20/TÂHÂ-82

Bismillâhirrahmânirrahîm

وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى

Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ.

Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü'min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar'ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştırılır).


1. ve in-nî : ve muhakkak ki ben
2. le gaffârun : elbette, mutlaka gafur olan, mağfiret eden (günahları
3. li men : kimse için
4. tâbe : tövbe etti (mürşidin önünde)
5. ve âmene : ve âmenû oldu (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı diledi) ve kalbine îmân yazılıp mü'min oldu
6. ve amile sâlihan : ve salih ameller (nefsi ıslâh edici ameller) yaptı
7. summe : sonra
8. ihtedâ : hidayete erdirildi

AÇIKLAMA 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Allah'a ulaşmayı dileyen kişide Allah derhal Rahmân esmasıyla tecelli eder. Gözlerindeki hicab-ı mestureyi görme hassasının üzerindeki perdeyi, kulaklarındaki vakrayı, işitme hassasının üzerindeki mührü alır. kalbindeki mührü açar ekinneti alır, yerine ihbat koyar. Allah onun kalbine ulaşır. Kalbinin nur kapısını Allah'a çevirir. Göğsünü şerhederek göğsünden kalbine nur yolunu açar. Sonra ona zikir yaptırır ve o nur yolundan rahmet ve fazlını gönderir. Rahmet ve fazl, kalbe ulaşır. Rahmet nurları kalbe sızmaya başlar. Fazl, bu safhada kalbe sızamaz ve giremez. Kalbine %2 rahmet sızan kişi huşûya ulaşır. Allah da ona mürşidini gösterir. Bu 12 ihsanı alan kişi Allah'ın kendisine gösterdiği mürşidine ulaşıp tâbiiyetini gerçekleştirir. Kişinin ruhu Allah'a doğru yola çıkar. Nefsinin kalbindeki her %7 nur birikimiyle rehine olan ruh, bir gök katı yükselir. Ruh, 7 tane gök katını aşıp, 7. kattaki 7 tane âlemi soldan sağa geçer, Sidretül Münteha'ya ulaşır. Oradan da Allah'ın Zat'ına ulaşıp, Allah'ın zat'ında yok olur yani bir sığınak olan Allah'ın zat'ına sığınır. Ruhu Allah'a ulaşıp Allah'ın zat'ında yok olduğu zaman kişi hidayete erer:

3 / ÂLİ İMRÂN - 14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır. 

Bu âyet-i kerimede Allah'ın insanları nasıl hidayete erdirdiğinin bir özeti vardır.

Kişilerin mürşide ulaşıp tâbî olunca tövbe etmelerini, Allah'ın indinde nefs tezkiyesine başladıkları için salih amel (nefsi ıslâh edici amel) işlediklerini, kalbe îmân yazılma seviyesinde âmenû olduklarını anlatıyor. Eğer Türkiye'de basılı olan 43 tane Kur'ân-ı Kerim tefsirini ya da mealini incelerseniz bu hakikatin, hepsinde de örtüldüğünü göreceksiniz. Görünmeyen eller Allah'ın hidayetini hep yok etmiştir. Hidayetten bahsedilmesini birtakım insanlar istemiyorlar. 

Oysaki Hidayet Çağı'ndayız ve hidayetin ne olduğunu herkese öğretmek üzere vazifeliyiz.

20/TÂHÂ-82

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmam İskender Ali Mihr

:

Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü'min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar'ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştırılır).

Diyanet İşleri

:

“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.”

Abdulbaki Gölpınarlı

:

Ve şüphe yok ki ben bütün suçlarını örterim tövbe edip inananın ve iyi işlerde bulunup sonra da doğru yolu bulanın.

Adem Uğur

:

Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.

Ali Bulaç

:

Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.

Ali Fikri Yavuz

:

Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için Gaffar’ım (çok bağışlayıcıyım).

Bekir Sadak

:

Dogrusu Ben, tevbe edeni, inanip yararli is isleyerek dogru yola gireni bagislarim.

Celal Yıldırım

:

Şüphesiz ki ben tevbe edipinanan ve iyi yararlı amelde bulunduktan sonra doğru yolu bulanı çok bağışlayanım.

Diyanet İşleri (eski)

:

Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.

Diyanet Vakfi

:

Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.

Edip Yüksel

:

Tevbe eden, inanan, erdemli yaşayan ve sürekli doğruyu arayanlar için Bağışlayıcıyım.

Elmalılı Hamdi Yazır

:

Bununla beraber şübhe yok ki ben, tevbe eden ve iyman edip salih amel yapan, sonra da doğru giden kimse için gaffarım

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

:

Bununla birlikte, Ben tevbe eden, iman edip yararlı işler yapan sonra da doğru giden kimse için çok bağışlayıcıyım, şüphesiz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

:

Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım.

Fizilal-il Kuran

:

Kuşku yok ki, ben tövbe edip iman edenlere iyi ameller işleyip doğru yoldan ayrılmayanlara karşı affediciyim.

Gültekin Onan

:

Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.

Hasan Basri Çantay

:

(Bununla beraber) şübhesiz ki ben tevbe ve îman edenleri, iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanları, sonra da doğru yolda (ölünceye kadar) sebat edenleri elbette çok yarlığayıcıyım.

İbni Kesir

:

Muhakkak ki ben; tevbe edeni, inanarak salih amel işleyeni sonra da doğru yola gireni elbette bağışlayanım.

Muhammed Esed

:

Bununla birlikte, yine unutmayın ki, pişman olup doğru yola dönen, imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan ve bundan sonra da doğru yolda yürüyen kimse için gerçek bağışlayıcı Benim.

Ömer Nasuhi Bilmen

:

Ve şüphe yok ki, Ben tevbe eden ve imân eyleyen ve sâlih amelde bulunan, sonra da doğru yolda sebat gösteren kimse için çok yarlığayıcıyım.

Şaban Piriş

:

Ben, elbette, tevbe edeni ve iman edip, doğruları yapanı sonra da doğru yolda yürüyeni bağışlarım.

Suat Yıldırım

:

Şu da muhakkak ki inkârdan dönüş yapan, iman eden, güzel ve makbul işler yapan, böylece doğru yola giren kimseyi de affederim.

Süleyman Ateş

:

"Ve Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır."

Tefhim-ul Kuran

:

Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.

Ümit Şimşek

:

Bununla beraber, tevbe ederek iman eden, güzel işler yapan ve doğru yola yönelen kimse için de Ben çok bağışlayıcıyımdır.

Yaşar Nuri Öztürk

:

Ve ben, tövbe eden, inanan, hayra ve barışa yönelik iş yapıp sonra da düzgün bir biçimde yol alan kimseye karşı, gerçekten çok affediciyim, Gaffâr'ım.

Abdullah Aydın

:

(Bununla beraber) Şüphesiz ki ben, tövbe edip îmân edenleri, iyi işlerde bulunanları, sonra da hak yolunda sebat gösterenleri elbette çok bağışlayıcıyım.

Ahmet Davudoğlu

:

Bununla beraber, hiç şüphe yok ki ben, tevbekâr olan ve îmân edip yararlı iş gören, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım.

Ali Arslan

:

Ben (şirkten ve günahtan) tövbe eden ve salih amel işleyen sonra da doğru yolda sebat eden kimseye karşı elbette çok bağışlayıcıyım.

Arif Pamuk

:

Doğrusu ben, tevbe edeni, inanan ve yararlı iş yapanı, sonra da doğru yola gireni elbette bağışlarım.

Ayntabî Mehmet Efendi

:

(Maamafih) Ben, (şirkten) tevbe ve (vâhdaniyyetime) îmân edenler, sâlih amel işleyenler, sonra da doğru yolu tutanlar hakkında muhakkak ki Gaffar'ım.

Bahaeddin Sağlam

:

Ve kesinlikle ben, dönüş yaparak îmân edip salih ameller yaptıktan sonra, doğru yolda gitmeye devam eden kişi için çok bağışlayanım.

Diyanet Vakfı (1993)

:

Şu da muhakkak ki ben, tövbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.

Hasan Tahsin Feyizli

:

(Bunula beraber) Şüphesiz ben, tövbe edenleri, iman edip iyi işler yapanları, sonra doğru yolu tutanları elbette çok bağışlayıcıyımdır.

Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay

:

Doğrusu ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.

Hüseyin Kaleli

:

“Şüphesiz ben de Tevbe eden ve îman eden, hem de yararlı iş yapan sonra hidâyette sebat eden kimseye elbette çok mağfiret edenim.”

İsmail Mutlu, Şaban Döğen

:

İnkardan dönüp tövbe eden, iman edip güzel işler yapan ve hidayete devam eden kimse için de, muhakkak ki Ben çok bağışlayıcıyımdır.

Mustafa İslamoğlu

:

Ama şu da var ki Ben, af dileyip samimiyetle Bana yönelen, iman eden ve erdemli davranan, nihayet doğru yolda olan herkesi tekrar tekrar bağışlayan biriyim!

Nedim Yılmaz

:

Şu bir gerçek ki; Ben Allah’a dönen, îmân edip salih amel işleyen sonra da doğru yol üzerinde devam edenleri bağışlarım.

Ömer Rıza Doğrul

:

Hiç şüphe yok ki Ben, tövbe edenleri, doğru dürüst işler işleyenleri, doğru yolu tutanları yarlığayıcıyım.

Talat Koçyiğit

:

Şüphesiz ben tövbe edeni, îmân edip salih amel işleyen ve sonrada doğru yola girenler için çok bağışlayıcıyım.

Ziya Kazıcı, Necip Taylan

:

Bununla beraber ben, tövbe eden, îmân edip salih amel işleyen ve sonra da hidayete giden kimseyi elbette mağfiret ediciyim.

Bir Heyet

:

Kim inkardan vazgeçip tövbe eder, iman edip salih amel işler ve hidayete devam ederse, şüphesiz ki ben, onu çokca bağışlarım.

 

 

 

Gösterim: 537