4. KUR’ÂN-I KERİM VE KUTSAL KİTAPLAR

Allahû Tealâ en çok sevdiği mahlûku olan insanın mutlu olmasını talep etmektedir. Bu sebeple Tevrât, Zebur, Încil ve Kur’ân-ı Kerim insanoğlu’na bir mutluluk davetiyesi olarak indirilmiştir. İnsanlık tarihi boyunca Allah insanların hep mutlu olmalarını istemiş, 7 safha 4 teslimi içeren kutsal kitaplardaki hanif dinini Arapça adıyla İslâm’ı yaşamaya dâvet etmiştir.

4.1. DEĞİŞTİRİLEN KUTSAL KİTAPLAR

Şeytan insana olan düşmanlığı dolayısıyla evvelki kitapların hepsini değiştirmiştir. Kur'ân-ı Kerim’den önceki bütün Mukaddes Kitaplar tahrif edilmişlerdir.

2/BAKARA-41: Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni. 
Sizin yanınızda olanı (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur'ân'a) îmân edin ve o'nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve artık sadece Bana karşı takva sahibi olun. 

2/BAKARA-42: Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve hakkı bâtıl ile karıştırmayın (örtmeyin) ve hakkı gizlemeyin. Ve (çünkü) siz biliyorsunuz. 

2/BAKARA-59: Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).
Böylece o zalimler, sözleri, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine Biz de, fıska düştüklerinden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten korkunç bir azap indirdik. 

2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz. 

3/ÂLİ İMRÂN-71: Ya ehlel kitâbi lime telbisûnel hakka bil bâtılı ve tektumûnel hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne). 
Ey Kitap Ehli! Niçin hakkı bâtıl ile karıştırıyorsunuz? Ve siz bildiğiniz halde hakkı niçin gizliyorsunuz? 

4.2. HRİSTİYANLARIN VE YAHUDİLERİN ALLAH’A OĞUL İZÂFE ETMELERİ

Hristiyanlar, Hz. İsa’nın, Yahudiler de Hz. Üzeyr’in Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederek kâfir olmuşlardır.

5/MÂİDE-17: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Andolsun ki “ Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih'tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah'dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter? ” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir. 

5/MÂİDE-73: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid(vâhidun) ve in lem yentehû ammâ yekûlûne le yemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm(elîmun).
Andolsun ki, "Allah üçün, üçüncüsüdür (üç ilâh'tan biridir)." diyenler kâfir olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka “elîm azap” dokunacaktır. 

9/TEVBE-31: İttehazû ahbârahum ve ruhbânehum erbâben min dûnillâhi vel mesîhabne meryem(meryeme), ve mâ umirû illâ li ya'budû ilâhen vâhidâ (vâhiden),lâ ilâhe illâ huve, subhânehu ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Onlar, ahbarları (dîn adamlarını) ve ruhbanları (rahipleri) ve Meryem oğlu Mesih'i Allah'tan başka Rab'ler edindiler. Tek bir ilâha kul olmalarından başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilâh yoktur. (Onların) şirk koştukları şeylerden O (Allah), münezzehtir. 

9/TEVBE-32: Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrahu ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
(Onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez. 

4.3. KİTABA UYMAK

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. 

3/ÂLİ İMRÂN-187: Ve iz ehazallâhu mîsâkallezîne ûtûl kitâbe le tubeyyinunnehu lin nâsi ve lâ tektumûneh(tektumûnehu), fe nebezûhu verâe zuhûrihim veşterav bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe bi’se mâ yeşterûn(yeşterûne). 
Ve Allah, kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz." diye, misâk almıştı. Fakat onu (misâkı), arkalarına attılar (sözlerini tutmadılar) Ve onu az bir değere sattılar. Oysa yaptıkları alışveriş ne kötü. 

5/MÂİDE-66: Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve İncil'i ve Rabb'lerinden kendilerine indirileni, gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre ulaşmamış) muktesid olan bir ümmettir. Ve (fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey ne kötü. 

5/MÂİDE-68: Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufrân), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).
De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabb'iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb'inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme. 

7/A'RÂF-157: Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu, ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir. 

4.4. KUR’ÂN’IN BEYANI

Kur’ân-ı Kerim Allah’ın bildirisidir, beyânıdır.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim ile ni’metin tamamlandığını belirtmektedir.

5/MÂİDE-3: Hurrimet aleykumul meytetu ved demu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alân nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), el yevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevni, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah'tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm'dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir 

4/NİSÂ-26: Yurîdullâhu li yubeyyine lekum ve yehdîyekum sunenellezîne min kablikum ve yetûbe aleykum. Vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah size beyan etmek (açıklamak) ve sizi, sizden öncekilerin kanununa ulaştırmak ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Ve Allah Alîm'dir (en iyi bilendir), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). 

6/EN'ÂM-55: Ve kezâlike nufassılul âyâti ve li testebîne sebîlul mucrimîn(mucrimîne).
Ve işte böylece âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz, mücrimlerin (suçluların) yolu belli olsun diye. 

4.5. KUR’ÂN BÜTÜN İLİMLERİ KAPSAR

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’in herşeyi açıkladığını ifade buyurmuştur.

16/NAHL-89: Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâbike şehîden alâ hâulâ(hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne). 
Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab'ı, müslümanlara (Allah'a teslim olanlara) müjde olarak indirdik. 

6/EN'ÂM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab'lerine haşrolunacaklar (olunurlar). 

Allah’ın yarattığı herşey Kur’ân-ı Kerim’de ifadesini asıl olarak bulmuştur. Fakat Kur'ân’da bir netice olarak mevcut olup, detaylarının mutlaka idrak eden kişiler tarafından açıklanması lazımdır. Ulûlelbab daimî zikire ulaşmış ve kalbi 7 kademe müzeyyen olmuş kişidir. Bu kişi ehli zikirdendir. Her an Allah’la tezekkür edebilme yetkisine sahiptir. Bu sebeple Kur’ân âyetlerini Allah’tan aldığı öğretiyle açıklar. (Âli İmrân7) 

3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir). 

30/RÛM-58: Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), ve le in ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn(mubtılûne).
Ve andolsun ki, bu Kur'ân'da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: "Siz sadece batılla uğraşan kimselersiniz." derler. 

25/FURKÂN-33: Ve lâ ye’tûneke bi meselin illâ ci’nâke bil hakkı ve ahsene tefsîrâ(tefsîren).
Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler. 

6/EN'ÂM-67: Li kulli nebein mustekar(mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).
Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz. 

O halde bu Kur’ân her zaman ve her mekânda yaşanan Allah’ın ilmi kelâmıdır.

4.6. KUR’ÂN MUHAFAZA EDİLECEKTİR

Rabbimiz Kurân-ı Kerim’in tarafından muhafaza edildiğini buyurmaktadır. Bu muhafazanın, ne önünden ne de arkasından batılın yaklaşamıyacağı bir güçte olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca her türlü tağyir ve tebdilden de uzak olduğu anlamına gelmektedir.

41/FUSSİLET-41: İnnellezîne keferû biz zikri lemmâ câehum, ve innehu le kitâbun azîz(azîzun). 
Gerçekten onlar, kendilerine zikir (Kur'ân) geldiği zaman (O'nu) inkâr ettiler. Ve muhakkak ki O, Azîz (yüce ve şerefli) bir Kitap'tır. 

41/FUSSİLET-42: Lâ ye’tîhil bâtılu min beyni yedeyhi ve lâ min halfih(halfihî), tenzîlun min hakîmin hamîd(hamîdin). 
Bâtıl, O'nun önünden ve arkasından O'na ulaşamaz. Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) ve Hamîd (Kendisine hamdedilen) (Allah) tarafından indirilmiştir. 

15/HİCR-9: İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim'i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz. 

16/NAHL-102: Kul nezzelehu rûhul kudusi min rabbike bil hakkı li yusebbitellezîne âmenû ve huden ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
De ki: “O'nu (Kur'ân-ı Kerim'i), Rabbinden hak ile âmenû olanları sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidayet ve müjde olarak Ruh'ûl Kudüs (Cebrail A.S) indirdi.” 

4.7. KUR’ÂN’A TÂBÎ OLUN

7/A'RÂF-3: Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâe, kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. 

6/EN'ÂM-155: Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârakun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız). 

İnsanların Allah indindeki mazeretlerinin kalmaması için Kur’ân-ı Kerim’i Allah kendinden evvelki kitapları tasdik eden, herşeyi muhtevî, Allah’ın tüm ni’metini bize ulaştıran kitap olarak göndermiştir.

6/EN'ÂM-156: En tekûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min kablinâ ve in kunnâ an dirâsetihim le gâfilîn(gâfilîne).
“Kitap, yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi. Ve biz onların okuduklarından gerçekten gâfildik.” dersiniz diye (dememeniz için). 

6/EN'ÂM-157: Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynâl kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmetun, fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn(yasdifûne).
Veya “Eğer bize de bir kitap indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidayete ererdik.” dersiniz. İşte size Rabbinizden hidayet (hidayete erdiren), beyyine (delil) ve rahmet gelmiştir. Öyleyse kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayandan ve O'ndan yüz çeviren kimseden daha zalimdir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmiş olmalarından dolayı ağır (kötü) bir azapla cezalandıracağız. 

25/FURKÂN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah'a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der. 

25/FURKÂN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim. 

25/FURKÂN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur'ân'daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir. 

25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur'ân'dan ayrıldı (Kur'ân'ı terketti).” dedi. 

4.8. KUR’ÂN ÖĞÜTTÜR VE KALPLERDEKİ HASTALIKLARA ŞİFADIR

21/ENBİYÂ-10: Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne). 
Andolsun ki; içinde, sizi zikreden (sizden bahseden) bir kitap indirdik. Hâlâ akıl etmez misiniz? 

43/ZUHRÛF-44: Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik(kavmike), ve sevfe tus’elûn(tus’elûne).
Muhakkak ki O (Kur'ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur'ân'dan) sorumlu olacaksınız. 

10/YÛNUS-57: Yâ eyyuhân nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. 

10/YÛNUS-58: Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, huve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).
De ki: “Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.” 

41/FUSSİLET-44: Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).
Ve eğer O'nu (Kitab'ı), yabancı dil bir Kur'ân kılsaydık, mutlaka: “O'nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü'min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur'ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir. 

10/YÛNUS-101: Kulinzurû mâzâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve mâ tugnîl âyâtu ven nuzuru an kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
De ki: “Semalarda ve yeryüzünde ne(ler) var bakın! Âmenû olmayan bir kavme, âyetler (deliller) ve uyarılar fayda vermez.” 

4.9. KUR’ÂN MÜRŞİDE ULAŞTIRIR

Kur’ân-ı Kerim mürşide nasıl ulaşılacağını gösteren bütün işaretlere sahiptir. Kur’ân-ı Kerim’de açıklanan hususlar tatbik edilirse, Mürşide ulaşılır. Mürşid ise Hakk’a ulaştırır.

46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa'dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk'a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm'e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler. 

72/CİNN-1: Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).
De ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur'ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur'ân işittik.” dedikleri bana vahyedildi.” 

72/CİNN-2: Yehdî iler ruşdi fe âmennâ bih(bihî), ve len nuşrike bi rabbinâ ehadâ(ehaden).
“O (Kur'ân), irşada ulaştırır, artık biz, O'na îmân ettik ve artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayız.” 

Kur’ân-ı Kerim diğer kitaplardaki tüm gerçekleri muhtevî olduğu gibi, onlardan daha tafsilatlı ve herşeyi açıklayan Allah’ın tamamlanmış ni'metidir.

21/ENBİYÂ-24: Emittehazû min dûnihî âliheh(âliheten), kul hâtû burhânekum, hâzâ zikru men maiye ve zikru men kablî, bel ekseruhum lâ ya’lemûnel hakka fehum mu’ridûn(mu’ridûne). 
Yoksa O'ndan (Allah'tan) başka ilâhlar mı edindiler? “Haydi burhanınızı (kesin delilinizi) getirin. (İşte) bu, benimle beraber olanların ve benden öncekilerin zikridir (kitabıdır).” de. Fakat onların çoğu, hakkı bilmezler. Bu sebeple onlar, yüz çevirenlerdir. 

Bu tamamlanmış kitap Rabbimizden bize miras bırakıldığını şöyle açıklamaktadır;

35/FÂTIR-32: Summe evresnâl kitâbellezînastafeynâ min ibâdinâ, fe minhum zâlimun li nefsihî, ve minhum muktesid(muktesidun), ve minhum sâbikun bil hayrâti bi iznillâh(iznillâhi), zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Böylece onlardan bir kısmı nefsine zulmedicidir, onlardan bir kısmı muktesittir. Onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlarda yarışanlardır. İşte o ki o, büyük fazldır. 

43/ZUHRÛF-43: Festemsik billezî ûhıye ileyk(ileyke), inneke alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Artık sana vahyedilene sarıl. Muhakkak ki sen, Sıratı Mustakîm üzerindesin. 

4.10. ESKİ KİTAPLARIN ASLI DA HİDAYET REHBERİDİR

Yüce Rabbimiz Hz. Musa'ya Tevrat'ı, Hz. Davut'a Zebur’u, Hz. İsa'ya İncil'i ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e de Kur’ân-ı Kerim'i indirmiştir. Ne varki şeytan eski üç kitabı da tahrif etmeyi başarmıştır. Bu kitapların aslı herkesi İslâm'a (4 teslimle Allah’a teslim olmaya) çağırmaktaydı. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim'i koruma altına almıştır. (Hicr-9) Şeytan Kur’ân-ı Kerim'e dokunamamış ancak tatbikattan çıkarmayı başarmıştır. Bütün nebîlere verilen kitaplar insanları Allah’a çağırmakta ve İslâm’ın 7 safhasını yaşamaya dâvet etmektedirler. İslâm 7 safha ve 4 teslimi ihtiva etmektedir.

  1. Allah’a ulaşmayı dilemek
  2. Mürşide ulaşarak tâbî olmak
  3. Ruhu yaşarken Allah’a teslim etmek
  4. Fizik vücudu Allah’a teslim etmek
  5. Nefsi Allah’a teslim etmek
  6. İrşada ulaşmak
  7. İradeyi Allah’a teslim etmek

5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnât tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihân nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimâstuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki Tevrat'ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk'a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb'lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah'ın Kitab'ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben'den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir. 

40/MU'MİN-53: Ve lekad âteynâ mûsel hudâ ve evresnâ benî isrâîlel kitâb(kitâbe). 
Ve andolsun ki Musa'ya hidayet verdik. Ve Benî İsrail'i, kitaba varis kıldık. 

40/MU'MİN-54: Huden ve zikrâ li ulîl elbâb(elbâbi).
Ulûl'elbab için hidayet ve zikir olarak. 

5/MÂİDE-46: Ve kaffeynâ alâ âsârihim bi îsâbni meryeme musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve âteynâhul incîle fîhi huden ve nûrun ve musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve huden ve mev’ızeten muttekîn(muttekîne).
Onların izleri üzerine, Tevrat'tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem'in oğlu İsâ'yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidayet ve bir nur olan, Tevrat'tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri) için, hidayete erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan İncil'i verdik. 

4.11. KUR'ÂN-I KERİM’İN LÂFZI VE RUHLARI

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.. 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) 5 görevle vazifelendirilmiştir.

  1. Sahâbeye Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerini okumak.
  2. Onların nefslerini tezkiye etmek
  3. Onlara kitap öğretmek
  4. Onlara hikmet öğretmek
  5. Onlara hikmetin ötesinde bilmediklerini öğretmek.

Görevlerin incelenmesi çok ilgi çekici sonuçlar vermektedir:

Birinci görev de Kur’ân-ı Kerim’dir, üçüncü görev de Kur’ân-ı Kerim’dir. Fakat birinci görev Kur’ân-ı Kerim’in lâfzı (sözleri, zahiri anlamı) üçüncü görev ise Kur’ân-ı Kerim’in ruhudur. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’in lâfzını öğrenenin hemen ruhuna da girmesine müsaade etmiyor. Ruha girebilmek (3 üncü görev) için önce kişinin nefsini tezkiye etmesi gerekiyor (2 inci görev). Gerçekten nefsi tezkiye olmayan hiçkimse Kur’ân-ı Kerim’in ruhuna giremez. Ruhu öğrenebilmenin ön ve kaçınılmaz şartı nefsi tezkiye edip “Velî” (Allah dostu, evliya, ermiş) payesine yükselmektir. Beş görevin her birinin, sahâbenin manevî tekâmülündeki (olgunlaşmasındaki) yerleri aşağıdaki gibidir.

a) Birinci görev: Kur’ân-ı Kerim’in tilâveti (okunması)

Bu görevde Kur’ân-ı Kerim’in lâfzı öğrenilir. Tabiatıyla Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e biat edilmiş ve ruh Allah’a doğru yola çıkmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’in lâfzı öğrenilirken tasavvuf yaşanmaktadır. Çünkü okula her yeni başlayan, okuldaki tatbikata ayak uydurmakla kalmıyor, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den nefsini tezkiye edecek özel zikir emirleri alıyor.

b) İkinci görev: Nefsleri tezkiye etmek 

Hiç kimse mürşidine ulaşmadan kendi kendine nefs tezkiyesi yapamaz. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olanların ruhu Allah’a doğru gök katlarını aşarak yol almış, nefs tezkiyesine ve Kur’ân-ı Kerim’in lâfzının öğrenilme ve tatbik edilmesiyle (uygulanmasıyla) paralel yürümüştür. Ruhun her gök katını aşması ile nefsin kalbi %7 fazıllarla nurlanır.

  1. Birinci gök katında %7 Nefs-i Emmare (Kötülüğü emreden, nefs kademesi)
  2. İkinci gök katında %7 Nefs-i Levvame (Kınanan ve pişmanlık duyulan nefs kademesi)
  3. Üçüncü gök katında %7 Nefs-i Mülhime (Allah’tan ve şeytandan ilham alınan nefs kademesi)
  4. Dördüncü gök katında %7 Nefs-i Mutmainne (Doyuma ulaşmış nefs kademesi)
  5. Beşinci gök katında %7 Nefs-i Radiye (Allah'tan razı olmuş nefs kademesi)
  6. Altıncı gök katında %7 Nefs-i Mardiyye (Allah’ın rızasını kazanmış nefs kademesi)
  7. Yedinci gök katında %7 Nefs-i Tezkiye (Terbiye olmuş nefs kademesi)

Kim nefsini 7 kademede Tezkiye (terbiye, aklandırma, arıtma) edebilirse ve kalbi %51 nurla dolarak ruhunu Allah’a ulaştırırsa o kişi velî olur, ermiş olur, Allah dostu olur. Daha önce gelen %2 rahmet nuruna ilâve olarak kalp %49 fazıllarla dolmuş böylece nefsin kalbi %51 nurlanmıştır. Allah’a vermiş olduğu yeminleri yerine getirmeye başlamış, nefsi tezkiye olmuş, ruhu Allah’a ulaşmış ve fizik vücudu Allah’a kul olmaya, iradesi de güçlenmeye başlamıştır.

c) Üçüncü görev: Kitabın öğrenilmesi

Üçüncü görev sahâbenin evliya olmasından sonraki kademeleri kapsar. Ve bu kademelerde Kur’ân-ı Kerim’in 4 ruhuna girilir.

Evliyalık Makamları

1. Fenâ Makamı:

      Ruh Allah’ın Zâtı’na ulaşmış ve O’na sığınmıştır (Evvab olmuştur). Allah’a mülâki olan (ulaşan) ruh Allah’a sığınınca artık gözlenemediği için (gönül gözüyle), bu ruh Allah’ta ifnâ olmuş, fâni olmuştur. Bu makama Allah’ta yok olmak anlamına gelen “Fenâ Makamı” denmektedir. Realitede ise ruh Allah’ın Zat’ında muhafaza altına alınmakta ve Allah bu ruha meab (sığınak, melce) olmaktadır.



78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

      İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 



      Fenâ makamında Kur’ân-ı Kerim’in artık lâfzı aşılmış ve ilk ruhuna girilmiştir.



2. Bekâ Makamı:

      Allah’ın indinde bâki olmak (sonsuz olarak Allah’ın Katı'nda kalmak)tır. İndi İlâhi bir sonsuz meydandır ki, orası Allah’ın huzurudur. Orada bütün insanların, her devirde yaşamış ve yaşayacak insanların birer seccadesi vardır. Ve bütün vakitler orada Allah’ın huzurunda kılınır. Bu sebeple bu namazlara “Huzur Namazı” adı verilir. 



      Sıratı Mustakîm üzerindeki bütün ruhlar her namazda bulunduğu yerden İndi İlahi’deki kendi seccadesine ulaşır ve namazı mutlaka huzurda kılar. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Her namaz bir miraçtır.”Hadis-i şerifi ile huzur namazını ifade etmiştir. İndi İlâhi’de Allah “Bekâ” makamına ulaşanlara bir taht ihsan eder. Altından yapılmış, üzeri mücevherlerle süslü bir taht.Ve Zatı'nda özel muhafazaya aldığı ruhu, daimî ikamet etmek üzere bu tahta gönderir. O ruh artık İndi İlâhi'de bâkidir.



6/EN'ÂM-126: Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîmâ(mustekîmen), kad fassalnâl âyâti li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).

      Ve bu, senin Rabbine istikametlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur. (Allah'a götüren yoldur). Tezekkür eden bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. 



6/EN'ÂM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

      Rab'lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur. 



      Bekâ makamında Kur’ân-ı Kerim’in ikinci ruhuna girilir.



3. Zühd Makamı:

      Zikir, günün yarısını aştığı zaman rağbetimizin zikre dönük olduğu kesinlik kazanır. Artık her 24 saatin 12 saatinden fazlası zikirle geçirilmekte zikirli devre hergün zikirsiz devreden fazla olmaktadır.



12/YÛSUF-20: Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdeh(ma’dûdetin), ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne).

      Ve onu (Yusuf'u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler. 



      Zühd Makamında Kur’ân-ı Kerim’in üçüncü ruhuna girilir.



4. Mûhsinler Makamı:

       Makamları geçen kişinin zikri daima artmaktadır.



      Bir gün bu kişi bir büyük gerçeğin farkına varır ki “Fizik Vücudu” kendisine ait değildir. Sadece kendisine verilmiş bir emanettir.



      Bu emaneti, emanetin sahibi olan Allah’ın emirlerini yerine getirecek, nehiylerini de (yasaklarını da) hiç yapmayacak bir şekilde kullanması gerektiğini idrak eder ve bunu tatbik edebilirse (uygulayabilirse) artık fizik vücudu Allah'a teslim olmuştur.



4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

      Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi. 



      Muhsinler Makamında Kur’ân-ı Kerim’in 4. ruhuna girilir.



d) Dördüncü görev:

       Hikmetin öğretilmesi



5. Ulûl’elbab Makamı:

       



      Zikir giderek artar ve bir gün “Zikri Daim”e (devamlı zikre, sonsuz zikre) varılır. Artık kişi daimî zikrin sahibidir.



3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). 

      Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru. 



      Ulûl’elbab, lübblerin sahipleri “Sır Hazinelerinin, özün özünün, hikmetin, tam nura 



      ulaşmış nefs kalbinin sahipleri” demektir. Ulûl’elbab;
      1. Daimî zikrin sahibidir.
      2. Kalbinde hiçbir afet kalmamıştır. (Kalp tasfiye olmuştur.)
      3. Kalp kulağı açılmıştır.
      4. Kalp gözü açılmıştır.
      Bunlar iktisap edilmesi gereken haklardır. Kalp gözünü ve kalp kulağının açılması kişiye 3 tane de vasıf şartı kazandırır.
      1. Ehli tezekkür olmuştur.
      2. Ehli hayır olmuştur.
      3. Ehli hüküm olmuştur (hikmet ehli).
      Kişinin nefsinin kalbi 7 kademe müzeyyen olur. Kalp gözü açıldığından yerlerin melekûtunu (sırlarını) görecektir. Ulûl’elbab makamında Kur’ân-ı Kerim’in 5. ruhuna girilir.



6. İhlâs Makamı:

      Bu makam hikmetin 2. ve son makamıdır. Ulûl’elbab makamının hemen arkasından oluşmaktadır. Halis olmak, saf olmak ihlâs kelimesinin manâsıdır. Bu kişi göklerin melekûtunu, (sırlarını) gök katlarını, İndi İlâhi’deki bütün tahtları, namazları, Allah katında yapılan bütün muhtevâyı görür. Son gördüğü şey varlıklar âleminin en yüksek noktası olan Sidretül Münteha’daki çok harika renkleri olan ağaçtır. 



      Muhtevâyı bozacak hiçbir afet nefste kalmamış, nefs 19 afetinden kurtulmuş ve ruhun 19 hasleti fazıllar (fazilet) adıyla nefse yerleşmiştir. Nefs bu durumda adeta bir ruh hüviyetine girdiğinden Allah'a teslim olmuştur. Nefsin kalbi burada da 7 kademe müzeyyen olacaktır. Sidretül Münteha’daki bu ağac görüldüğü zaman ihlâs makamı da sona erer. Bundan sonra bu kişi ihlâs makamından salâh makamına geçiş olan Tövbe-i Nâsuh’a davet edilir. 



      Bu makamda Kur’ân-ı Kerim’in 6. ruhuna girilir.



7. Salâh Makamı:

      Bu makam salihler makamıdır. İhlâs’ı geçmek, aşmak şerefine erecekler Yüce 



      Rabbimiz tarafından “Tövbe-i Nâsuh’a” davet edilir. Tövbe-i Nasuh, İhlâs ile Salâh makamlarını birbirinden ayıran geçiş kapısıdır. 



      Salâh makamının;
      1. Birinci kademesinde Allahû Tealâ o kişinin (tâbîiyetinden sonraki kesimde işlediği) günahları örter. (Tahrim 8)
      2. İkinci kademesinde başının üzerine salâh nurunu verir.
      3. Üçüncü kademesinde o kişinin (tâbîiyetinden sonraki kesimde işlediği) günahlarını sevaba çevirir.
      4. Dördüncü kademesinde iradesini de Allah’a teslim eder. Kişi bütün teslimlerini yapmış “müslüman ”olma şerefine ermiştir. Nefsinin kalbi 4 kademe daha müzeyyen olmuştur. Kişinin nefsinin kalbi 18 mertebe de müzeyyen kılınmıştır.
      5. Beşinci kademesinde Allahû Tealâ irade tesliminin bir mükâfatı olarak kişiye son sır olan Zat’ını da gönül gözüyle gösterdikten sonra kişiye ait olan ruhunu onun başının üzerine gönderir. Böylece kişinin nefsinin kalbi bir kademe daha müzeyyen olur. Toplam 19 mertebede kalbi müzeyyen olan nefs tasfiye olmuştur.
      Bu makam hikmetin ötesidir. Kur’ân-ı Kerim’in 7. ruhuna girilir. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’in herşeyi, bütün ilimleri açıklamak üzere indirildiğini buyurmuştur.



16/NAHL-89: Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâbike şehîden alâ hâulâ(hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne). 

      Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab'ı, müslümanlara (Allah'a teslim olanlara) müjde olarak indirdik. 



      Ayrıca bu muhteşem kitapta her ilmin mevcut olduğu, hiçbirşeyin eksik bırakılmadığı ifade edilerek konu tamamlanmıştır.



6/EN'ÂM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).

      Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab'lerine haşrolunacaklar (olunurlar). 



    Demek ki mukâddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ hiçbir şeyi eksik bırakmamış, herşeyi bu Kitab’ın içine yerleştirmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe meâlini okuyup da, ben bu kitapta ilimleri göremedim diyenlere hararetle nefslerini tezkiye etmelerini tavsiye ederiz. Hele bir de daimî zikre ulaşırlarsa.. O zaman yukardaki gibi konuştuklarından utanç duyacaklardır.

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’deki müteşâbih âyetleri tezekkür etme yetkisini Ulûl’elbab adını verdiği daimî zikrin sahiplerine ihsan etmiştir. İlimde ne kadar kökleşmiş olurlarsa olsunlar, nefsini önce tezkiye, sonra tasfiye etmedikçe râsihun, (rasihler, köklü ilmin sahipleri) Kur’ân-ı Kerim’in müteşâbih âyetlerini tezekkür edemezler.

3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir). 

Ulûl’elbab ise daimî zikrin sahipleridir.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). 
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru. 

21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun. 

Ehline değil, zikir ehline sormak ve cevap almak söz konusudur. Çünkü Allah zikir ehli dediğimiz bu hikmet ve daha ötesinin sahiplerine, vahiy yoluyla başkalarının bilmediği şeyleri, geceler boyunca öğretir.

Çünkü bunların, kalplerindeki mühür, kalplerinin "Sem’i" isimli işitme hassasının üzerindeki mühür ve "basiret" isimli görme hassasının üzerindeki “gışavet” adlı perde açılmıştır. Kendilerine Allah’ın tâyin ettiği hidâyetçiye ulaşmadan evvel bunların da kalbi herkes gibi mühürlü, kalpteki işitme hassası mühürlü ve görme hassası perdeli idi.

45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? 

4.12. KİTAP VE MİZAN

42/ŞÛRÂ-17: Allahullezî enzelel kitâbe bil hakkı vel mîzân(mîzâne) ve mâ yudrîke lealles sâate karîb(karîbun).
Allah, Kitab'ı ve mizanı hak ile indirdi. Ve sen idrak edemezsin (bilemezsin). Belki de o saat yakındır. 

Bu âyet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi Allah kitabı indirmiştir. Kitapta bu dünya hayatını yaşarken yapmamız gerekenlerle, yapmamamız gereken şeylerin bütünü vardır.

“Kitap” kelimesi hem Ümmül Kitabı, hem Kur’ân-ı Kerim’i hem de bütün hayatımızın filmini ifade eder.

Mizân ve kitap beraberce zikredildiğine göre bu âyet-i kerimede geçen kitap hayat filmimizi ifade etmektedir.

83/MUTAFFİFÎN-18: Kellâ inne kitâbel ebrâri lefî illiyyîn(illiyyîne).
Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin, hidayette olanların) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin'dedir (zemin kattan 7 kat yukarıda olan birinci âlemdeki kader hücrelerindedir). 

83/MUTAFFİFÎN-19: Ve mâ edrâke mâ ılliyyûn(ılliyyûne).
Ve illiyyin'in ne olduğunu sana bildiren nedir? 

83/MUTAFFİFÎN-20: Kitâbun merkûm(merkûmun).
(O), rakamlandırılmış (kazanılan pozitif ve negatif derecelerin yazılmış olduğu) bir kitaptır (kayıttır, insanların hayat filmidir). 

İşte hayat filmimiz kazandığımız ve kaybettiğimiz rakamlarla (ki bu rakamlar derecatımızı ifade eder) doludur.

Bu hayat filmi bugünkü tabirle bir hologram hüviyetindedir. Bir perdeye veya ekrana ihtiyaç göstermeden 3 boyutlu olarak boşlukta oynayacak olan bir filmdir.

Mizan ise bu emir ve nehiylerin işlenmesine ait pozitif ve negatif derecatların bütününü içeren bir sistemdir. Omuzlarımız üzerinde bulunan Kirâmen Kâtibîn melekleri yaptığımız her ameli bu filme (hologram’a) almaktadır ve amellerimizin karşılığı olan derecat mizandan amel defterimize devredilmektedir. Bunlar bizimle Rabbimiz arasındaki emir ve nehiyleri yerine getirip getirmememiz halindeki kayıp ve kazançlarımızı bize açıklıyor.

57/HADÎD-25: Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).
Andolsun ki resûllerimizi beyyinelerle (açık delillerle, ispat vasıtaları ile) gönderdik. Ve onlar ile beraber kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar arasında adaletle hükmetsinler diye. Ve içinde kuvvetli sertlik bulunan demiri indirdik. Ve onda insanlar için pekçok menfaatler (faydalar) vardır. Ve (bu), gaybda (görmeden) kendisine ve resûllerine yardım edecek olan kimseleri, Allah'ın bilmesi (belli etmesi) içindir. Muhakkak ki Allah; Kavî'dir (güçlüdür, kuvvetlidir), Azîz'dir. 

55/RAHMÂN-7: Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân(mîzâne).
Ve sema; onu yükseltti (astrofizik kurallara göre büyük patlama teorisi gereğince içten dışa bir genişleme ve yükselme olayını gerçekleştirdi) ve mizanı (ölçüyü, ağırlığı ve çekim kuvvetlerinin dengesini) vazetti. 

55/RAHMÂN-8: Ellâ tatgav fîl mîzân(mîzâni).
Mizanda (ölçmede) haddi aşmayınız (haksızlık yapmayınız). 

55/RAHMÂN-9: Ve ekîmul vezne bil kıstı ve lâ tuhsırûl mîzân(mîzâne).
Ve vezni (tartmayı), adaletle yapın ve mizanı eksiltmeyin (ölçmede eksiklik yapmayın). 

Diğer yandan amel defterimize kaydedilecek olan kesimin belli bir derecatı mizanda vardır.

6/EN'ÂM-132: Ve li kullin deracâtun mimmâ amilû, ve mâ rabbuke bi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve herkes için yaptıklarından dolayı dereceler vardır. Ve senin Rabbin, onların yaptıkları şeylerden gâfil değildir. 

Gösterim: 521