İlluminati’nin Patronları

Küresel Sermayenin hayali

Bu gün İlluminati kelimesi ile ifade edilen küresel sermayenin siyasi faaliyetlerinden bahsetmek istiyorum. ABD kökenlibüyük sermaye sahibiRothschildler, Rockefellerlar, Morgan, DuPont ve Bundy ailelerin kurduğu bilinen,'Trilateral Komisyonu’nun hedefi tek dünya devletidir. Bunun için, ülkelerin ekonomik güçlerini kontrol etmek isterler. Abartısız, dünya liderlerinin çoğu onların kontrolü altındadır. Bu sömürü düzenine karşı çıkan John F. Kennedy gibi liderlerin bir şekilde icabına bakılır. Sayın Cumhurbaşkanımız da kontrolden çıktığı, milli politikalar ürettiği için indirilmek isteniyor. Batıdaki Erdoğan düşmanlığının altında yatan neden budur. Konumuza dönelim.

 

ABD de iki başkan çıkaran Bush ailesi, illuminatinin bir alt grubu olan Kuru Kafa kemik tarikatı üyesi. Bunun gibi tüm ABD başkanları İlluminati tarafından kontrol ediliyordu. İlk defa Cumhuriyetçilerin adayı olarak ABD Başkanlığını kazanan Donald Trump’ın da kontrol edilemediği söyleniyor. Onun için yeni başkan, Medya, basın ve sivil toplum kuruluşları tarafından tenkit görüyor. Küresel sermaye temsilcilerinden olan George Soros’un Başkan Trump aleyhine başlattığı kampanyanın sebebi bu olsa gerek. ABD Güvenlik kurumlarının Trump’ı desteklemediği çok açık. Düşündüğü yönetim değişikliğini yapmasına izin verilmeden bir şekilde düşürüleceği dile getiriliyor.

Başta Kuru Kafa ve Kemikler Cemiyeti olmak üzere, gizli örgütlere insan kaynağı ve finans sağlayan illuminati’nin tek dünya devleti ideali peşinde koştuğu artık sır değil. Bu ailelerin en tepesinde Rothschildler ve Rockefeller bulunuyor. Rockefeller bilindiği kadarıyla Protestan. Ancak 'kripto Musevi' oldukları yönünde iddialar mevcut. Yahudi lobi kurumlarının da yeni başkan ile ilişkilerinin iyi olmadığı dillendiriliyor.

Küresel sermaye, yenidünya düzenini kurabilmek için din ve milli devletlerin ortadan kaldırılması gereğine inanıyor. Tapınak Şövalyelerinden bu yana, masonlar gibi tüm fanatik gruplar milli kimliklerinin ötesinde, özel bir kimlik edinmeye çalışmış. İlluminati’nin patronları olan ailelerin isimleri pek anılmaz. Onlar sermayeleri ile kurdukları şirketler vasıtası ile işleri yürütür. Şu anda, en ayrıcalıklı devlet İsrail’dir. Fanatik Yahudi devleti, ABD’nin himayesi altına yaşıyor. Ondan asla vaz geçilemez. İsrail Başbakanları ABD de Başkan gibi ağırlanır. İtibar görür.

ABD parlamentosu, Merkez Bankası ve uluslararası büyük şirketlerin tamamı küresel sermayenin kontrolü altındadır. Onların onaylamadığı bir aday başkanlığı kazanamaz. Donald Trump’ın başkanlığı kazanamayacağı, eski Dışişleri Bakanı olan Bayan Hillary Clinton’un başkanlığı kazanacağı tahmin ediliyordu. Bir kaza sonucu Sayın Trump kazandı. Halen bunun şaşkınlığı yaşanıyor. Trump’ın uluslararası bir savaşa sebep olacağı endişesi, topluma empoze ediliyor. Yeni Başkan küresel sermaye ile ters düşmemeye çalışıyor.

Küresel sermayenin Türkiye Temsilcisi.

Türkiye’de de Dünya hâkimiyeti peşinde olan fanatik bir grup var. Bu FETÖ’dür. Tüm ülkelerde açılan okulların nedeni budur. Türkiye’de yönetimini ele geçirmek için 15 Temmuz 2017 tarihinde TSK kullanılarak, darbe teşebbüsü yapıldı. Türk Hükümeti, halkı ile beraber silahlı darbecileri yendi. Ülkeyi büyük bir kargaşadan kurtardı. Örgütün tüm kurumlara sızıp, devleti büyük oranda ele geçirdiği anlaşılıyor. Kamu kurumlarının darbecilerden temizlenme çalışmaları bir senedir devam ediyor. On binlere memurun işten atılmasına rağmen, bazı birimlerde hâlâ etkin oldukları bildiriliyor. İstihbarat teşkilatı gibi gizli çalıştıkları için hemen teşhis edilemiyor.

Örgüt kamu kurumlarında yargıdan, infaz kurumlarına kadar tüm birimlerde teşkilatını kurup, devleti yönlendirdiği, devlet imkânlarını kullandıkları görülüyor. Özellikte Emniyet Genel Müdürlüğü, Yargı  ve Silahlı kuvvetlerde çok organize oldukları, kendilerine rakip olabilecek kişileri, Ergenekon ve Balyoz davaları gibi suçlamalar ile tasfiye ettikleri anlaşıldı. Başta eğitim, sağlık, basın, finans ve diyanet kurumları olmak üzere sivil hayatın tüm sektörlerinde de organize oldukları ve bu kurumları örgüt lehine kullandıkları anlaşıldı.

FETÖ’ nün Hedefi

Örgütün yurt dışı faaliyetlerinin de çok yoğun olduğu, başta ABD olmak üzere, 113 ülkede 688 okulunun bulunduğu bildiriliyor. Ayrıca, ABD ve Avrupa devletlerinin birçoğunda özellikle basın, finans şirketleri olduğu, bu kurumlarda yetiştirdiği elemanları ile ülkelerin ekonomi ve siyasetini kontrol etmek istedikleri tahmin ediliyor. Örgütten ayrılarak, itirafçı olanların ifadelerine göre örgütün, dünya hâkimiyeti peşinde olduğu iddia ediliyor.

ABD ve Avrupa ülkeleri bu örgütü koruyor. Bu devletler NATO ve diğer uluslararası kurumlarda ortağı olan Türk devletine karşı, örgütü savunuyor. Örgüt elemanlarının kamu kurumlarından temizlemesine karşı çıkılıyor. ABD Pensilvanya’da bulunan örgüt lideri iade edilmediği gibi, örgütün uzaktan kumanda edilmesine göz yumuluyor. Bir örgüt lideri için, çok önemli bir müttefik olan Türkiye dışlanıyor. Develtimiz aleyhine faaliyet gösteriliyor.

Batının Demokrasi Anlayışı

Bu durum, FETÖ faaliyetlerinin küresel sermayenin işi olduğu iddiasını kuvvetlendiriyor. ABD düşmanlarını tüm Dünya’dan toplayarak Guantamano adasına götürüp, hiçbir hukuk kuralı tanımadan sorgularken, Türkiye’nin kendini savunmak için yaptığı temizlik hareketinin, evrensel demokrasi ve hukuk kurallarına aykırı olduğu iddiasını ileri sürmesi çok saçmadır. Avrupa bu konuda daha ileri gidiyor. FETÖ örgütünü savunmak için Türk devleti ve onun meşru Cumhurbaşkanı aleyhine açıkça kampanya sürdürülüyor.

Avrupa devletleri yılardır savunduğu demokrasi ve insan hakları ilkelerini bizzat kendileri ayaklar altında çiğniyor. Türkiye’nin Anayasa referandumu kampanyasında taraf tutuldu. Bakanların kampanyalarına engel olundu. Anayasa değişikliğine hayır diyenlere açıkça destek verildi. Tüm bu hukuksuzluklara tepki olarak, Avrupa ülkelerinde EVET oylarının fazla çıkması üzerine, Türk işçilerine karşı olumsuz hava estirilmeye başlandı.

Bu olaylar FETÖ ‘nün Avrupa’yı kısmen ele geçirdiği, bu ülkelerdeki basın ve kamu kurumlarını kendi lehine kullandığı anlaşılıyor. Avrupa’nın Türkiye gibi köklü bir ülkenin, demokratik bir seçimle işbaşına gelen meşru bir hükümeti ile Cumhurbaşkanını hedef almasının başka bir izahı olamaz. Türkiye’nin diğer İslam ülkeleri gibi kargaşa içine girmesini isteyen FETÖ, PKK, PYD ve YPG terör örgütleri Avrupa’da açıkça cirit atıyor. Avrupa parlamentosu ve kamu kurumlarında itibar görüyor. Batının, Türk devletine karşı tarihlerinden gelen bir düşmanlıkları olduğu biliniyor. Ancak, bunu demokratik ilkeler ile bastırdıkları sanılıyordu.

Türkiye Küresel Saldırı Altındadır.

Halen Türkiye, Orta çağ haçlı seferlerinden bu yana görülmemiş biçimde küresel bir saldırı altındadır. Ülkemizi kargaşa içine sokmak isteyen dış güçler, iktidarın muhalif rakiplerini de kullanıyor. Huzur içinde geçen, bir referandumda 1.300.000 oy farkı ile kabul edilen Anayasa değişikliğinin, bazı siyasiler tarafından kabul görmemesini anlamak mümkün değil. Yüksek seçim kurulu ve Danıştay’a yapılan itirazlar kabul edilmedi. Şimdi de uluslararası kurumlara gidileceği söyleniyor. Milli bir meselenin uluslararası kurumlarda tartışılmasını öncülük etmek ne derece doğrudur. Türk Milletinin hukukunu savunan bir siyasi kurumun böyle bir girişimde bulunmasını anlamak mümkün değil. Halkımız bunu değerlendirecektir.

Sultan Abdülhamid’in Düşürülmesi,

Türkler, sultan Abdülhamit zamanında da, böyle bir küresel saldırı altında kalmıştı. Avrupa ile küresel güçlerin kontrol edemediği Sultan Abdülhamit Rum ve Ermeni vekillerinin sözünün geçtiği meclisi kapatması üzerine, kıyamet koptu. Onu düşürmek için harekete geçildi. Kendilerine Jön Türkler adı verilen muhalifler, yerli basın ve Avrupa’nın yardımı ile Türk askeri kullanılarak, Sultan indirildi. Yeni hükümet birbirine düşman Rum ve Ermenileri barıştırıp, Osmanlının yıkımına, İsrail gibi fanatik Yahudilerin Filistin topraklarını ele geçirmelerine sebep oldu.

Bölücü PKK ve FETÖ’nün faaliyetleri ile Sultan Abdülhamit’in düşürülmesi olayında büyük benzerlik var. İkisinde de Türk ülkesinin karıştırılması, kontrol edilemeyen başarılı yönetimlerin düşürülmesi hedefleniyor. Ancak çağımızda, Medya ve basın gibi iletişim kurumlarının gelişmiş olması gerçeklerin kapatılmasını engelliyor. Türk halkı artık gerçekleri görüyor. Batının kontrolündeki küresel sermayenin hedefleri biliniyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, Sayın Trump gibi dış güçlerin kontrol edemediği bir liderdir. Bu sebeple Türk halkı, meşru hükümetinin arkasında durdu. Anayasa ve yönetim değişiklikleri kabul edildi.

İslam ülkeleri ve Mazlum balkan halkları, küresel sermayenin hâkimiyetine karşı Sayın Erdoğan’ın açtığı bayrağın altında toplanmaya başladı. Allah’ın yardımı ve mazlum halkların duası ile bu hareket gelişerek, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik konseyinin insanlığın yararına, yeniden şekillenmesine sebep olmasını diliyorum. Böylece adalet gerçekleşecek. İlluminati ve küresel sermaye gibi zalimler ne yaparsa yapsın, mazlum halkların sömürüsü son bulacaktır. Çünkü, Allah’ın vadi var. Aşağıdaki ayet bunu ispat ediyor.

61/SAFF-8: Yurîdûne li utfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn.

“Onlar, ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır. “ 

 

7 Ağustos 2017

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                 Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile