fecr-28, Fatır-18).
    3. Fizik vücut şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’ kul olmaya başlamıştır. (Hadid-9)
    4. İrade güçlenmeye başlamıştır. (Zumer-54)

Bütün bu ihsanların ve ni’metlerin verilmesi kişinin sadece “Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı dilemesi” ile gerçekleşmiştir. Sadece bir dilek onu Allah’ın dostu kılmış, dünya saadetinin de yarısına kavuşturmuştur.

Böylece 3. kat cennete girmeye hak kazanılmıştır. (Fecr-30). Birincil seviye şartların yerine getirilmesi, ruhun vuslatı, nefsin tezkiyesi, ve fizik vücudun Allah’a kul olmaya başlaması, iradenin güçlenmesine dair emirlerin yerine getirilmesi bizi velî (Allah’a dost) kılar. Dünya saadetinin yarısını kazanırız ama hazzül azîmi, İslâm olmayı sağlamaz. Ancak ikincil (Üst seviye) şartları yerine getirebilir, Allah’a dört teslimle teslim olabilirsek, İslâm oluruz ve sonsuz saadete ulaşırız. 

Bütün sahâbe bu şartları yerine getirmiştir (Zumer-17, 18).

B- İKİNCİL (ÜST SEVİYE) ŞARTLARIN YERİNE GETİRİLMESİ

Allahû Tealâ irşada ulaşma davetine icabeti emretmiştir. (Bakara-186, Şura-47). İrşad olmak ancak nefsimizin kalbinin tezyin edilmesiyle, çirkinliklerinin (afetlerinin) güzele çevrilerek süslenmesiyle (ruhun hasletlerinin nefsimizin afetlerinin yerini alması ile) mümkündür (Hucurat-7).

Nefsimizin kalbindeki karanlıklar, nefsimizin afetlerini; aydınlıklar ise ruhumuzun hasletlerini temsil eder. Daimî zikirde Allah’tan gelen rahmet, fazl ve salâvâtla kalbimizin sadece %2 lik rahmet ve %98 fazldan ibaret olması hali, kalbimizin 7 kademede müzeyyen olması, tezyin edilmiş olması halidir. Nefsin bütün afetlerinin yok olduğu, yerine ruhun bütün hasletlerinin yerleştiği tam aydınlık bir kalbe sahip olan nefste muhtevayı bozan bütün karanlıklar (afetler) daimî zikirle yok olmuş ve sadece faziletler kalmıştır. Böyle bir nefs ise artık Allah’a teslim olmuş ve ululelbab olmuştur (Ali İmran 190,191). Bu kademe bu sebeple ululelbab kademesi adını alır. Nefsimizin de Allah’a teslim edildiğini gösterir. Daimî zikirdeki ululelbab kullarına Allahû Tealâ yerin melekûtu 7 kat cehennemi ve zemin kattaki ana dergâhı kalp gözüyle gösterir.Daha sonra ihlâs kademesinde 7 kat gökleri ve 7. gök katında yer alan 7 âlemi Allahû Tealâ kişiye gösterir. Böylece kişinin kalbinin ihlâsta 7 kademe daha müzeyyen olarak toplam 14 kademe müzeyyen olmasıyla kişi tam aydınlığa, nura kavuşmuş anlamına gelen “irşad” olur.

Sahâbenin bu merhalelerden geçtiklerini, 12 ihsanla Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbi olduklarını, 3 vücutlarını teslim ettiklerini, irşada ulaştıklarını ve irade teslimi yaptıklarını görüyoruz. Allah 3 vücudun da iradenin de Allah’a teslimini ve böylece İslâm olmayı emretmiştir. (Zumer-54, Nisa-58, Bakara-208). Sahâbe;

  1. Ruhlarını (Zumer-54)
  2. Vechlerini (Fizik vücutlarını) (Âli İmrân-20)
  3. Nefslerini (Zumer-18)
  4. İradelerini (Bakara 136) Allah’a teslim etmişlerdir.

Bütün dinlerin mensupları bilirler ki Allah’ın kutsal kitaplarını açıklamakla görevli Allah’ın bütün peygamberleri ve onlara tâbî olanlar, hep Allah’a 3 vücutlarını ve iradelerini teslim ederek Allah’ın en büyük mükâfatlarına sahip olmuşlardır.

C- TASAVVUF KUR’ÂN’DAKİ İSLÂM’IN YAŞANMASIDIR

Tasavvuf, Kur’ân’daki İslâm’ın yaşanmasıdır. “Tasavvuf” kelimesinin zahirdeki belirtilere bakarak, sufa sahipleri (Ehli sufa) kelimesinden mi, yoksa Peygamber Efendimiz S.A.V. devrinde sof (yün) elbiseler giyildiği için, sof kelimesinden mi geldiği hiç mi hiç önemli değil. Ama çok önemli olan şeyler vardır;

  1. Tasavvuf Kur’ân-ı Kerim’in bütünü ile amel etmektir. Kur’ân-ı Kerim’in sadece fizik vücudumuzu alâkadar eden âyetleri ile değil, nefsimizi, ruhumuzu ve irademizi vazifeli kılan âyetleri ile de amel etmektir.
  2. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz S.A.V. ve sahâbenin yaşadıklarını yaşamaktır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve onlara tâbî olanların da yaşadıkları hayat da tasavvuftu.
  3. Tasavvuf, Allah’ın bize verdiği ruh, fizik vücut, nefs ve iradeyi Allah’a teslim etmektir. İrşad’a ulaşmaktır. Bu ise İslâm olmaktır.

İslâm kelimesinin ilk muhtevası tek Allah’a inanmak, ikinci muhtevası teslim, üçüncü muhtevası ise sulh ve sükûndur. Kim İslâm olmak şerefine ulaşmışsa, o kişi üç açıdan sonsuz saadete erişmiş olur.

  1. İç âlemde, ruhun bütün hasletleri nefse geçtiği için sulh ve sükûna ulaşılmıştır. Çünkü artık nefs ve ruh arasında çatışma yoktur.
  2. Dış âlemdekilerle sulh ve sükûna ulaşılmıştır. Çünkü nefsin afetleri artık yoktur ki diğer insanlarla anlaşmazlıklar olsun.
  3. Allahû Tealâ ile en iyi ilişki kurulmuştur. Yüce Rabbimizin her emri yerine getirilmekte ve her nehyinden kaçınılmaktadır. Artık nefsin sahip olduğu faziletler (yani ruhun hasletleri) emirleri yapmaya büyük arzu duymakta, nehiyleri (yasakları) ise hiç işlememektedir. Çünkü nefsteki yasakları talep eden afetlerin hepsi yok olmuştur.

Görülüyor ki İslâm bir sonsuz saadetin (Fussilet-35), hazzül azîmin oluşması için ulaşılması gereken bir merhaledir.

Allah insanlardan başka yarattığı herşeyi insan için yarattığı cihetle (Casiye-13) en çok insanı sevmektedir. En çok sevdiği mahlûkunun mutlu olmasını istemesi ise tam olarak yerli yerine oturmaktadır. İşte bu sebeple Allah, insanın irşada ulaşmasını emretmektedir (Bakara-186, Şura-47). Çünkü ancak irşada ulaşan kişi bir sonraki kademede irade teslimi yapacak ve insan-ı kâmil olmanın son aşamasına varacaktır. 

Kişi velâyet kademeleri olan;

  1. Fenâ Makamına (Ruhun Allah’a teslimi) ( Nebe-39)
  2. Bekâ Makamına (Ruha indi ilâhide altın taht verilmesi )(En’am-127)
  3. Zühd Makamına (Zikrin günün yarısını geçmesi) (Yusuf-20)
  4. Muhsinler Makamına (Fizik vücudun teslimi) (Nisa 125)
  5. Ulûl’elbab Makamında (Daimî Zikir) (Nefsin teslimi) (Âli İmrân 190-191)
  6. İhlâs makamı,irşad olma (Beyyine-5)(Hucurat 7)
  7. Salâh Makamının (Tahrim 7-8)
  1. kademesinde Tövbe-i Nasuha davet edilir. (Tahrim-8).
  2. kademesinde (mürşidine ulaştıktan sonraki) günahları örtülür.
  3. kademesinde salâh nuru verilir.
  4. kademesinde (mürşidine ulaştıktan sonraki) günahları sevaba çevrilir, irşada ulaşır.
  5. kademesinde de iradesini Allah’a teslim eder. (Mürşidler)
  6. kademesinde iradenin ref’i (Kavim Resûlleri)
  7. kademesinde Tasarruf (Devrin İmamı)

İnsan-ı kâmil olmak “İrşad edebilme” yeteneğidir. Bu yetenek, insanın kendisinde mevcut olduğu kanaatinde olması ile mevcut olmaz. “Mürşid” olabilmek, ihlâs’a ulaştıktan sonra, Tövbe-i Nasuh’a (Tahrim-8) Allahû Tealâ tarafından davet edilmek ve yüce Rabbimiz tarafından salâha ulaştığının tebliğ edilmesi ile gerçekleşir. Ve gönül gözü açık olanlar onun başının üzerindeki salâh nûrunu görürler.

Unutulmamalıdır ki daha hikmetin ilk kademesi olan “Ulûl’elbab” (Lübb-ün sahibi olmak) kademesinden başlayarak son üç kademede (daimî zikir) “zikri daim” asıldır (Âli İmrân-190, 191). Salâhta ise “zikri külli” (vücudun bütün azalarının Allah’ı zikri) esastır. Böylece salâh kademesi (7. kademe) oluşur. Salâh’ın son üç kademesinden ilk ikisinde, iradenin Allah’a bağlanması ve ref edilmesi yaşanır. Salâhın son kademesinde ise Allah her devirde sadece bir kişiyi tasarrufu altına alır.

Görülüyor ki sadece fizik vücuda ait vazifelerin değil, ruha, nefse ve iradeye ait vazifelerin de ifa edilmesi farz kılınmıştır. Bu ise Allah ile kul arasındaki ilişkiler açısından kitabın bütününe tâbi olmaktır (Âli İmrân-119). Bu açıdan kitabın bütününe tâbî olmak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmaktır. İslâm olmak ise, gördük ki ancak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmakla gerçekleşebiliyor.

Kitabın bütününe tâbî olmak ise ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslim edilmesidir. Bu üç emanetin ve iradenin, Allah’a teslimi işlemi ise Tasavvuftur. Peygamber Efendimiz ve sahâbenin ulaştıkları, yaşadıkları hayattır. İslâm şerefine ermektir. Tasavvuf; Allah’a dört teslimle teslim olmak, İslâm’ı, Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamaktır. Tasavvuf, Kur’ân’daki İslâm’ın hayata geçirilmesidir.

İslâm = Tasavvuftur.

Allah irşadı farz kılmıştır (Bakara-186 ve Şura-47). 

Teslimler farzdır.

İslâm farzdır.

Öyleyse Tasavvuf farzdır.

D- TASAVVUF FARZDIR

Demek ki Tasavvuf zamanımızda yeterli görülen İslâm’ın zaruri 5 şartının ötesinde birçok fantaziyi de gerektiren lüzumsuz bir faaliyet değil, İslâm’ın ta kendisidir.

İslâm’ın 5 şartı ise hiç kimseyi kurtarmaya yetmez.

İslâm’ın 5 şartı yapılması emredilenlerin sadece küçük bir bölümüdür.

Ayrıca hiç kimse farzların bir kısmını yok saymak yetkisinde değildir.

Bu gün hercümerc içinde bulunan dünya insanının mutluluğa ulaşması ise ancak Tasavvuf ile Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamakla mümkün olacaktır.

Allah’ın bütün insanların kalbinde nûrunu tamamlayacağı günlere ulaşmamız temennisi ile (Saf-8) bu kitabı dikkat nazarlarınıza sunarken, Yüce Rabbimize, bize bu hizmeti nasip kılmasından dolayı sonsuz hamd ve şükür ederiz.

Gösterim: 2557