21. YY. Haçlı Zihniyeti

Sömürgeci Batı Demokrat Olamaz.

Dört ay evvel, 21 YY. Haçlı zihniyetinin batıda hortladığına burada işaret etmiş. Bir ay evvel de bu sakat görüşün Kuzey Atlantik İttifakı (NATO)’nun temellerini sarstığına işaret etmiştik. Bu yazılarımızı okuyan bazı dostların olayları abartmayalım dediklerini duyduk. Keşke, biz yanılmış olaydık. Fakat gelişen olaylar bizi haklı çıkarıyor. Özellikle Avrupa ülkeleri Türkiye’ye karşı eskisi gibi kapalı değil, resmen ve açıkça düşmanlık yapmaya başladı.

 

Ülkemizde yapılmak istenen yönetim sistemi değişikliği çerçevesinde, Anayasa referandumu kampanyası için, Sayın Cumhurbaşkanımızın Almanya’da yapmak istediği toplantıların engellenmesini anlamak mümkün değil. Bu olaya tepki göstermeye çalışırken, aynı amaçla Avrupa’ya giden Dışişleri Bakanımızın uçağına Hollanda’nın iniş izni vermemesi, Aile ve sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Betül Sayan Kaya’nın toplantılarının engellenmesi Türk elçiliğine girişine izin verilmemesi olacak şey değildir. İsveç hükümetinin de, Sayın Mehdi Eker için benzer engellemeler yaptığını öğreniyoruz.

Daha önce, defalarca tekrarladığımız gibi, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerin başını çektiği, batının Türk ve İslam düşmanlığı yeni değildir. Onlar, İslam ülkelerini sömürmek için dost görünür. Demokrat görünür. İnsan hakları havarisi kesilirler. Bu değerleri kendi menfaatleri için kullanır. Kendi zararları olduğu zaman, bu demokratik ilkelerin hiçbir değeri yoktur. Olayı abartmıyorum.  Bir kaç örnek vermek istiyorum.

ABD dünyanın her yerinden topladığı masum insanları, terörist damgası ile Guantanamo hapishanesinde hiç bir hukuk kuralı tanımadan işkence edip, yıllarca tutabiliyor. Terör ile mücadele etmek üzere, başka bir terör örgütünü resmen teçhiz ediyor. El Kaide, Taliban ve Deaş’ı bizzat kendileri kurdu. Şimdi de bölücü Kürtler kullanılıyor.  Fanatik İsrail’i korumak uğruna, masum Filistinlilerin öldürülmesine göz yumuluyor. Mısır’da meşru Cumhurbaşkanını yıkan darbeci yönetim meşru kabul ediliyor. 

Demokrat geçinen Avrupa ülkeleri, İslam ülkeleri aleyhine faaliyet gösteren terör örgütlerine destek veriyor. Ülkemizi 50 senedir, Avrupa birliği kapasında bekletip, Kıbrıs Rumlarına kucak açmaları aynı zihniyettin neticesidir. Bunların sicilleri çok bozuktur. Orta çağlardan bu yana hiç değişmediler.

Yunanistan’ın 500 Milyar Avro borcunu bir kalemde silen bu sömürgeciler. Akdeniz’i botla geçmeye çalışan masum göçmenler için kapılarını kapatıp, kış kıyamette garipleri boş arazide bırakan aynı ülkelerdir. Cani Sırp ve Hırvatların, Müslüman Boşnakları katletmelerine seyirci kalan, aynı zihniyettir. Bunların fanatik İsrail’den farkı yoktur. İslam düşmanlığında hemen birleşirler. Bunların medeniyeti menfaattir.

İslam ülkeleri onlar için sömürülecek toplumdur. Yönetimlerin demokratik veya Krallık olması, hiç önemli değildir. Yönlendirebildikleri, kendilerini dinleyen,  politikacıları medya ve basın organları ile göklere çıkarır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi menfaatlerine taş koyan idareciler, onlar için diktatör, anti demokratik kişidir. Bu yönetimleri yıkmak için her türlü kepazeliği utanmadan yaparlar. Siyaset, onlar için yalan söyleme, aldatma sanatıdır. Yıllarca İslam ülkelerini sömürerek, büyük bir sermaye birikimine sahip oldular.

Anayasa referandumu için siyasetçilerimizin çalışmalarını engellemekle, şimdiye kadar olduğu gibi siyasi rekabet ile bizi birbirimizle uğraştırmak istiyorlar. Başkanlık sistemine geçip, istikrarlı bir yönetime kavuşmamız engellenmek isteniyor. Fakat Türk insanını tanımadıkları belli. Bu anti demokratik baskı, halkımızın kenetlenmesine sebep olacağını hesap edemedikleri anlaşılıyor. Bu referandum ile inşallah milletimiz kısır döngülerden kurtulup, Rahmetli Başbuğ Türkeş’in dediği gibi çağlar üzerinden aşıp, çağımızın refah ve zenginliğini yakalayacaktır. Anayasa referandumunda hayır cephesini desteklemelerinin sebebi budur.

Mevcut sistem, halkımızın politize olmasına sebep oldu. İnsanlarımız sağcı, solcu, ilerici, gerici diye gruplara bölündü. Bu grupları tahrik eden siyasi partiler, rekabet yüzünden halkımızın ayrışmalarına sebep oluyor. Yeni sistemde, siyasi partilerin etkileri azalacak. Milletimizin seçtiği kişi, beş sene ülkeyi yönetecek. Başarı veya başarısızlık notunu seçmen verecek. Güvenoyu veya güvensizlik gibi siyasi manevralar ile yönetim engellenemeyecek. Dünya’daki büyük devletler bu şekilde yönetiliyor. Bu sebeple Rahmetli Erbakan, Türkeş ve Özal da başkanlık sistemi istiyorlardı.  Bu sistemde küçük parti ve adamların değeri kalmayacak. Uzun lafın kısası ülke siyasi istikrara kavuşacak. Siyasi çekişme ve ayrışmalar son bulacak. İnşaallah.

Anayasa referandumuna karşı çıkanların savundukları görüşlerde haklı oldukları hususlar olabilir. Ancak mevcut iktidar, tüm siyasileri anayasa düzenlemesine davet etti. Mevcut değişiklik seçmenlerin % 60 desteğini alan siyasi partiler tarafından getiriliyor. Diğer görüş sahipleri, bu siyasiler ile görüşüp, daha yararlı bir düzenlemenin yapılmasını sağlayabilirlerdi. Bu davete katılmadılar. Şimdi siyasi görüşler milletimizin takdirine sunuluyor. Siyasi istikrar sağlandıktan sonra, sakıncalı durumlar düzeltilebilir.

Şimdi gruplara baktığımızda, milletimizi bölmek ve parçalamak isteyen terör örgütlerinin hayırcı gruba destek verdikleri görülüyor. Onlara bakınca hayır demek isteyenlerin de, mevcut değişiklikleri evet demek mecburiyetinde kalacakları anlaşılıyor. Halkımızın çoğunluğunun kabul edeceği herhangi bir sistem başımızın üzerindedir. Ancak, buna yabancıların karışmaması lazım. Ülkemiz demokratik rüştünü ispat etmiştir. Özgür basın ve medyada tüm görüşler açıkça irdeleniyor. Milletimiz en doğru kararı verecektir.

Mevcut yönetimin terör örgütlerinin üzerine kararlılıkla gitmesi Türk ve Müslüman düşmanlarını rahatsız ediyor. Demokratik ülkelerde yönetim değişikliklerinin nasıl olacağı bellidir. Siyasi gruplar programları ile ortaya çıkıp yönetime talip olurlar. Halkımızın çoğunluğunu ikna edip, desteğini alan siyasi görüşler iktidara gelir. Kimse siyasi ayak oyunları veya silahlı veya silahsız terör gruplarının baskıları ile iktidara talip olamaz.  Böyle meşru olmayan yollara tevessül edenler. Bunun cezasını çeker. Mevcut yönetimlerin bunlara karşı kararsız kalmaları olamaz. Bölücü örgütün bu kadar palazlanması, sorumsuz yönetimlerin hatasıdır. Halkımız da o yönetimleri tasfiye etti.

Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Sayın Mursi’nin, Genel Kurmay Başkanlığına getirdiği kişi, darbe yapıp idare ele geçirdi. Şimdi ceza evinde hatasının cezasını çekiyor. Mısır halkı da, aynı hatanın cezasını çekiyor.  Şu anda, Irak, Suriye, Libya, Mısır ve Yemen halkları böyle sorumsuz idareler yüzünden büyük ızdırap içinde yaşıyor. Bu sebeple meşru olmayan gruplar teröristtir. Onlara müsamaha ile bakılamaz. Mevcut yönetimin yaptığı da budur.

Avrupa ülkeleri bir birlik oluşturdu. Bu birliğin demokratik ve coğrafi olduğu söyleniyor. Aslında bu birlik fanatik bir Hıristiyan ittifakıdır. Müslüman olduğumuz için Türkiye kabul edilmiyor. Sizi alacağız diye oyalayıp, ülkemizi ekonomik olarak sömürmek, Komünist doğu bloklarına karşı, tampon bir ülke olarak kullanılıyoruz. Bazıları daha dürüst davranıp, Müslüman ülkenin aralarında yeri olmayacağını açıkça söylüyor. Böyle bir organizasyona zorla girmek olmaz. Ancak, geçmiş hükümetler doğu kültürünü değil, batı medeniyetini kabul ettiklerini ispat etmek için, bu birliğe girmek gerektiğini düşüyordu. Bu sebeple bu kapı zorlandı. Artık bu sevdadan vazgeçilmelidir.

Artık her şey ortada, hâlâ Avrupa medeniyetinin peşindeyiz demenin bir anlamı yok. Kültürler arası diyalog, Medeniyetler ittifakı gibi uluslararası oluşumların kurulmasına aracılık edilse bile, bağnaz batı bizi kabul etmiyor. Bunların fanatik İsrail’den farkı yok. İsrail İlmunatinin gücü sayesinde, ABD nin koruması altında diktatörlüğünü sürdürüyor. Hıristiyan ülkeleri de bu birlikleri sayesinde rekabete katılıyor. İslam ülkelerinin tek tek bunlar ile mücadele edebilmesi mümkün değil. İslam birliği kurulmadan bu sömürüden kurtulmak mümkün değildir. Hâlbuki İslam öğretisi, semavi dinlerin hepsinin temelinin aynı olduğuna inanır. Kur’an-ı kerimdeki şu iki ayeti okuyucularımla paylaşıp yazımı bitirmek istiyorum.

3/ÂLİ İMRÂN-113: Leysû sevâ’(sevâen), min ehlil kitâbi ummetun kâimetun yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn (yescudûne).

Onların (hepsi) bir değildir. Kitap ehlinden, gece saatlerinde kıyamda durup, Allah'ın âyetlerini tilavet eden ve secde eden bir ümmet vardır.

2/BAKARA-62: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Şüphesiz ki; âmenû olanlar, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler, bunlardan her kim, Allah'a ve yevm'il âhire inanır ve ıslâh edici ameller işlerse (nefsini tezkiye ederse), bu durumda onların mükâfatları Rab'lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Görüldüğü gibi Allah, kitap ehli olarak nitelediği Hıristiyan ve Museviler arasında secde eden, yani namaz kılanlar olduğunu bildiriyor. Müteakip ayette de, Allah’a ve ona ulaşmayı dileyerek, nefis tezkiyesi yapanların kurtuluşa ulaşacaklarını açıklanıyor. Çağımızın fanatikleri karşı çıksa da, Tevbe suresi 32. Ayette ifade edildiği gibi, Allah nurunu tamamlayacak, önümüzdeki günlerde dinlerin birliği mutlaka sağlanacaktır. O güzel günleri görebilmek ümidi ile yazımı tamamlamak istiyorum.

20 Mart 2017

 

lutfitumturk @hotmail.com                                                                                                         Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile