Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yok.

Dost ve Düşmanını Tanımak.

Lübnan’ın Ermeni Turizm Bakanı Avadis Kadanyan bir televizyon programında içinde yaşattığı zehrini dışarı yansıtmış. Ermeni Taşnak Partisinin Genel Başkan yardımcısı olan fanatik siyasetçi, bir soru üzerine Tükler ve Türkiye’yi sevmediğini ifade etmiş.  Bakanı olduğu Lübnan ile Ermenistan arasında bir tercih yapmak gerekirse, Ermenistan’ı tercih edeceğini de saklamamış. Ülkemizde yaşanan terör ve siyasi çalkantıların kendisi mutlu ettiğini, Bunun kendileri için bir fırsat olduğu da açıklamış. Her siyasetçi bir ülkeye düşmanlığını dışarı vurmaz. Sorumlu Bakan olmasına rağmen komşuları hakkında bu kadar açık konuşması, Türk’e olan kininin derinliğini gösterir. Bu haber, hepimiz Hırant’ız ve hepimiz Ermeni’yiz diye pankart taşıyan gafil vatandaşlarımızı hatırlattı.

 

“Türk’ün, Türk’ten başka dostu yoktur.” Vecizesini unutmamak lazım. Hani, “Avrupalılar demokrattır. Yerleşmiş bir uluslararası kültürleri vardır. Düşünce ve İnanç özgürlüğüne saygı vardır. Oralarda kimse inancından dolayı kınanmaz. Demokratik haklara saygı gösterilmesi sebebi ile bölücüler orada korunuyor.” Deniliyordu. Ne oldu, bu demokratlara, ülkemize düşman oldular. Türk ve İslam düşmanlıkları depreşti.  Cumhurbaşkanımız istenmiyor. Onun şahsında Milliyetçi ve inançlı Türkler de istenmiyor. Aynı savunma ittifakının içinde olmamıza rağmen ülkemize düşmanlık yapılıyor. Darbeciler, Bölücüler, Katiller, Türk’e düşman kim varsa korunuyor. Referandumda Sayın Cumhurbaşkanımız desteklediği istikrarlı yönetim tercihinin yapılmaması isteniyor.

Ülkemizde terör eylemleri yapan darbeci ve bölücüler de referandumda “Hayır” oyu kullanılmasını istiyor. Türk’e ezelden beri düşman olanları anlıyorum. Düşmanlıklarının (Lübnan Turizm Bakanının dediği gibi) bu kritik dönemde depreşmesini fırsatçılıklarından biliyorum. Bu dönem onlar için gerçekten bulunmaz bir fırsat oluyor. Fakat vatanseverliğinden şüphe etmediğim, bizim bazı gafil kardeşlerimizin de aynı çizgide olmalarını anlayamıyorum. Önceki Cumhurbaşkanımız olan Sayın Abdullah Gül de yapılmak istenilen değişiklikleri onaylamıyor. AKP nin kurucu üyesi Bülent Arınç gibi da destek vermiyor. Bu siyasilerin de anlamıyorum. Siyaset şahsi menfaat için değil, ülkenin ileri götürülmesi için yapılmalıdır.

Anayasa değişikliğinde, (Askerlik bile yapmamış, kişilere milletvekili seçilme şansının verilmesi, Milletvekili sayısının artırılması, Cumhurbaşkanının siyasi parti üyeliğinin devam etmesi gibi) benim de içime sindiremediğim bazı maddeler var. Fakat ülkemizde siyasi zıtlaşmaların giderilmesi, ülkemizin hızla kalkınmasını engelleyen koalisyonların kaldırılması, siyasi istikrarın sağlanması, halkın oyları ile yürütmeye doğrudan müdahalesi gibi çok demokratik maddeler de var. Olumlu etkileri daha fazla, Türk düşmanları da hayır oyu kullanılmasını istediğine göre, Milletini, yurdunu seven herkesin tercihinin nasıl olması gerektiği iyi düşünmelidir.

Referandum kampanyasında hayır oyları için çalışan milliyetçi kardeşlerimi tenzih ederim. MHP içinde olduğu gibi CHP içinde de ülkesini, vatanını çok sevenler olduğunu çok iyi biliyorum. Bunları bölücüler ile aynı kefeye koymak istemem. Herkes çeşitli düşünceler ile farklı tercihlere yönelebilir. Demokrasilerde farklı düşüncelere saygı esastır. Ancak, seçim yapıldıktan sonra halkımızın çoğunluğu hangi görüşü tercih ederse, herkes onu kabul etmek zorundadır. Yüce rabbimizin, hakkımızda hangisi hayırlısı ise onu galip kılmasını dilerim.

Asıl konumuz, dostumuzun az olmasına karşılık, düşmanımızın çok olması. Bazı devletler hedeflerini gizliyor. Kendilerini geliştirirken, rakiplerinin de zayıflaması için çeşitli siyasi atraksiyonlar yaparak, doğru politikaların tercih edilmesi engelleniyor. Böylece dost görünüp düşmanlık yapılıyor. Örnek vermek gerekirse Avrupa birliği ülkemizi davet edip, demokrasimizi geliştirmek görüntüsü altında, ülkemizin doğu halkları ile olan bağını koparmak istiyor. İslam ülkelerinin birliği istenmiyor. Milli değil, enternasyonal olmamız isteniyor.

Türkiye, bir zamanlar batının göz bebeği idi. Şimdi özgün politikalar üretildiği için istenmiyoruz. Günümüzde darbeci Suriye, Mısır yönetimleri destekleniyor. Darbeci yönetimi de kendisine gösterilen ilginin karşılığını verip, Mazlum Filistin’i değil, fanatik İsrail’i desteklemeye başladı. İsrai’in her gün masum çocukları öldürmesi, onlara göre hiç önemli değil. Filistinliler kendi ülkelerinde, camilere bile İsrail polisinin izini ile girebiliyor. Suriye diktatörü her gün masum halkını bombalıyor. Suriye halkı resmen katlediliyor. Bu acımasız yönetimin halkına karşı kimyasal silahlar kullanması sebebi ile ABD nin Suriye askeri hava alanına füzeler vurduğu bu gün haber aldık. Umarım diktatörlere ders olur. Daha fazla canlar yanmadan yanlış yoldan dönülür

 

Avrupalı siyasilerin taraflı politikaları, bizim yöneticilerimiz tarafından açıkça tenkit ediliyor. Bölücüler kırk yıldır. Avrupa’da çirit atıyor. Ülkemizden kaçan katiller teröristler orada baş tacı yapılıyor. Şimdiye kadar tenkit edilmiyordu. Rahmetli Sabancı’nın katilini bile getiremedik. Onların düşmanlıkları yeni değil, çok eskidir. İstenmediğimiz açık olmasına rağmen, Avrupa birliğine girmek için bu kadar israr edilmesini de anlayamıyorum. Adamlar Kıbrıs Rum’unu bize tercih ederek, onurumuzla oynadılar. Yetmez dünün komünist Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan’ı alarak bize nispet yaptılar.

Türk ve İslam ülkeleri ile bir birlik kurulamadı. Bir zamanlar Bağdat paktı vardı. Onu batıya kurban ettik. İslam Konferansı örgütünü de yozlaştırdık. Rahmetli Erbakan’ın toplamaya çalıştığı İslam ülkeleri birliği de, yeteri kadar geliştirilemedi. Şimdi çevremizdeki İslam ülkelerinin hiç biri bize dost değil. Çünkü batı bu dostlukların kurulmasını engellemek için her şeyi yapıyor. Samimi dostumuz Pakistan, terörden başını kaldıramıyor. Orta Asya Türk devletleri kendi bağımsızlıklarını, moskoftan koruma derdinden başka bir şey yapamıyor. Uzun sözün kısası, Allah’tan başka yardımcımız yok. İslam ülkelerinin içinde bulundukları zillet ve kaostan kurtulmalarının yolu, toplum ve fertler olarak, Allah’a yönelip onun emir ve yasaklarına teslim olmaktır. O zaman Allah’ın yardımı gelecek sömürülmekten kurtulacağız. Bu konuda, Allahû Teâlâ bakın ne diyor.

3/ÂLİ İMRÂN-139: Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn (mu’minîne).

Ve gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü'min iseniz, üstün olan sizsiniz.”

3/ÂLİ İMRÂN-160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe menzellezî yansurukum min ba’dih(ba’dihi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).

Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü'minler, Allah'a tevekkül etsinler (Allah'a güvensinler).”

9/TEVBE-32: Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne).

“(Onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.”

İşte bu kadar, “Eğer Mü’minler iseniz üstün olan sizsiniz. Allah size yardım ederse sizi yenecek yoktur.” Müslümanlar Allah’tan uzaklaştığı için yardım alamıyor. Başkalarına gelmeyen kalmadı. Kâfirler, “Allah’ın nurunu söndürmek istiyor. Ancak Allah nurunu tamamlayacaktır.” Yüce rabbimizin işaret ettiği bu günlerin yakın olduğunu inanıyorum. Yaşadığımız olaylar güzel günlerin müjdecisidir. Yeter ki, Müslümanlar silkinip, uyanmalı yurdunu ve milletine sahip olmalıdır. Düşüncesi ile Anayasa değişikliğinin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini dilerim.

7 Nisan 2017

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                           Lütfi TÜMTÜRK

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile