Yetki ve Selahiyetler

Kötüye Kullanılamaz.

Bölücü terör örgütünün TBMM deki uzantısı olan siyasilerden bazı milletvekilleri tutuklandı. Bunun üzerine herkes demokrat kesildi. İçte ve dışta bazı odaklar ülkemiz aleyhine kampanya başlattı. Türkiye’de diktatörlük güçleniyor. Siyasi haklar ayaklar altına alınıyor. Halk tarafından seçilen milletvekilleri nasıl içeri alınırmış. Bu olay Türkiye’de demokrasinin bittiğinin resmidir. Gibi hezeyanlar gırla gidiyor. Darbeci ve teröristleri şirin göstermeye çalışan bir günlük gazete çalışanları, haklarında yürütülen soruşturmalar gereği tutuklanmaları olayın büyümesine sebep oldu.  Basın ve düşünce özgürlüğü de kısıtlanıyor. Diye kıyamet koparılıyor.

 

Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri ise, kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur. Suç işleyenler yargıya hesap vermek zorundadır. Herkes bağımsız yargının çağrısına uymak zorundadır. Kimsenin bir ayrıcalığı yoktur. Şeklinde, olayın normal olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Milletimiz bu saçmalıkları ibretle seyrediyor. Biz de Demokratik haklar, basın özgürlüğü gibi kavramların ne anlama geldiğini, bu hakların sınırları nedir? Gibi bilgileri, kaynağından araştırıp milletimize sunalım. Kimin haklı veya haksız olduğu ortaya çıksın diye düşündük.

Demokratik hak ve sınırlamalar, her ülkenin anayasalarında düzenlenir. Bunlar bazı anayasalarda ana hatları ile açıklanmasına karşılık, bizim Anayasamızın birinci bölümünde ayrıntılı bir şekilde yer alır. Bu hakların sınırlamaları, kötüye kullanılması gibi hususlar, ayrı bölümler halinde detaylı olarak açıklanmaktadır. İlgilenenler bu hükümleri iyi bilir. Ancak biz, her vatandaşın konuyu iyice kavraması için, ilgili maddeleri aynen alalım. İstedik.

“ I. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği.

MADDE 12.– Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.

 II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

MADDE 13.– (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması.

MADDE 14.– (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

 

Görüldüğü gibi konu çok ayrıntılı olarak düzenlenmiş. Bu özgürlükler toplumun selameti açısından, kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sınırlandırılıyor. Devletin ve Milletin bölünmez bütünlüğünü bozmak amacı ile kullanılamıyor. Yani, kimse ben kendi kavmimin ayrı devlet olmasını istiyorum. Böyle düşünüyorum. Düşünce özgürlüğü sebebi ile bunu açıkça yazmak ve ilan etmek hakkım var, diyemez. Böyle söylerseniz. Yurttaşlarımızı huzursuz ve rahatsız edersiniz. Devleti daha acil tedbirler almaya teşvik etmiş olursunuz. Şimdi devletimiz doğu ve güney doğu Anadolu’da terörü bitirmek için operasyon yapıyor. Bu tedbirlerden teröristler gibi bölge halkı da rahatsız oluyor. Ancak bunun sorumluları devlet değil, terörü teşvik edenlerdir. Anayasa böyle yazıyor. Devlet, halkını korumak için kanunları uygulamak mecburiyetindedir. 

 

Teröre teşvik eden, siyasi parti, basın ve yayın organı değil, kim olursa olsun. İsterse devlet görevlisi olsun. Kimsenin suç işleme özgürlüğü yok. Bölücülere yardım ve yataklık eden asker ve yargıçlar bu gün yargılanıyor. Tüm kamu görevlileri, mevcut ve meşru hükümetlerin kanunlar çerçevesinde verdiği talimatlara uygun hizmeti yerine getirmek zorundadır. Ben askerim silahım var. Yargıcım dokunulmazlığım var. Basın Mensubuyum. Basın özgürdür.  Akademisyenim, öğretmenim, din görevlisiyim. Bana dokunamazsınız diyemez. Kimse sınırsız yetki sahibi değildir. Kimse yetki ve sorumlulukların sınırını aşamaz. İki sene önce Genel Kurmay Başkanlığı yapmış birisi Ergenekon davasından tutuklandığında, Cumhurbaşkanı Sayın Gül ile Başbakan Sayın Erdoğan itiraz etmişti.

Basının görevi meydana gelen hadiseleri objektif bir şekilde okuyucularına duyurmaktır. Olayların sebep ve sonuçlarını vatandaşın kendisi değerlendirecek.  Kendisi bir neticeye varamaz ise siyasi parti veya konu ile ilgili akademisyenler gibi düşünce kuruluşlarından fikir alacak. Bir neticeye ulaşacak. Basının olayları sulandırması, çarpıtması, belli siyasi, görüşlerin yararına yorumlaması yanlıştır. Ülkemizde maalesef basın özgürlüğü de, kötüye kullanılıyor. İnsanlarımız kendi görüşleri doğrultusunda etkilenmeye çalışılıyor. Bu gazetecilik değil militanlıktır.

 

İyi anlaşılması için açıkça yazmak istiyorum. Tutuklanan basın mensuplarının gazetesi, sol siyasi görüşü benimseyen, bu görüş sahibi kişilerin itibar ettiği bir yayın organı idi. Farklı siyasi düşüncenin demokratik sınırlar içinde savunulması her ülke için bir zenginliktir. Bu sebeple bu yayın organı belli bir okuyucu kitlesine sahip olarak yaşıyor. Ancak, 15 Eylül 2016 darbesinden sonra ne oldu ise, bölücü ve darbeciler savunulmaya başlandı. Bölücü örgüt ve darbeciler siyaset yapmadan, ülke yönetimini demokratik olmayan yollarla ele geçirmek istiyor. Suç işleyenler tahrik ve teşvik ediliyor. Bu sebeple yargı bu olaylara müdahale eder. Basın hürdür. Haber toplama yetkisi vardır. Fakat bu yetkisini kötüye kullanamaz. Bu husus Anayasamızda şöyle düzenlenmiş.

“Basın hürriyeti

MADDE 28.– Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. “

 

Görüldüğü gibi basın özgürlüğü toplum yararına sınırlandırılıyor. Devlet ve milletin bölünmez bütünlüğünü tehdit niteliğinde yazı yazılamıyor. Suç işlemeye teşvik mahiyetinde yazı yazılamıyor. Haberler çarpıtılamıyor. Bunu yapanlar sorumlu oluyor. Bu yasalar işletildiğinde, yetkilerini kötüye kullananlar hesap vermek zorunda kalıyor. Demokratik yollarla çıkarılan Anayasa ve kanunlar böyle söylüyor. Kanunları uygulayan kamu görevlileri işini yapıyor. Onlar olmasa, bu ülkede kimse evinde rahat uyuyamaz.

Tutuklanan siyasiler demokratik direnç göstereceğiz diye kamu görevlilerini hırpalamaya kalkıyor. Bir Bayan Milletvekilinin Bir Emniyet amirine tokatlamasını unutamıyorum. O görevli, geleneksel terbiyesi gereği kadın olduğu için ona karşılık vermedi. Bir milletvekili kamu görevlisine böyle davranamaz. Bu terbiyesizliktir. Bu siyasi parti (HDP)’ye demokratik sınırlar içinde politika yapması için çok prim verildi. Çözüm süreci aşamasında, mutabakat sağlandığı gibi siyaset yapılsaydı. Bu gün mahalli idare yetkilerinin artırılması gibi anayasal düzenlemeler istenebilirdi. Fakat bölücülük yapmaktan vazgeçmediler. Kendilerine verilen emanet oyları kaybettiler. Kendilerine gösterilen toleransı kötüye kullandılar. Türk Devleti ve milletini tehdit etmeye kalkıştılar. Türk milleti masum ve samimi inançlı Kürt kardeşlerinin hatırına, bu hainlere tolerans gösterdi. Islah olmayacakları kesin olarak anlaşılınca üzerlerine gidilmeye başlandı. Demokratik bir çözüm süreci heba edildi.

 

Zalim Saddam, Kürt vatandaşlarını ezmeye başlayınca, Türk devleti onlara sahip çıktı. Onları aylarca ülkemizde misafir ettik. Şimdi, üç milyon Suriyeli kardeşlerimiz altı seneden beri misafir ediliyor. Devletimiz bunun için yirmi beş Milyar dolar harcama yapmış. Böyle alicenaplığın dünyada örneği yoktur. Zengin batılı sömürgeciler birkaç bin kişiyi ülkelerine almamak için masum göçmenler çamurlar içinde bekletiliyor. İşte Müslüman Türk ile Hıristiyan batı arasındaki fark budur. Hainler bu fedakârlığı görmese de, Allah biliyor ve yardım ediyor.

Hıristiyan batı ülkelerinin karıştırmak istediği, Türkiye’de bir şeyler başarılıyorsa, bu Allah’ın yardımı sayesindedir. Bu yardım sayesinde, 15 Temmuz darbesi atlatıldı. Tüm terör örgütleri, Türk düşmanlığında birleşmelerine rağmen, Devletimiz ayakta ise bu Allah’ın yardımı sayesindedir. Allah bizimle olduğu müddetçe hainlerin devletimize zarar vermeleri mümkün değildir.

Orta doğu ve Asya’daki İslam ülkeleri batının güdümünde siyaset yapıyor. Bu yüzden İslam ülkelerinde her gün insanlar ölüyor. Halklar ayaklar altında inliyor. Bunun tek sebebi İslam’ın yaşanmaması, Kur’an’ın terk edilmesidir. Eski diktatör TİTO zamanında Yugoslavya Müslümanları dinlerini unutmuşlardı. Sırp militanlarının baskıları sonucu kendilerine geldiler. Şimdi İslam bayrağını dalgalandırmaya başladılar. İslam ülkelerinde yaşanan bu acılar inşallah, Müslümanların uyanışına sebep olacak. Yeniden saadet asrı yaşanacak. Bu güzel günleri dünya gözü ile görmek ümit ve temennisi ile konumuzu tamamlamak istiyorum.

10 Kasım 2016

 

lBu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.                                                                                                                Lütfi  TÜMTÜRK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile