3/ÂLİ İMRÂN-104

Bismillâhirrahmânirrahîm

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.


1. ve li tekun : ve olsun
2. min-kum : sizden
3. ummetun : bir topluluk, bir ümmet, bir cemaat
4. yed'ûne : çağırır, davet eder
5. ilâ el hayri : hayra
6. ve ye'murûne : ve emreder
7. bi el ma'rûfi : mâruf ile, irfan ile, iyilikle
8. ve yenhevne : ve nehy eder, men eder
9. an el munkeri : münkerden, kötülükten
10. ve ulâike : ve işte onlar
11. hum el muflihûne : onlar, kurtuluşa, felâha erenler

AÇIKLAMA 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘e tâbî olanlar sahâbedir. Günümüzün dîn adamları, dîn ilminin sahibi olduğunu iddia edenler sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘i hayatta görenlerdir, deseler de bu doğru değildir. Sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘i görenlerden sadece O'na tâbî olanlardır. Münafıklar da görmüşler, hatta tâbî olmuşlar ama tâbiiyetleri geçerli olmamıştır. Tâbî olur görünmüşler ama tâbî olamamışlardır. Çünkü tâbî olmak Allah'a ulaşmayı dilemenin bir neticesidir. Allah'a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse tâbiiyetini gerçekleştiremez. Öyleyse sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V) hayattayken O'na gerçek anlamda tâbî olanlar; yani tâbî olduktan sonra ruhları vücutlarından ayrılıp yola çıkanlardır.

İşte Yusuf Suresinin 108. âyet-i kerimesi: 

12 / YÛSUF - 108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne). 
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah'ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.” 

3 / ÂLİ İMRÂN - 20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). 
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir. 

Burada Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)‘e tâbî olan insanlardan bahsediyor. Bunların arasından mutlaka bir topluluğun oluşmasını istiyor. Bu insanlar başka insanları hayra çağıranlardan, münkerden nehyedenlerden olacak. Onların kötü şeyler yapmalarına Allah'tan aldıkları ilimle mani olmak isteyenler, Allah'ın mürşidleridir ve münkerden nehyetme, hayra çağırma yetkisi irşad makamına verilmiştir. ve böyle bir topluluk, neticede oluşur. 

Sahâbe, Allah'a bihakkın takva sahibi olmayı başararak insanları hayra çağıran ve irfan ile emreden, aynı zamanda başkalarını münkerden nehyeden bir hüviyet kazanmıştır. Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesi, bunu kesin şekilde ifade ediyor: 

9 / TEVBE - 100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır. 

Hepsi ana hedeflere ulaşmışlar, Allah'ın razı olduğu insanlar olmuşlar, yani İslâm'ı bütün hüviyetiyle yaşamışlardır. En güzel standartlarda sahâbenin dizaynına baktığımız zaman onların bu 3 vasfın sahibi olduklarını görüyoruz. Onlar hayra (Allah'a) çağırıyorlar, kötülüğe iyilikle mukabele ediyorlar, Allah'a teslim olmuşlar yani mürşid olmanın bütün özelliklerinin sahipleri. ve kendilerinden sonra gelenler onlara tâbî olmuşlardır (tâbiin).

3/ÂLİ İMRÂN-104

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.

Diyanet İşleri

:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Abdulbaki Gölpınarlı

:

İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra çağırsın, size iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye çalışsın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.

Adem Uğur

:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Ali Bulaç

:

Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.

Ali Fikri Yavuz

:

İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.

Bekir Sadak

:

Sizden, iyiye cagiran, dogrulugu emreden ve fenaliktan meneden bir cemaat olsun. Iste basariya erisenler yalniz onlardir.

Celal Yıldırım

:

Sizden hayra çağıran, iyilikle emreden, kötülükten men'eden bir cemaat olsun ! İşte kurtuluşa erişenler onlardır.

Diyanet İşleri (eski)

:

Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.

Diyanet Vakfi

:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Edip Yüksel

:

İçinizde, iyiliğe çağıran, sağduyuyu öğütleyen ve kötülükten sakındıran bir topluluk olsun. Bunlar başaranlardır

Elmalılı Hamdi Yazır

:

Hem sizden müteşekkil, önde gider, hayra davet eder, maruf ile emir ve münkerden nehyeyler bir ümmet olsun, işte onlardır o felâhı bulacaklar

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

Bir de sizlerden, iyiliğe çağıran, doğruyu emreden, kötülükten alıkoyan önde gider bir topluluk bulunsun! İşte arzularına erecek olanlar, onlardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.

Fizilal-il Kuran

:

Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.

Gültekin Onan

:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği (marufu) buyuran ve münkerden (kötülükten) sakındıran bir ümmet bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.

Hasan Basri Çantay

:

Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki (Onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükden vaz geçirmiye çalışsınlar. İşte onlar muraadına erenlerin ta kendileridir.

İbni Kesir

:

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.

Muhammed Esed

:

ve belki içinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru olanı emreden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk çıkar: nihai kurtuluşa erişecek kimseler, işte bunlar olacak.

Ömer Nasuhi Bilmen

:

Ve sizden hayra davet eder, ma'ruf ile, münkerden nehy eyler bir cemaat bulunsun, işte felâh bulucular onlardır.

Şaban Piriş

:

Sizden hayra davet eden, iyiliği emredip, kötülükten uzaklaştıran bir ümmet oluşsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Suat Yıldırım

:

Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.

Süleyman Ateş

:

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men'eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Tefhim-ul Kuran

:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.

Ümit Şimşek

:

İçinizden öyle bir topluluk bulunmalı ki, hayra çağırsın, iyiliği teşvik etsin, kötülükten sakındırsın. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.

Yaşar Nuri Öztürk

:

İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır.

 

 

Gösterim: 1377