2/BAKARA-156

Bismillâhirrahmânirrahîm

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.


1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. izâ : olduğu zaman
3. esâbet-hum : onlara isabet etti
4. musîbetun : bir musîbet
5. kâlû : dediler
6. innâ : muhakkak ki biz, hiç şüphesiz biz
7. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah'a ait
8. ve : ve
9. innâ : muhakkak ki biz
10. ileyhi : ona
11. râciûne : dönecek olanlar

AÇIKLAMA 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Allahû Tealâ, ruhun Allah'a tesliminden bahsetmektedir. Ruhu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmak teslimlerden ilkidir. Allah'a ulaşmayı dilemek ve teslimler üzerimize 12 defa farz kılınmıştır. Huşû sahipleri Allah'a ruhlarını ölmeden evvel yakîn hasıl ederek ulaştıracaklarına ve öldükten sonra da ruhlarının Azrail (A.S) tarafından tekrar Allah'a geri döndürüleceğine kesin şekilde inanırlar. 

İnsanoğlu Allah için yaratılmıştır. Allah için yaratılmak Allah'a teslim olmak için yaratılmak demektir. Ancak teslim olunca yaradılış gayesine uygun hareket edilmiş olur. Ve ruhun Allah'tan geldiğine, mutlaka Allah'a geri dönmesi lâzımgeldiğine inanan insan Allah'ın aslî hedefine ulaşmıştır. Allah için olmak üç vücudu ve iradeyi içine alır. Ruh, fizik vücut, nefs, irade onların yegâne sahibi olan Allah'a teslim edilmek için yaratılmışlardır. İnsan herşeyiyle Allah'a aittir.

2 / BAKARA - 45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. 

2 / BAKARA - 46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. 

Bakara-46'daki "emin oluş"la Bakara-157'deki "emin oluş" kesindir. Her ikisinde de insanlar ruhlarını ölmeden evvel, Allah'a ulaştıracaklarına kesinşekilde inanmışlardır. Her iki âyetteki bu kesinliğin sonucunu Bakara Suresinin 157. âyet-i kerimesinde görüyoruz. Eğer bir insan "ben Allah için yaratıldım, ruhumu mutlaka Allah'a ulaştıracağım, bundan eminim" diye bir kesin îmânın sahibiyse, bu kişi mutlaka ruhunu Allah'a ulaştırıp, onlar hidayete erecektir. Çünkü Allah hidayete erenlerin sadece onlar olduğunu, bundan sonraki âyette kesinleştirmiş.

2/BAKARA-156

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

Diyanet İşleri

:

Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.

Abdulbaki Gölpınarlı

:

O sabredenleri ki onlar, bir musîbete uğradılar mı biz Allah'ınız, gene de gerisin geriye ona döneceğiz derler.

Adem Uğur

:

O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler.

Ali Bulaç

:

Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."

Ali Fikri Yavuz

:

Onlar, o kimselerdir ki, kendilerine bir belâ geldiği zaman teslimiyet göstererek: “-Biz Allah’ın kuluyuz ve (öldükten sonra da) yine ona döneceğiz” derler.

Bekir Sadak

:

Onlara bir musibet geldiginde: «Biz Allah'iniz ve elbette O'na donecegiz» derler.

Celal Yıldırım

:

Onlar ki kendilerine bir musibet dokunduğu zaman «Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döndürüleceğiz» derler.

Diyanet İşleri (eski)

:

Onlara bir musibet geldiğinde: 'Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz' derler.

Diyanet Vakfi

:

O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler.

Edip Yüksel

:

Ki onlara bir musibet geldiğinde, 'Biz ALLAH'a aidiz ve O'na dönücüyüz,' derler

Elmalılı Hamdi Yazır

:

ki başlarına bir musibet geldiği vakit «biz Allahınız ve nihayet ona döneceğiz» derler

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

ki başlarına bir bela geldiğinde: «Biz Allah'a aitiz ve sonunda O'na döneceğiz.» derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: «Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz.» derler.

Fizilal-il Kuran

:

Ki onların başlarına bir musibet geldiğinde; «Biz Allah için varız ve yine O'na döneceğiz» derler.

Gültekin Onan

:

Onlara bir musibet isabet ettiğinde, "Biz Tanrı'ya aidiz ve kuşkusuz O'na dönücüyüz" derler.

Hasan Basri Çantay

:

Ki onlar kendilerine bir belâ geldiği zaman «Biz (dünyâda) Allanın (teslim olmuş kulları) yız ve biz (âhiretde de) ancak ona dönücüleriz» diyenlerdir.

İbni Kesir

:

Ki onlara bir musibet geldiği zaman; biz Allah içiniz ve yine O'na döneceğiz, derler.

Muhammed Esed

:

Ki, onların başına bir musibet gelince, "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve muhakkak O'na döneceğiz!" derler.

Ömer Nasuhi Bilmen

:

Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman, «Biz Allah içiniz ve biz nihâyet ona döneceğiz,» derler.

Şaban Piriş

:

Onlar, bir musibete uğrayınca: -Biz, Allah’a aitiz ve elbette O’na döneceğiz derler.

Suat Yıldırım

:

Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musîbet geldiğinde, "Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz" derler.

Süleyman Ateş

:

Ki onlara bir belâ eriştiği zaman: "Biz Allâh içiniz ve biz O'na döneceğiz," derler.

Tefhim-ul Kuran

:

Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki; «Biz Allah'a ait (kullar) ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz.»

Ümit Şimşek

:

Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Biz zaten Allah'ınız, yine Ona döneceğiz' derler.

Yaşar Nuri Öztürk

:

Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: "Biz Allah içiniz ve sonunda O'na dönüp gideceğiz."

Abdullah Aydın

:

O sabırlı kimseler ki, bir musibete uğradıklarında: “Biz Allah'ın kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O'na döneceğiz.” derler.

Ahmet Davudoğlu

:

Ki onlar başlarına bir belâ geldiği zaman: “Biz Allah'ın (dünyada takdirine teslim olmuş kulları)yız ve biz (ahirette de) yine O'na döneceğiz.” derler.

Ali Arslan

:

(O sabredenler) ki, kendilerine bir felâket isabet ettiğinde: “Biz Allah'danız ve şüphesiz ki O'na döneceğiz.” derler.

Arif Pamuk

:

O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: "Biz Allah'ın kullarıyız ve O'na döneceğiz." derler.

Ayntabî Mehmet Efendi

:

Onlar ki, bir musîbete uğradıkları vakit: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn (Biz Allah'ın kullarıyız, ancak O'na döneriz, musîbetlerine râzıyız).” derler.

Bahaeddin Sağlam

:

Öyle sabredenler ki, bir musibet başlarına geldiğinde: “Biz Allah'ın malıyız ve O'na döneceğiz.” derler.

Diyanet Vakfı (1993)

:

O sabredenler kendilerine bir bela geldiği zaman: “Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz.” derler.

Hasan Tahsin Feyizli

:

Ki onlar, kendilerine bir belâ geldiği zaman ancak: “Biz Allah için (teslim olmuş kullar)ız ve elbette (yine) biz, ancak O'na döneceğiz.” derler.

Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay

:

Onlara bir musibet geldiğinde: “Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz.” derler.

Hüseyin Kaleli

:

“Kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Muhakkak biz Allâh’ın (kullarıyız) ve şüphesiz biz ancak ona dönücüleriz” diyenler.”

İsmail Mutlu, Şaban Döğen

:

O sabredenler ki, başlarına bir musibet geldiğinde "Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine O'na döneceğiz" derler.

Mustafa İslamoğlu

:

Onlar bir musibete uğradıklarında: “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve sonunda yine O’na döneceğiz” derler.

Nedim Yılmaz

:

O sabredenler, başlarına bir musibet gelince: “Biz Allah’a aidiz ve kesinlikle yalnız O’na döneceğiz” derler.

Ömer Rıza Doğrul

:

Onlar ki bir musibete uğradıkları zaman: “Biz Allah’ınız (O’nun için yaşıyoruz) ve Allah’a dönücüyüz” derler.

Talat Koçyiğit

:

Nitekim bunlar, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz.” derler.

Ziya Kazıcı, Necip Taylan

:

Öyle sabredenler ki, kendilerine bir bela geldiğinde: “Biz Allah'ın (teslim olmuş kulları)yız. Ve biz (ahirette de) ancak O'na dönücüleriz.” derler.

Bir Heyet

:

İşte o sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: “Biz Allah için varız, ve biz sonunda O'na döneceğiz.” derler.

 

 

Gösterim: 853