3/ÂLİ İMRÂN-148

Bismillâhirrahmânirrahîm

فَآتَاهُمُ اللّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الآخِرَةِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

Fe âtâhumullâhu sevâbed dunyâ ve husne sevâbil âhireh(âhireti), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).

Böylece Allah, onlara dünya sevabını ve ahiret sevabınının en güzelini verdi. Ve Allah, muhsinleri sever.

1.

fe âtâ-humu allâhu

: böylece Allah onlara verdi

2.

sevâbe ed dunyâ

: dünya sevabı

3.

ve husne

: ve güzel, en güzel

4.

sevâbi el âhireti

: ahiret sevabı

5.

ve allâhu yuhibbu

: ve Allah sever

6.

el muhsinîne

: muhsinler

AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Nisa Suresinin 125. âyet-i kerimesi "Kimdir muhsin?" sorusunun cevabını ulaştırıyor bizlere:

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi.

Dînde ahsen demek, nefslerinin temizliğinde ahsen olan değil; muhsindir. Çünkü muhsin olmanın son noktasında olsalar bile nefslerinde karanlıklar var. Tam daimî zikre ulaşmamışlar ama fizik vücutlarını Allah'a teslim etmişler. Fizik vücutları, Allah'ın tüm emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özellik taşır. Burada Allahû Tealâ'nın ifadesi açık: Hem dünya hem de ahiret sevabı onlar tarafından kazanılmış durumda. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de buyuruyor ki:

2/BAKARA-200: Fe izâ kadaytum menâsikekum fezkurûllâhe ke zikrikum âbâekum ev eşedde zikrâ(zikren), fe minen nâsi men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ ve mâ lehu fîl ahirati min halâk(halâkın).

Böylece (hacca ait) ibadetlerinizi (ve kuralları) tamamladığınız zaman, artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah'ızikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur.

2/BAKARA-201: Ve minhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ azâben nâr(nâri).

Ve onlardan (insanlardan) kim: “Rabbimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi ateşin azabından koru.” derse...

2/BAKARA-202: Ulâike lehum nasîbun mimmâ kesebû vallâhu serîul hısâb(hısâbi).

İşte onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve Allah, hesabı çabuk görendir.

İşte burada Allahû Tealâ o âyetin naziresini yapıyor. Hem sevabı hem de ahiret sevabı verdiğini söylüyor. İki ni'meti karşılaştırırsak, diğerinde iki tür insandan bahsediliyor. Haram para kazanmak ve o parayı Allah'ın yasak ettiği yerlerde harcamak, onlar için normal bir olaydır. Bunun neticesi cehennem olur. Onların ahirette bir nasibi yoktur.

Bu insanların ötesinde olanlar da Allahû Tealâ'dan hem dünyada hem ahirette hasene istiyorlar. Allahû Tealâ onlara para da veriyor. Allah'tan, parayı nasıl kullanacaklarını soran bu insanlar, Allah'ın emrettiği biçimde bu parayı kullanan insanlardır. Parayı helâl kazandıkları için hasene ile beraber kazanmışlardır.

Hasene, pozitif derecelerdir. Allahû Tealâ, insanların kazançlarını ve kayıplarını ifade ederken hasenat ve seyyiat kullanır. İşte Furkan Suresinin 70. âyet-i kerimesi:

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

Allahû Tealâ "hem dünya sevabı hem de ahiret sevabı" diyor. Yani dünyada da ahirette de hasene onlar içindir. İşte o hasene sahiplerinin başlangıç adı, muhsinler; daha sonra ulûl'elbab, daha sonra muhlis, daha sonra salihlerdir.

3/ÂLİ İMRÂN-148

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

Böylece Allah, onlara dünya sevabını ve ahiret sevabınının en güzelini verdi. Ve Allah, muhsinleri sever.

Diyanet İşleri

:

Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.

Abdulbaki Gölpınarlı

:

Allah da onlara dünya nîmetlerini ve âhiretin güzelim mükâfatını verdi ve Allah, iyilik edenleri sever.

Adem Uğur

:

Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever.

Ali Bulaç

:

Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever.

Ali Fikri Yavuz

:

Nihayet bu dua ve savaşlardaki direnmeleri sebebiyle Allah onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini (cenneti) verdi. Allah güzel iş yapanları sever.

Bekir Sadak

:

Bu yuzden Allah onlara dunya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah islerini iyi yapanlari sever. *

Celal Yıldırım

:

Bu sebeple Allah da onlara hem dünya sevabını, hem âhiretin güzel sevabını verdi. Allah iyi yararlı işlerde bulunan iyileri sever.

Diyanet İşleri (eski)

:

Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.

Diyanet Vakfi

:

Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever.

Edip Yüksel

:

ALLAH da onlara hem dünya nimetini hem de ahiret nimetinin en güzelini verdi. ALLAH güzel davrananları sever.

Elmalılı Hamdi Yazır

:

Binnetice Allah da kendilerine hem dünya sevabını verdi hem de ahıretin güzel sevabını, öyle ya Allah güzel iş yapan muhsinleri sever

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

Allah da onlara hem dünya nimetini verdi hem de ahiretin güzel sevabını verdi; öyle ya Allah güzel iş yapanları sever.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.

Fizilal-il Kuran

:

Allah da onlara hem dünya kazancını ve hem de ahiret mükâfatının en güzelini verdi. Allah iyi işler yapanları sever.

Gültekin Onan

:

Böylece Tanrı, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Tanrı iyilikte bulananları sever.

Hasan Basri Çantay

:

Nihayet Allah onlara hem dünyâ ni'metini, hem âhiret sevabının güzelliğini verdi. Allah iyi hareket edenleri sever.

İbni Kesir

:

Bu yüzden Allah, onlara dünya nimetini de, ahiret nimetini de fazlasıyla verdi. Ve Allah ihsan edenleri sever.

Muhammed Esed

:

Bunun üzerine Allah, onlara, hem bu dünya nimetlerini, hem de ahiretin en güzel nimetlerini bağışladı: Zira Allah, iyilik yapanları sever.

Ömer Nasuhi Bilmen

:

Artık Allah Teâlâ da onlara hem dünya nîmetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Ve Allah Teâlâ muhsin olanları sever.

Şaban Piriş

:

Allah da onlara dünya nimetini ve ahiret nimetinin en güzelini verdi. Allah iyilik edenleri sever.

Suat Yıldırım

:

Allah da onlara hem dünya mükâfatını, hem de o güzelim âhiret mükâfatını verdi. Allah elbette muhsinleri, hep iyi davrananları sever.

Süleyman Ateş

:

Allâh da onlara hem dünyâ karşılığını, hem âhiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü Allâh, güzel davrananları sever.

Tefhim-ul Kuran

:

Böylece Allah, dünya sevabını da, ahiret sevabının güzelliğini de onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever.

Ümit Şimşek

:

Allah da onlara dünya nimeti ile âhiret sevabının en güzelini birlikte verdi. Çünkü Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenleri sever.

Yaşar Nuri Öztürk

:

Allah da onlara, hem dünya nimetini verdi hem de âhiret sevabının en güzelini. Allah, güzel düşünüp güzellik sergileyenleri sever.

 

 

Gösterim: 589