Hz. İbrahim’in Hanif dini

Dinlerin Birliği

Tüm dünya tedirgin. Bütün kıtalarda, koas, kargaşa, kavga, savaş var. Amerika’da beyazlar zenciler arasında huzursuzluk var. Beyazlar zencileri istemiyor. Bu yüzden geçmişte büyük savaşlar olmuş. Şimdi demokrasi sayesinde bir sakinlik görünüyor ise de, içten içe düşmanlıklar devam ediyor. İki tarafın mahalleleri, okulları, lokantaları servis araçları bile farklı. Avrupa’da, İngiliz’in İrlanda Cumhuriyet ordusu (IRA)  ile başı belada, İspanyol hükümeti ayrılıkçı (ETA) örgütü ile savaşıyor. Avrupa’nın Katolik, Protestan ve Ortodoks rekabeti ayrı bir endişe kaynağıdır. Hepsi birbirine karşı üstünlüklerini ispat etmek istiyor.

 

Irak, Suriye, Mısır gibi İslam ülkelerinde mezhep savaşları halen devam ediyor. Irak’ta Maliki hükümetinin, Sünni vatandaşa haksız baskıları, Deaş gibi bağnaz bir örgütün doğmasına sebep oldu. Irak’ın karışmasına sebep olan ABD öncülüğündeki koalisyon hükümetlerinin bir tarafı tutup diğerlerini dışlaması gruplar arası mücadeleye sebep oldu. Pakistan, Afganistan, Yemen, Somali gibi tüm ülkelerde yaşanan tüm düşmanlıkların temelinde hep inanç farklılığı ve farklıklardan istifade eden menfaat gruplarının fitne ve tahrikleri görülür.

Asya ülkelerindeki Budizm ve benzeri inanç gruplarını ayrı tutarsak, tüm dünyada Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin yaşadığı Musevi dini var. Bu üç semavi dinin peygamberleri Allah’ın elçileridir. Üçünün de kitabı, semavi (Allah’ın gönderdiği) kitaplardır. Okuyucularımın dikkatini çekmek istiyorum. Üç dinin mensupları Allah’a inanıyor. Dünya’nın bir imtihan yeri olduğunu, ölümden sonra olumlu ve olumsuz davranışların hesabının sorulacağına inanıyor. Semavi kitaplardaki hükümlerim Allah’ın emirleri olduğuna da inanıyorlar. Buna rağmen hepsi kendilerinin doğru yolda olduklarını, diğerlerin batıl (geçersiz) olduğunda ısrar edip, kendi üstünlüklerini kabul edilmesini istiyor. Bunun için geçmişte haçlı seferleri, yüz yıl savaşları gibi milyonlarca insanın hayatına mal olan savaşlar yapılmış. Bu savaşlar günümüzde de, farklı bir şekilde devam ediyor.

Burada bir gerçeği yazmak zorundayım. Müslümanlar, diğer iki dinin peygamberlerine, kitaplarının semavi olduğuna inanıyor. Kitaplarının kısmen değişikliğe uğramasına rağmen, Hıristiyan ve Musevi dinlerine karşı saygı besleniyor. Hıristiyan ve Musevilerden bazıları Müslümanlara saygı göstermelerine rağmen, Hıristiyan çoğunluğun Musevilere gösterdiği tolerans, Müslümanlara gösterilmiyor. Müslümanlara terörist gözü ile bakılıp, dışlanıyor.Bu yüzden huzursuzluk ve savaşlar yaşanıyor. Bu savaşlar yüzünden her gün pek çok insan ölüyor.

Bu girişten sonra, üç inanç grubu hakkında kur’ânı kerimde bulunan hükümlerden bahsetmek istiyorum. Şunu da peşinen söylemek zorundayım. Üç semavi kitabın sahibi olan Allah, kur’ânı Kerimin hicr suresinin 9. Ayetinde, “ Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim'i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.” Buyurmaktadır. Diğer semavi kitaplarda böyle bir hüküm olmadığına göre onların değişime uğradıkları açık. Ayrıca, bu kitapların,  birbirinden farklı içeriği olan çeşitlerinin olduğu malumdur. Şimdi konumuz ile ilgili, Kur’an hükümlerini inceleyelim.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Yukarıdaki ayette, ulül azim (Büyük) Peygamber oldukları bilinen, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa’ya ve Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammet (SAV) ‘e, aynı şeriatın verildiği ifade ediliyor. Bu ayetten Allah’ın rızasının birlik ve beraberlikte olduğu ortaya çıkıyor. Bu üç peygambere inananların birlik içinde olmaları emrediliyor. Allah’a göre farklı dinler yok. Allah’ın tek bir hak dini var. Şimdi bu dinin özelliğine girelim.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).

“Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.”

Yukarıdaki ayette Allah, İnsanların Hanif fıtratı ile yaratıldığını, Hz. Peygamberimize hanif dinini yaşaması ve yaşatması isteniyor. Allah’ın emirlerinde değişiklik olmayacağı ve kıyamete kadar, bu dinin yaşanacağı bildiriliyor. Burada hanif dini kavramının ne anlama geldiğinin açıklanması gerekiyor.

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).

“Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.”

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

“Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi.”

Bu ayetlerde hanif dini mensuplarının, Nefislerindeki afetleri temizleyen ve Allah’a teslim olmuş kişiler olduğu anlaşılıyor. Bundan başka Hz. Musa ve İsa’dan evvel yaşamış Allah’ın büyük Nebisi olan Hz. İbrahim’in de hanif olduğu açıklanıyor. Namaz ve Zekat’ın temel birer ibadet olduğuna işaret ediliyor. Hanif dini hakkında başka hükümler var mı diye, Kur’anda araştırma yaptığımızda şu ayetler karşımıza çıkıyor.

16/NAHL-123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn (muşrikîne).

“Sonra da Sana “hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (a.s)'ın dînine tâbî olmayı” vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı.”

3/ÂLİ İMRÂN-95: Kul sadakallâhu fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn (muşrikîne).

“De ki: "Allahû Teâla doğruyu söyledi. Öyle ise hanif olarak Hz. İbrâhim'in dînine tâbî olun. Ve o, müşriklerden olmadı."

3/ÂLİ İMRÂN-67: Mâ kâne ibrâhîmu yahûdiyyen ve lâ nasrâniyyen ve lâkin kâne hanîfen muslimâ(muslimen), ve mâ kâne minel muşrikîn (muşrikîne).

Hz. İbrâhîm, yahudi veya nasrani olmadı. Fakat hanif (Allah'ın tek oluşuna, ölmeden önce ruhun O'na ulaştırılmasının ve Allah'a teslim olmanın farz olduğuna inanan), (Allah'a teslim olmuş) bir müslümandı. Ve o müşriklerden olmadı.

Bu iki ayette de, İnsanların Hz. İbrahim’in hanif (teslim Dini) dinine tabi olması emrediliyor. Aksi halde Müşrik (Şirkte olan Kişi) olunacağı açıklanıyor. Son ayette de, Hz. İbrahim’in Hıristiyan ve Musevi olmadığı, onun Allah’a teslim olmuş Müslüman olduğu ifade ediliyor. Hanif kavramının vahdet (birlik), Tevhit, (Tek toplum) ve Allah’a Teslim olmak manalarını içerdiğini anlıyoruz.

Burada İslam kavramının kökenine inmemiz gerekiyor. İslam Arapça “slm” kökünden gelir. Sulh, sükûn denektir. Bu fiilin başına elif geldiğinde “İslam” olur. Türkçe teslim demektir. Kelimenin başına “Mim” harfi geldiğinde, Müslim olur. Teslim olmak demektir. Müslüman ayette ifade edildiği gibi, teslim olan kişi, Müslimun da teslim olanlar (çoğul) manasınadır. Görüldüğü gibi Allah ve onun nebi ve resullerinin insanlara öğrettiği Hanif dini teslim dinidir. Hedef insanların dünya ve ahiret mutluluğu için, Allah’ın emir ve yasaklarına teslim olmak, Onun emirlerini dünyada yaşamak ve yaşatmaktır. Bu ezelden ebede yaşayacak olan ve tüm insanlara vaaz edilen tek dindir.

6/EN'ÂM-161: Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).

“Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm'e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm'in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.”

2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)'a, İsmail (as.)'a, İshak (as.)'a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O'na teslim olanlarız.”

Görüldüğü gibi Müslümanlar Nebiler arasında hiçbir ayırım yapmadan hepsine inanır. Onlara verilen kitapların semavi olduğuna inanır. Bu kitapların hepsi semavi olduğuna göre, aralarında anlam farklılıkları olmaması gerekir. Nitekim Allah’ın nebi olmayan, yaşayan veli resulleri, Tevrat ve İncil’de hidayet ile ilgili hükümlerde her hangi bir değişikliğe Allah’ın izin vermediği ifade ediyorlar. Diğer hükümlerde değişiklik olsa da, insanların temelde, Allah’ın teslim dininde birleşmeleri gerekiyor. Okuyucularımın aşağıdaki bir ayete daha dikkat etmelerini rica ediyorum.

2/BAKARA-62: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).

“Şüphesiz ki; âmenû olanlar, yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler, bunlardan her kim, Allah'a ve yevm'il âhire inanır ve ıslâh edici ameller işlerse (nefsini tezkiye ederse), bu durumda onların mükâfatları Rab'lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”

Görüldüğü gibi yukarıdaki ayette,  Müslüman Hıristiyan veya Musevi kim olursa olsun. Allah’a inanan kişilerin, Nefs tezkiyesi yaptıktan sonra, ruhen ona ulaşmaya inananları halinde kurtuluşa ulaşacakları anlatılıyor. Bu kişilere Allah’ın mükâfatlandıracağı açıklanıyor. O halde grupların birbirine üstünlüğü yok. Bu üç din mensuplarının hepsi Allah’a inanan din kardeşleridir. Din kardeşlerinin birbirleri ile mücadelesi haramdır. O halde niye farkli dini gruplar olmuş diye soranlara Allah’ın bir ayeti ile cevap vermek istiyorum.

5/MÂİDE-48: Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li kullin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn (tahtelifûne).

“Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab'ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk'tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.”

Yukarıdaki ayette bu soruya cevap veriliyor. “Sizin hepiniz için tek bir şeriat belirlemiştik.” Buyuruluyor. Farklı ümmet olmamızın altında yatan sebep olarak, hangi ümmetin Allah’a daha yakın olduğunu denemek için olduğu açıklanıyor. Sonra da,  “Hayırlarda yarışın.” Emri veriliyor. Kıyamette de ayrılığa düşmemizin hesabının sorulacağı bildiriliyor. O halde tekrar yazalım. Kâinatta birden fazla din yoktur. Bir tek (Allah’a) teslim (İslam) dini vardır.

Görüldüğü gibi Allah katında tek bir din var. Bu dinin adı, Hz. İbrahim’in Hanif dinidir. Başka bir deyim ile Allah’a teslim dinidir. Arapça İslam dinidir. Başka hiçbir farklı din olmamış. Allah’ın tüm nebi resulleri, insanlara bu dini öğretmiş. Dini ritüeller farklı olabilir. Özü Allah’a inanmak. Nefislerini tezkiye ederek, ona teslim olanların oluşturduğu tek bir toplum oluşturmaktır. Hanif dininin bireysel ve toplumsal amacı (Temel öğretisi ) budur. 

Görüldüğü gibi birbirimizden farkımız yok. Kendini üstün görerek, karşı inanışları kâfirlikle itham etmek bağnazlıktır. Kendilerinin Maymundan türediğini zanneden zavallılar hariç, Hepimiz Âdem atamızın çocuklarıyız.  Hepimiz birbirimizin din kardeşiyiz. Birbirimiz ile mücadele edeceğimize yardımlaşarak, bu dünyamızı da cennet haline çevirebiliriz. Hz. Peygamberimiz ve onun sahabesi döneminde saadet asrının yaşanmasının sebebi budur. Atalarımız olan Osmanlı döneminde bu üç dinin mensupları 600 sene huzur içinde birlikte yaşamış. Her hangi bir sürtüşme yaşanmamış.

Çağımızda da bu barış ve huzurun yaşanması mümkündür. Yeter ki biz isteyelim. O zaman Allah’ın yardımı bizimle beraber olacak. Huzur içinde (Kavgasız) bir dünya kurulacaktır. Hanif dini olan İslam’ın temel hedefi, Allah’a teslim olan insanların meydana getireceği vahdet (Tek bir toplum) in oluşturulması ve yaşanmasıdır. Yüce rabbimiz bu hedefe yönelik olarak yarışılmasını istiyor. Bu yarış ile ilgili şu ayete bakalım.

9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm (azîmu).

O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.”

Yukarıda ayette, yarışta öne geçmek (İslamı yaşamak) için, bir Allah dostuna tabi olmak gerektiği anlatılıyor. Sahabe bu şekilde saadet asrını meydana getirmiş. Allah, Vakıa suresi 14.ayette, bu müsabıklardan bazılarının da sonraki sabikûnlarolduğunu bildiriyor. Bunlardan olabilmek için, bir Allah dostunun eteğine yapışmak gerekiyor. Bir Cuma akşamı hacet namazı kılarak irşat makamını Allah’tan samimiyetle sorulduğu takdirde, bir Allah dostuna ulaşmak mümkündür. Tüm okuyucularımızın bunu idrak ederek gereğini yerine getirmemeleri dilek ve temennisi ile konumuzu tamamlayalım.

9 Aralık 2016

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                   Lütfi TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile