19.4. İRŞAD EĞİTİMİ VE SAADETİN OLUŞMASI

Allahû Tealâ buyuruyor;

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar). 

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.. 

Allah’ın daveti açık biçimde ortadadır. İrşadla noktalanan bir davet söz konusudur. Allah insanları irşad olmaya çağırmaktadır. İrşad ise bir taraftan insanın ilmi, özellikle irfanı öğrenmesidir. (teorik kanatta). Pratik kanatta ise Allahû Tealâ'ya insan ruhunun ulaşması, arkadan da teslimleri birer birer gerçekleştirmesi vardır.

Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i insanlara sadece basit anlamda İslâm’ın beş şartını öğretmek için göndermemiştir. Bu beş şartın mutlak tatbikinde olsa olsa kişi İslâm dairesinde kalır. İslâm dairesine girmek, kelime-i şahadetle en basit anlamda başlangıç basamağındadır. Bunu söylemekle kişi Allah'a inandığını söylemektedir. Kişi İslâm dairesine girmiştir. Fakat îmân kendisinde bir mukteseb olarak yerleşmemiştir.

Kişi henüz îmân sahibi olmamıştır. Allahû Tealâ başlangıçta insanın îmân sahibi olmasını, sonra da Allah’a kul olmasını emretmiştir. En üst basamakta ise ruh, fizik vücut, nefs ve iradeyi Allah’a teslim olmakla emrolunmuştur.

İslâm kelimesinin kökü olan “SİLM” sulh, sükûn ve teslim olmak mânâlarına gelir. İSLÂM kelimesi, teslimi de, sükûnu da (huzur) kapsayan geniş bir spektrum içine oturtulmuştur. Kur’ân’daki İslâm 7 safha 4 teslimden oluşur.

Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i, bu geniş İslâm spektrumunun her noktasında, insanları irşad etmekle vazifeli kılmıştır. 

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.. 

33/AHZÂB-36: Ve mâ kâne li mu’minin ve lâ mu’minetin izâ kadallâhu ve resûluhu emren en yekûne lehumul hıyeretu min emrihim, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe kad dalle dalâlen mubînâ(mubînen).
Ve mü'min erkek ve mü'min kadının, Allah ve O'nun Resûl'ü, onlar için bir işin olmasına hükmettiği (karar verdiği) zaman, kendi işlerinde seçim hakkı olamaz. Ve kim, Allah ve O'nun Resûl'üne asi olursa (itaat etmezse), o taktirde apaçık bir dalâlet ile sapmış olur. 

33/AHZÂB-21: Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren). 
Andolsun ki, sizin için ve Allah'a ve ahiret gününe (Allah'a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah'ı çok zikredenler için, Allah'ın Resûl'ünde güzel bir örnek vardır. 

Allah’ı en çok zikredenler için Peygamber Efendimiz (S.A.V)’de ahsen bir örnek vardır. Ahsen olmak herşeyin en üst noktasında bulunmak anlamına gelir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ahsen olan bir tek kişidir. Allahû Tealâ'nın da Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i ahsen olarak göstermesi, en üst düzeyde misal olarak göstermesi, sebebsiz değildir. Allahû Tealâ’nın indinde ahsen olanın davranışları, insan için esas teşkil edecektir. 

Zamanımızda bir çok şey unutulmuş, devredışı bırakılmıştır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) mü’minlerden olmakla emrolunmuş ve bunu yerine getirmiştir. Bu emri bütün insanların da yerine getirmesi gerekir.

10/YÛNUS-104: Kul yâ eyyuhân nâsu in kuntum fî şekkin min dînî,fe lâ a’budullezîne ta’budûne min dûnillâhi, ve lâkin a’budullâhellezî yeteveffâkum, ve umirtu en ekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dînimden (dînim hakkında) şüphe içinde oldunuzsa (olsanız da) ben, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ve lâkin sizi vefat ettirecek olan Allah'a kulluk ederim. Ve ben, mü'minlerden olmakla emrolundum.” 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah'a kul olmakla emrolunmuş ve bunu bizim de yerine getirmemiz gerekmez mi?

13/RA'D-36: Vellezîne âteynâhumul kitâbe yefrehûne bimâ unzile ileyke ve minel ahzâbi men yunkiru ba’dah(ba’dahu), kul innemâ umirtu en a’budallâhe ve lâ uşrike bih(bihî), ileyhi ed’û ve ileyhi meâb(meâbi).
Kendilerine kitap verilenler sana indirilene sevinirler. Gruplardan, onun bir kısmını inkâr edenlere şöyle de: “Ben, sadece Allah'a kul olmakla ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben, O'na davet ederim ve dönüşüm O'nadır (meabım, sığınağım, dönüş yerim O'dur). 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) teslim olmakla emrolunmuş ve bu teslimiyeti ilk yerine getirenlerden ise, O’nu her noktada örnek alması gereken insanlar da de ruhen Allah’a teslim olmalıdır. 

6/EN'ÂM-161: Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
“Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm'e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm'in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı. 

6/EN'ÂM-162: Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
“Muhakkak ki; benim namazım, kurbanım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” de. 

6/EN'ÂM-163: Lâ şerîke lehu, ve bi zâlike umirtu ve ene evvelul muslimîn(muslimîne).
O'nun ortağı yoktur. Ve ben bununla emrolundum. Ve ben, müslümanların (teslim olanların) ilkiyim. 

4 halife, ehli sufa ve sahâbenin hepsi ruh teslimine ulaşmışlardır. Hepsi fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdir.

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir. 

Bütün sahâbe Kur’ân ‘daki İslâm’ı yaşamış ve 7 safhada 4 teslimle Allah’a teslim olmuşlardır.

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). 
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. 

Bütün sahâbe irşada ulaşmış iradelerini de Allah’a teslim etmiş, sonsuz saadeti yaşamıştır. Bu sebeple o devre ASRI SAADET denmektedir.

9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır. 

2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)'a, İsmail (as.)'a, İshak (as.)'a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O'na teslim olanlarız.” 

Gösterim: 470