22.1. İLK 7 BASAMAK - ÂMENÛ OLMAK

22.1.1. 1. BASAMAK; OLAYLAR

İnsan doğduğu andan öldüğü ana kadar olayların içinde yaşar. Olaylarda Allah’ın insanlara ulaştırmak istediği mesajlar vardır. Aslında her olay insanı Allah’a yaklaştırmak içindir. Hiçbir olay boşuna yaşanmaz ve tesadüf de değildir. Ama insanlar başlangıç itibariyle Allah’ın ölçülerine göre cahil olduğu için, Allah’ın ilminden mahrum olduğu için olayları yanlış değerlendirmektedirler. 

2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz. 

17/İSRÂ-11: Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve kânel insânu acûlâ(acûlen).
İnsan, (sanki) onun duası hayırmış (gibi) şerre dua eder. İnsan, çok aceleci olmuştur. 

Allah’ın sınıflamasında insanoğlu Allah’ın ilmine ulaşıncaya kadar cahiliyet dönemini yaşar. İnsanlar ise cahil olanla bilgili (alim) olanı bu dünyada aldıkları eğitim seviyesine göre belirlerler. Oysaki bu dünyada isterse bu dünya ilminin en son noktasına varılsın, ister en üst mevkilerin adamı olunsun, Allah’ın penceresinden bakıldığı zaman cahil olmaktan kurtulunmaz. 

Cahil olduğunu kabul etmek istemeyen, edindiği bilgilerle olaylar hakkında kararlar verip doğruyla yanlışı ayırdedebildiğini zanneden insan, Allah’a yaklaşamaz. Ancak gaybı bilmediğini ve kendisinin işte bu sebeple her konuda yanılabileceğini, cahil olduğunu kabul eden insan yardıma ihtiyaç duyar, ve Allah’a yaklaşır. İnsanın Allah yolunda yükselememesi cehaleti sebebiyledir.

Bu cehaleti gösteren en önemli işaret ise insanın bildiğinden emin olması ve onlara güvenmesidir.

33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir. 

Buradaki “zalim olmak” insanın kendi nefsine karşıdır. İnsanoğlu başlangıçta nefsine zulmetmektedir. Bu sebeple zalimdir. Bunu da cahilliği sebebiyle yapmaktadır.

İşte insanoğlu başlangıçta hayırla şerri birbirinden ayıramadığı olayların içinde, Allah’ın ilminden habersiz olması sebebiyle cehalet dönemini yaşar.

22.1.2. 2. BASAMAK; OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bu dünyada yaşadığımız olaylar Allah’ın indinde önemli değildir. Fakat Allah için önemli olan olayların insanlar üzerindeki tesiridir. Herşeyi insan için yaratan Allah’ın muradı, insanın yaşadığı olayların tesiriyle üzülmesi, sıkılması, mutsuz olması değil, insanın mutlu olmasıdır. 

Allah kimseye zulmetmez. Ancak insan kendi nefsine zulmeder.

10/YÛNUS-44: İnnallâhe lâ yazlimun nâse şey'en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler. 

Allah’ın olaylara müsaade etmekten muradı insanı kendisine ulaştırmaktır. Her nekadar biz insanlar mutluluğu kendi başımıza yakalayabileceğimizi düşünüyorsak da bu asla mümkün olmaz. İnsanın bu gerçeği, olayları yaşadıkca idrak etmesini dileyen Allahû Tealâ bu hususta insanın O’nu yardıma davet etmesinii bekler. Her olay Allah’a yaklaşmak için bir sebeptir. Allah bu dünyadaki tek dostumuz, tek yardımcımızdır. İnsanoğlu başlangıçta bunun farkında değildir. İnsan başlangıçta nefsindeki 19 afetin tesirindedir. Cahil olduğunu, Allah’ın ilminden habersiz olduğunu bilmez. Hele dünya ilimlerine sahipse..

Allah serbest irade ile Allah’a ulaşmayı dilemesini istemektedir. Allah’ın indinde serbest irade işte bu yüzden çok kıymetlidir. İnsan düşünsün ve tefekkür etsin ve âyetlerden öğüt alsın ister. 

10/YÛNUS-57: Yâ eyyuhân nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. 

16/NAHL-125: Ud’u ilâ sebîli rabbike bil hikmeti vel mev’ızatil haseneti ve câdilhum billetî hiye ahsen(ahsenu), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne). 
Rabbinin yoluna (Allah'a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm'e) hikmetle ve güzel (pozitif dereceler kazandıracak) öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O'nun yolundan (Sıratı Mustakîm'den) sapanları (dalâlete düşenleri) ve hidayete erenleri bilir. 

Tebliğe muhatap olan kişi ya ayetlere îmân ederek öğüt alır Rabbine giden bir yol tutar veya

  1. Tebliğe karşı ilgisiz,
  2. Âyetleri yalanlar,
  3. Âyetleri dunyalık karşılık satar.

76/İNSÂN (DEHR)-29: İnne hâzihî tezkireh(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir). 

76/İNSÂN (DEHR)-30: Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen). 
Ve Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir). 

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır). 

76/İNSÂN (DEHR)-31: Yudhilu men yeşâu fî rahmetih(rahmetihî), vez zâlimîne eadde lehum azâben elîmâ(elîmen).
O dilediği kişiyi, rahmetinin içine dahil eder. Ve zalimler, onlar için elîm azap hazırladı. 

Allahû Tealâ tebliğe karşı ilgisiz kalanların hassalarına engeler koyar, bunlar Allahû Tealâya ulaşmayı dilemiyen ayetlerden gâfil olan insanlardır.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. 

Ayetleri yalanlayanların uzuvlarına engel koyar.

10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar). 

Âyetleri satanlar;

2/BAKARA-41: Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni. 
Sizin yanınızda olanı (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur'ân'a) îmân edin ve o'nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve artık sadece Bana karşı takva sahibi olun. 

2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah'ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle. 

4/NİSÂ-44: E lem tera ilâllezîne ûtû nasîben minel kitâbi yeşterûned dalâlete ve yurîdûne en tedıllus sebîl(sebîle).
Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Dalâleti satın alıyorlar ve sizin de yoldan (Allah'ın yolundan) sapmanızı (dalâlete düşmenizi) istiyorlar. 

Âyetler ile tebliğe muhatap olduktan sonra düşünce sistemi insanı ya Allah’a giden bir yol tutarak hidayeti veya tutmayarak dalâleti seçer. Allah insanın düşünce sistemine aldığı kararlara karışmaz. İnsanları birbirinden ayıran onların serbest iradeleriyle aldıkları kararlardır. İnsanın O’nu davet etmesinii bekleyen Allahû Tealâ’nın insana yardım etmeyi dilemesi, kişiyi O’nun ilmiyle kuşanmış resûllerine ulaştırması, kendisine ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm’e ulaştırması, nefsini tezkiyesini dilemesi, hidayete ulaştırmayı dilemesi, kişinin aldığı karar neticesinde meydana gelir. Davet edilmeden yardımını asla göndermez

Her devirde küçük bir gurup mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyerek hidayet üzere olur. Her devirde insanların çoğu şirk içinde inanırlar.

7/A'RÂF-87: Ve in kâne tâifetun minkum âmenû billezî ursiltu bihî ve tâifetun lem yu’minû fasbirû hattâ yahkumallâhu beynenâ, ve huve hayrul hâkimîn(hâkimîne).
Ve eğer içinizden bir kısmınız (bir grup), onunla gönderildiğim şeye inanır ve bir kısmınız (diğer bir grup) inanmazsa, o taktirde Allah, aramızda hüküm verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. 

10/YÛNUS-40: Ve minhum men yu'minu bihî ve minhum men lâ yu'minu bihi, ve rabbuke a'lemu bil mufsidîn(mufsidîne).
Ve onlardan, ona îmân eden kimseler ve onlardan ona îmân etmeyen kimseler var. Senin Rabbin fesat çıkaranları iyi bilir. 

12/YÛSUF-106: Ve mâ yu’minu ekseruhum billâhi illâ ve hum muşrikûn(muşrikûne).
Ve onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a inanmazlar. 

18/KEHF-29: Ve kulil hakku min rabbikum fe men şâe fel yu'min ve men şâe fel yekfur innâ a'tednâ liz zâlimîne nâren ehâta bihim surâdikuhâ, ve in yestegîsû yugâsû bi mâin kel muhli yeşvîl vucûh(vucûhe), bi'seş şerab(şerabu) ve sâet murtefekâ(murtefekan).
De ki: “Hak Rabbinizdendir.” Bundan sonra artık dileyen inansın ve dileyen inkâr etsin. Muhakkak ki Biz, zalimler için kenarları, onları (kâfirleri) ihata eden (saran, kaplayan) bir ateş hazırladık. Ve eğer onlar yağmur isterlerse (ateşe karşı), erimiş maden gibi koyu ve kaynar, yüzleri kavuran bir su yağdırılır. Ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dost (yardımcı). 

Her devirde âyetlere îmân edenler âyetleri işitirler.

27/NEML-81: Ve mâ ente bi hâdîl umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne).
Ve sen, körleri dalâletlerinden (çevirip) hidayete erdirecek değilsin. Sen, ancak âyetlerimize inananlara işittirebilirsin. İşte onlar, teslim olanlardır. 

29/ANKEBÛT-47: Ve kezâlike enzelnâ ileykel kitâb(kitâbe), fellezîne âteynâ humul kitâbe yu’minûne bih(bihî), ve min hâulâi men yu’minu bih(bihî), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illel kâfirûn(kâfirûne).
Ve iþte böylece sana Kitab'ı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz O'na inanırlar. Ve bunlardan O'na (Kur'ân-ı Kerim'e) inananlar, kâfirler hariç, âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler. 

32/SECDE-15: İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Fakat Bizim âyetlerimize îmân edenler (âmenû olanlar) onlardır ki, (âyetlerimiz) zikredildiği zaman (hemen) secde ederek yere kapanırlar. Ve Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve onlar kibirlenmezler. 

22.1.3. 3. BASAMAK; ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEME



Üçüncü basmak insanın hayatındaki en önemli kararı verdiği basamaktır. Bu Allah’ın en büyük sırrıdır. Allah’ı dilemek… Allah’a kul olmayı dilemek, O’nu istemek konusunda insanların çoğu “Tabîi istiyoruz. Hiç Allah istenmezmi?” derler. Bu istemek ne yazık ki sözlerle değil kalben olmalıdır. Ancak Allah’a dönen ve Allah’a yönelen insanı Allah işitir, görür, bilir. Ve onu kendisine ulaştırır.

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).” 



İnsanın bu dünya hayatında Allah’a ulaşacağına, mülaki olacağına dair hiç şüphesi kalmayınca, o zaman Allah, o insanı görür, işitir ve bilir. Ve bu talebi mutlaka gerçekleştirir.

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir. 

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur). 

22.1.4. 4. BASAMAK; ALLAH’IN RAHMÂN ESMASININ TECELLİ ETMESİ

Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin, ruhunu Allah’a ulaştırabilmesi için nefsini tezkiye etmesi, fizik vücudunu da Allah’a kul etmesi gerekir. Bir insanın nefs tezkiyesini kendisinin yapması mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ, insanı yaratırken O’nunla Allah arasında Allah’ın yardımını gerektirecek birtakım engeller koymuştur. Rahmân esmasının tecellisi bu engellerin ortadan kalkması istikametinde Allah’tan gelen ilk yardımdır. 

2/BAKARA-105: Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini istemezler. Ve Allah, rahmetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, “büyük fazıl” sahibidir. 

22.1.5. 5. BASAMAK; HİCAB-I MESTURENİN KALDIRILMASI

Allahû Tealâ Rahmân esması ile tecelli ettiği kişiye furkanlar (7 tane) vererek onu gören işiten idrak eden hale getirecektir. (ENFAL29) 

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. 

Allah gözlerindeki basar hassasının üzerindeki gışaveti alır. (1. Furkan) Gözlerdeki hicab-ı mesture kaldırılır. (İkinci Furkan) 

17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk). 

17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler. 

Bu perdenin kaldırılmasıyla birlikte insanın Allah’ın tayin ettiği resûluyle arasında hiçbir engel kalmaz. Artık insan Allah resûlüne karşı nefret ve tiksinti duymaz. Ona karşı muhabbet beslemeye başlar. Bu çok önemlidir. Çünkü insanlar Hakk’tan inen sözleri (âyetleri) ancak Kur’ân’ı açıklama yetkisi olan resûlden duyabilirler. Allah’ın resûllerine karşı nefret duyan insanlar onu dinlemek istemeyeceklerdir. Ve asla Kur’ân’a tabî olamayacaklardır. Bu engelin ortadan kalkması demek, Allah resûlünü dinlemeye hazır duruma gelmek demektir. 

Allah’ın hicabı mestureyi kaldırması, mürşidden nefret etmeyi önleyerek mürşide karşı sevgi duyulmasını sağlar. Ve insan mürşidin Hakk’tan inen sözlerini dinlemek ister. 

22.1.6. 6. BASAMAK; VAKRANIN KALDIRILMASI

Allah kulaklardaki sem’î hassasının üzerindeki mührü açar. (Üçüncü Furkan) Kulaklardaki vakrayı alır. (Dördüncü Furkan)

17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler. 

Allah duyan ama işitmeyen, bakan ama görmeyen ve anlamayan insanların durumunu bakın nasıl anlatıyor:

35/FÂTIR-19: Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru). 
Ve âmâ (kör) olanla basiret sahibi olan (gören) müsavi (eşit) olmaz. 

35/FÂTIR-20: Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
Ve zulmet (karanlık) ve nur (aydınlık) da (eşit olmaz). 

35/FÂTIR-21: Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
Ve gölge ve sıcaklık da (eşit olmaz). 

35/FÂTIR-22: Ve mâ yestevîl ahyâu ve lâl emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
Ve hayy (diri) olanlar ve ölüler eşit olmaz. Muhakkak ki Allah, dilediğine işittirir. Ve sen, kabirlerde (mezarlarda) olanlara işittirici değilsin. 

Allah kimi dilerse ona işittirir. Allah Allah’a ulaşmayı dileyenlerin işitmesini diler. Ve ancak Allah’ın işitmesini dilediği kimseler davete icabet ederler.

6/EN'ÂM-36: İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).
(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah'a döndürülür.) 

Vakra işitmeyi engelleyen Allah’ın bir sünnetullahıdır. İnsanlar kulaklarıyla sadece duyma işlemini gerçekleştirirler. Ama işitmezler. İşitmek zihinde oluşur. Zihin işitmeyi gerçekleştirir. Eğer insanda vakra varsa o kişi sadece duyar. Ama işitmez. Manayı anlayamaz. Söylenenler zihinde çözülmez. Allahû Tealâ vakrayı kaldırarak kulunun işitmesini sağlar. Böylelikle artık işitmeye başlayan kişi söylenen sözlerin manasını anlar.

22.1.7. 7. BASAMAK; EKİNNETİN KALDIRILMASI

Kalbin mührü açılır. (Beşinci Furkan) Kalpteki ekinnet alınır. (Altıncı Furkan) kalbe ihbat konur. (Yedinci Furkan) Allahû Tealâ vakrayı kaldırdıktan sonra insan işitir anlar ancak fıkıh edemez, idrakına varamaz. İdrakına varmak demek o konuya sahip çıkmak, o konuyu savunabilecek kararın sahibi olmak demektir. Fıkıh eden kimse o konuya sahib çıkmış olan kimsedir. Allah kimin kalbindeki ekinneti kaldırırsa o kişi artık işittiğini anlamanın ötesinde fıkıh edebilir. 

18/KEHF-57: Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî fe a’rada anhâ ve nesiye mâ kaddemet yedâh(yedâhu), innâ cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakren) ve in ted’uhum ilel hudâ fe len yehtedû izen ebedâ(ebeden).
Rabbinin âyetleri zikredildiği (hatırlatıldığı) zaman ondan yüz çeviren ve elleriyle takdim ettiklerini (günahlarını) unutan kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, onların kalplerinin üzerine (fıkıh etmeyi engelleyen) ekinnet kıldık. Ve onların kulaklarında (işitmeyi engelleyen) vakra vardır. Sen, onları hidayete davet etsen de bundan sonra onlar, ebediyyen asla hidayete eremezler. 



Hidayete çağrıldıkları halde gelmeyen bu insanlar, bakınız ne demektedirler…

41/FUSSİLET-5: Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn(âmilûne). 
Ve dediler ki: “Bizi kendisine davet ettiğin şeye karşı, kalplerimizde (idrak etmeyi önleyen) ekinnet, kulaklarımızda (işitmeyi engelleyen) vakra ve seninle bizim aramızda bir perde var. Artık (sen dilediğini) yap! Muhakkak ki biz de dilediğimizi yapacak olanlarız.” 

Allahû Tealâ işte bu insanların mühürlerini açmaz. Yunus suresindeki (7-8) Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve âyetlerden gafil olanlar aynı kişilerdir.

Allah’a ulaşmayı dileyen ve bu sebeple Allah’ın kalplerindeki mühürleri açtığı insanlarla, Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve bu sebeple kalpleri mühürlü olan insanların durumunu Allahû Tealâ şöyle açıklamaktadır.

11/HÛD-24: Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semîı, hel yesteviyâni meselâ(meselen) e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
İki toplumun durumu, âmâ ve sağır ile gören (basar hassası çalışan) ve işitenin (sem'î hassası çalışan) durumu (örneği) gibidir. İkisinin hali (seviyesi) eşit midir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? 

22.1.8. ÂMENÛ OLANLAR

Âmenû olan kişiye Allah’ın yardımları devam edecektir. Kalbe ihbatı koyarak onu Sıratı Mustakîm’e ulaştıracak vasıtaya, mürşide ulaştıracağını, mutlaka ölmeden önce ruhlarını Allah’a ulaştıracaklarını vadetmektedir. Allah hidayet yoluna girenlerin nefslerinin sorumluluğunu üzerlerine verir ve onları dalâlette olanların zararından muhafaza eder.

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir. 

Kalbe ihbatın konmasıyla kişi irşad makamının sözlerinin Hakk’tan inen sözler olduğundan emin olur. Allah Hakk’kın sözlerine itaat etmesi sebebiyle, onu Sıratı Mustakîm’e ulaştıracağını vaat etmektedir.

Âmenû olan kişiler yaşadıkları takdirde (ömürleri vefa ettiği takdirde ) mutlaka Allah’a ölmeden önce ruhlarını ulaştıracaklardır.

Allah âmenû olan kişilere 7 tane furkan verek onların her bir furkanla 1/7 günahlarını örtmektedir.

Bu sebeple Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelli ederek,

Gözlerdeki basar hassasının üzerindeki gışavet alındığında (1. Furkan) 1/7 

Gözlerdeki hicab-ı mesture kaldırıldığında (İkinci Furkan) 1/7 

Kulaklardaki sem’î hassasının üzerindeki mühür açıldığında (Üçüncü Furkan) 1/7 

Kulaklardaki vakra alındığında (Dördüncü Furkan) 1/7 

Kalbin mühürü açıldığında (Beşinci Furkan) 1/7 

Kalpteki ekinnet alındığında (Altıncı Furkan) 1/7 

Kalbe ihbat konduğunda (Yedinci Furkan) 1/7 olmak üzere 7/7 o kişinin, günahlarını örtmekte, o kadar da sevap vermektedir. Bu yardımlar Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı dileyen kişiye en çok 7 dakika içinde ulaşır. Sevapları günahlarından çok hale gelen kişi Allah’ın dostu olmuştur. Hüsrandan kurtulmuştur. Şirkten kurtulmuştur. Cennetin 1. katını kazanmıştır. 

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. 

Tebliğ herkese yapılır. Tebliğe muhatap olanlar da ikiye ayrılır;

1. Tebliği kabul edenler 

2. Tebliği kabul etmeyenler

Tebliği kabul etmeyenlerden birinci kısım insan Allah’a ulaşmayı dilemez ama karşı da çıkmazlar. Onların hassaları ve uzuvları kapalıdır. (Bakara 6-7 ) 

2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü'min olmazlar. 

2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem'î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır. 

İkinci kısım olan insanlardan tebliğe karşı çıkanlar başka insanları da Allah’ın yolundan men etmeye çalışırlar. Onların da uzuvları engelli ve hassaları kapalıdır. 

4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden). 
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır. 

17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kur'ân'ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah'a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk). 

17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O'nu (Kur'ân'ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur'ân'da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler. 

Bütün insanlar, dünyaya manevî anlamda kör, sağır dilsiz ve idraksız olarak gelirler. 

Allah’a ölmeden evvel ulaşmayı dilemeyen herkesin; 

Görme hassasının üzerinde gışavet adlı bir perde, görme uzvunda hicab-ı mesture vardır. 

Kulaklarında vakra, vardır işitme hassaları mühürlüdür.

Kalplerinde mühür vardır Kalplerinde ekinnet vardır. Allah’a ulaşmayı dilediği anda Allah bu dileği görür işitir ve bilir. Derhal Rahmân esması ile ulaşarak 7 furkanla (doğruyu yanlıştan ayırabilme) o kişiyi HÜSRANDAN kurtarır.

Allah’a ölmeden evvel ulaşmayı dilemeyen kişinin günahları sevaplarından fazla olacağı için (o kişi hangi hayırı yaparsa yapsın alacağı derecat 1/10 olduğundan) o kişi HÜSRANDADIR.

Vel Asr suresinde hüsrandan kurtulanların içinde ilk basamak âmenû olanlardır. 

103/ASR-1: Vel asr(asri).
Asra yemin olsun. 

103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin). 
Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır. 

103/ASR-3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah'a ruhu ulaşıp Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç. 

İnsanın bundan sonraki safhada Allah’ın yardımıyla mürşidine ulaşması gerekir. Hidayete adım atması ancak mürşidine ulaşmasıyla mümkün olacaktır. 

Gösterim: 528