19.8. FATİHA SURESİ VE TALEBİMİZ

Bütün sureler Allahû Tealâ’nın insana hitabı, bildirdiği ilimler ve emirler olduğu halde, Fatiha Suresi insanın Allahû Tealâ’ya hitabı, münâcaatı (yalvarış, yakarış, talep) dır.

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm

Bismillâhirrahmânirrahîm


1/FÂTİHA-1: Bismillâhir rahmânir rahîm.
Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile. 

1/FÂTİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'adır. 

1/FÂTİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân'dır, Rahîm'dir. 

1/FÂTİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün mâlikidir. 

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). 
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. 

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır). 

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil. 

Burada şu anda konumuzla alâkalı âyet-i kerimeler “yalnız senden istiane isteriz” ve ötesidir. “İstiane” adı verilen özel bir yardım söz konusudur ve bu yardım yalnız Allah’tan istenir. Burada Allahû Tealâ herkesin herkesten isteyebileceği yardım anlamına gelen “nasr” veya “nusret” kelimelerini kullanmamıştır. Bu kelimelerin ikisi de “nasara” kökünden gelmektedir. Öyle ki “istiane” yalnız Allah’tan istenen bir yardımdır. Niçin istiane isteneceği de bellidir:

- Bizi Sıratı Mustakîm'e ulaştır.

Sıratı Mustakîm'in ne olduğu hakkında açıklama da getirilmektedir.

- O yol ki üzerlerine ni’met verdiklerinin yoludur.

Ancak mürşidimizin önünde tövbe ettiğimiz zaman başımızın üzerine devrin imamının ruhu ulaşmaktadır.

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi? 

40/MU'MİN-15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır. 

Bu ruh bizim için bir ni’mettir.

3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler. 

“Üzerlerine gadap verdiklerinin yolu değildir. Ve dalâlete düşenlerin yolu değildir.” 

Sıratı Mustakîm, Allah’ın gadabına uğramayacakların yoludur. Kim Sıratı Mustakîm’de ise o dalâletten kurtulmuştur.

Sıratı Mustakîm Allah'a ulaştıran yoldur. 

Allah'a ulaşmak 7 kat göklerin fethi demektir. Fatiha Suresi ise insanı fetih konusunda talep sahibi kılmaktadır. Bu aslî sebeple bu sûre Fatiha adını taşımaktadır. Dünyada yaklaşık 1 milyar müslüman vardır. Bunlardan namaz kılan miktar 600-700 milyon ise, bu kadar insan günde 45 defa Allah'a Fatiha Suresini okumakta ve “Yarabbi bizi Sıratı Mustakîm’ine ulaştır” yani “Yarabbi bizi sana ulaştır, Zat’ına ulaştır.” diye dua etmektedir. Ve bu dua edenlerin çok büyük bir kısmı, Allah’ın kendilerini nasıl Allah'a ulaştıracağı konusunda hiçbir fikre sahip değillerdir.

- Yalnız senden istiane isteriz. Ruhumuzu sana ulaştıracak yardımı, yalnız senden isteriz.

İnsanı Allah'a hangi sebîl (yol) ulaştıracaksa o yolun tayini ve tesbiti sadece Allah'a aittir.

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). 
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi. 

İnsanı Allah'a ulaştıracak “sebil” ezelde tespit edilmiştir ve hangi sebilin kişiyi kendisine ulaştıracağını sadece Allah bilmektedir. Kendisinden “istiane” adını verdiği şeyi öğrenmesi için de insanın harekete geçmesini beklemektedir.

“İstiane” adı verilen, kişiyi Allah'a ulaştıracak olan yardım:

1. Fatiha Suresine göre yalnız Allah’tan istenir.

2. Nahl Suresine göre seçim sadece Allah'a aittir.

Allah’tan başka hiç kimse istiane konusunda yetkili değildir. 2 grup âyet-i kerime arasında tam bir beraberlik ve uyuşma vardır. Yalnız Allah'a ait bir vazifeyi, yalnız Allah’tan istenileceği belirtilmiştir. “İstiane” nin Allah’tan “sabır ve namaz”la istenmesi emredilmektedir.

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. 

Yardımın “hacet namazı” ile istenmesi asıldır. Bu namazın özellikleri şunlardır:

- Bu namaz perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde kılınır (Kandil gecelerinde de).

- Önce boy abdesti alınır,

- 4 rekât olan bu namazın 1. rekâtında Fatiha’dan sonra 3 Âyetel Kürsî okunur,

- 2, 3 ve 4. rekâtlarda Fatihadan sonra İhlâs, Felâk ve Nas Sûreleri okunur,

- Allah’tan “istiâne” istenir,

- Yatak kıbleyi sağa alacak şekilde dizayn edilir, sağa dönülerek ve 3 Âyetel Kürsî okunarak, sessiz zikirle yatılır.

- Namazdan sonra kimse ile konuşulmaz.

Her hacet namazı kılana Allah “onu hidayete ulaştıracak zatı” göstermez. Kişinin mürşidi Allah tarafından huşû sahibi olanlara gösterilir. (Bakara 45) 

Huşû sahibi, 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dilemiş, Allah 10. basamakta onun göğsünü İslâm’a açarak göğsünden kalbine nurların gelebilmesini sağlamış, 11. basamakta zikre başlayarak, zikir sebebiyle Allah’ın indinden kalbine nurlar gelmiş, 12. basamakta rahmet %2 oranında kalbin içine girerek orada huşûyu gerçekleştirmiş kişidir. Bu huşûya ulaşmış, yani 12. basamağa kadar ulaşmış kişi hacet namazı kıldığı zaman Allah ona hidayetçisini gösterecektir.

Bu zor işi başarmak huşû sahibi olmaya bağlıdır. 

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. 

Huşû sahibi olanlar ise 

- Ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşacağına,

- Öldükten sonra da Allah’a ulaştırılacağına, her iki ulaşmaya da îmân ederler. İkisinin arasındaki farkı idrak etmişlerdir. 

Gösterim: 485