15. YOLLAR

15.1. İRŞAD YOLU, GAYY YOLU

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de iki ayrı yoldan bahsetmektedir. Allah’a ulaştıran yol, irşâd yolu (Sıratı Mustakîm), şeytana ulaştıran yol ise gayy (sıratı cehîm) yoludur. 

Allahû Tealâ, "sebil" kelimesinin cem-i'ni (çoğulunu) kullanmıştır."Sebil", yol demektir. "Tarik" de yol demektir.

Allahû Tealâ’ya ölmeden evvel ulaşmayı dileyen kişiyi Allah mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Allahû Tealâ elbette Kendisine yönelenleri (ruhunu Allah''a ulaştırmayı dileyenleri) Kendisine ulaştıracaktır.

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim. 

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! 

Allah’a ulaşmayı dileyen her insan için, onu Sıratı Mustakîm’e ulaştıran ayrı bir yol (sebîl) vardır. Bu yollar ana dergâhta birleşir. Ana dergâhtan itibaren ise bir tek Sıratı Mustakîm vardır.

5/MÂİDE-16: Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidayet eder (ulaştırır). 

40/MU'MİN-38: Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi). 
Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım." 

5/MÂİDE-56: Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul gâlibûn(gâlibûne).
Ve, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne ve âmenû olanlara dönen kimseler, artık muhakkak ki Allah'ın taraftarlarıdır, onlar gâlip olanlardır. 

7/A'RÂF-146: Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir. 

15.1.1. RABBANİ YOL, ZULMANİ YOL

Allahû Tealâ tagutu inkâr eden ve Allah’a ulaşmayı dileyen Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, Rabbani yol üzerinde mürşidin eline) tutunmuştur, buyuruyor;

2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah'a îmân ederse (mü'min olur, Allah'a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah'tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem'î'dir, Alîm'dir. 

Tebliğe muhatap olduktan sonra Allah’a ulaşmayı yalanlayan ve ondan gafil olanları Allahû Tealâ âyetlerimizden çevireceğim, buyuruyor.

Ama tebliğe muhatap olduktan sonra Allah’a ulaşmayı dilemeyenler rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

7/A'RÂF-146: Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir. 

7/A'RÂF-202: Ve ihvânuhum yemuddûnehum fîl gayyi summe lâ yuksirûn(yuksirûne).
Ve onların (şeytanların) kardeşleri onları cehenneme sürüklerler. Sonra (bundan) vazgeçmezler. 

15.1.1.1. DALÂLET VE HİDAYET

İnsanın cüz’î iradesi dokunulmazdır. Cüz’î irade ya doğru olan yolu, “İrşad” yolunu seçecek veya yanlış olan “gayy” yolunu seçecektir. İrşad yolunu seçmeyen herkes, başka bir yol seçmese bile, felâha ulaşması mümkün olmayan bir tercih yapmış olur. Allah’ın "İrşad" yolunu seçmeyen insanlar için Allahû Tealâ onların dalâlette olduklarını söylemektedir.

Allah'tan bir hidayetçi tebliğine muhatap olmadan evvel herkes hidayette olmayan "dalâlette" olduğu açıkça 10 âyette beyan edilmektedir.

3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler. 

7/A'RÂF-186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye lehu, ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır). 

16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). 



18/KEHF-17: Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz. 

20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.” 

28/KASAS-50: Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez. 

39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin). 
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. 

Hidayetçiye tâbî olunca Sıratı Mustakîm’e ulaşılacağına göre, hidayetçiye tâbî olmayanlar Sıratı Mustakîm'in dışında kalanlar ve dalâlette olanlardır. 

45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? 



46/AHKÂF-32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin). 
Ve Allah'ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler. 

62/CUMA-2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. 

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil. 

Dalâlette olanlar, kendilerine bir “zulmani yol” seçenleri de, seçmeyenleri de kapsar. Bunların ortak özelliği "Hidayet" yolunu, "İrşad" yolunu seçmemiş olmalarıdır. "Gayy" yolunu veya "zulmani" yolu seçenler, kendilerine küfür yolunu seçmiş olurlar. "Hidayet" ve "İrşad" yolunu seçenler ise kendilerine "şükür" yolunu seçmiş olurlar.

76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur. 

15.1.1.2. RABBANİ YOL VE ZULMANİ YOLUN FARKLILIKLARI

Allahû Tealâ gökleri 7 kat olarak yaratmış ve aşağıda da onun bir mislini yaratmıştır.

65/TALÂK-12: Allâhullezî halaka seb'a semâvâtin ve minel ardı mislehunn(mislehunne), yetenezzelul emru beynehunne li ta'lemû ennallâhe alâ kulli şey'in kadîrun ve ennallâhe kad ehâta bi kulli şey'in ilmâ(ilmen). 
O Allah ki, yedi kat gökleri ve yerden de onların misli kadarını (yedi kat yerleri) yarattı. Allah'ın herşeye kaadir olduğunu ve Allah'ın herşeyi ilmen (ilmi ile) ihata etmiş olduğunu (kuşattığını) bilmeniz için emir, onların arasında (gökler ve yerler arasında) devamlı iner. 

Gök katlarını birbirine bağlayan 7 tane Tarik'in (yolun) üzerimizde yaratılmıştır.

23/MU'MİNÛN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz. 

7 gök katını birbirine bağlayan ve 7 tarîkten oluşan bir yol vardır. Bu Rabbani yoldur ve Allah’a götürür.

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. 

Allah'a giden yolu kendisine yol ittihaz eden herkesi Allah Kendisine ulaştırır ve Allah bu insanların ruhuna sığınak (meab) olur. Allah’a kadar ulaşan bu yol, “Sıratı Mustakîm” Allah'ta son bulur.

53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir. 

Sıratı Mustakîm, Allah'a ulaşan yoldur. Allah’a ulaştırdığı cihetle “Rabbani yol” adını alır.

Ama dalâlette olanlardan her kim tebliğe muhatap olduktan sonra Allah’a ulaşmayı dilemez, kendisine “gayy” yolunu seçer ve yol ittihaz ederse (yol edinirse) o kişi “zulmânî” yola, bilerek isteyerek girmiştir.

7/A'RÂF-146: Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir. 

Dalâlette olanlardan her kim kendisine “gayy” yolunu seçer ve yol ittihaz ederse (yol edinirse) o kişi “zulmânî” yola, bilerek isteyerek girmiştir. Allah’a doğru değil, şeytana doğru, cehenneme doğru bir yol edinmiştir. Allah’ın kendisine sunduğu dünya saadetini ve ahiret saadetini elinin tersiyle itmiş ve şeytanın tuzağına düşmüştür.

Zülmânî yolda şeytan insanlara kudretin kendilerinde olduğu zehabını vermeye çalışır. Eğer insanlar belli duaları, şeytanın istediği tarzda okurlarsa ve belli bir fizik ötesi sonuca ulaştıklarını görürlerse, gerçekten bunu kendilerinin başardıklarına inanacaklardır. Bundan şeytanın bir hedefi vardır. İnsanların Allah'a ihtiyaç duymalarını yok etmek. İnsan, Allah’ın bir mahlûkudur ve hangi seviyede olursa olsun her zaman Allah'a muhtaçtır. Şeytan, bu muhtaç oluşu yok etmeye çalışmaktadır. “Kendine güven” denilen yanlış yorum bunun sonucudur. İnsan kendisine değil Allah’a güvenecektir. Eğer bu güven hikmet sahibi (daimî zikir sahibi) bir kişide tam oluşursa, o kişide Allah’ın yardımı tecelli ettiği zaman başka insanların hiçbir zaman yapamayacağı şeyleri oluşturur. Hz. Ali'nin Hayber Kalesinin kapısını sökmesi ve kalkan olarak kullanması aslında Allah’ın tecellisidir.

Allah’ın yolunda, Allah bütün evliyâsına kudretin Allah'ta olduğunu açık açık söyler. Kim fiziğin ötesine geçmişse bilir ki bu olay ancak Allah’ın yardımıyla gerçekleşmiştir. Allah’ın yardımı olmadan hiçbir "velî" fiziğin ötesine geçemez. Ve bütün velîler “Keramet”in Allah’ın “İkramı” olduğunu ve bunu ancak Allah uygun gördüğü zaman ve Allah’ın yardımıyla başarmış göründüklerini bilirler. Yani “keramet”, velî de değil, Allah'tadır.

Ne yazık ki şeytan'ın yoluna tâbî olanlar, “istidraç” adı verilen bir zulmanî fizik ötesine geçiş sergiledikleri zaman, bunun tamamen kendilerine ait bir başarı olduğunu zannetmektedirler. Üstelik bunu Maharichi'nin “Birleşik Alanlar Teorisi” ile sağladıklarını ve sırf bu sebeple boşlukta durabildiklerini (Levitasyon) zannetmektedirler. Aslında şeytanın yardımını sadece bu zülmanî yolun yolcularının en üst seviyesindekiler bilirler ve kimseye söylemezler. Bunlar "Transandantal Meditasyon" yoluyla şuurlu oluşu ifade ederken bu şuur kademelerinin yukardan aşağı doğru indiğini de itiraf etmektedirler.

15.1.1.2.1. MEDİTASYON VE ZİKİR



“Transandantal Meditasyon” 

Sizin için seçilen, genellikle sanskritçe (eski büyü dili) olan bir kelimeyi size vererek "Transandantal Meditasyon" yaparken herşeyden zihninizi arıtmanızı ve sadece bu kelimeyi tekrarlamanızı ve bu kelimeyi düşünmenizi isterler. Sadece bu kelimeyi tekrarlayıp düşünebilirseniz, gerçekten zihniniz, başka konuları devredışı bıraktığı için, bir dinlenme formuna girer. Ama hepsi bu kadar. Transandantal Meditasyon sadece şeytanın bir kalpazanlığıdır. Burada Allah’ın indinde en büyük ibadet olan zikir taklit edilmektedir.

Meditasyondan sonra kişi mutlaka şiddetli bir gerginlik hali ve ciddi boyutta bir huzursuzluk yaşar.

Zikir en büyük ibadettir.

29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah'ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir. 

Şeytanın Meditasyon önermekten muradı, insanları Allah’ı zikretmekten alıkoymaktır.

5/MÂİDE-91: İnnemâ yurîduş şeytânu en yûkia beynekumul adâvete vel bagdâe fîl hamri vel meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi ve anis salâti, fe hel entum muntehûn(muntehûne).
Oysa ki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve, sizi Allah'ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi? 

Zikir öyle bir ibadettir ki bütün sırlar bu anahtarla açılır. Hedef daimî zikirdir.

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz “ olmuştur. 

Allah’ın yolunda olan kişi hergün zikrini artırarak daimî zikri hedefler. Zikri, kalbin içine nurların girmesini sağlayarak amilüssalihatı gerçekleştirir. Kalbi yumuşatır, huşûya ulaştırır, aydınlatır.

39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin). 
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. 

Allah’tan gelen rahmet ile salâvât ve fazl ile salâvât, ikişer ikişer kişinin göğsüne oradan da nefsin kalbine ulaşır. Nefsin kalbinin rahmet kapısının üzerinde bulunan mührü içeri bastırır ve zulmet kapısının üzerine getirir ve bu kapıyı kapatır. Rahmet kapısının üzerinde bulunan mühür oradan ayrıldığı için bu kapı açılır ve kapı genişliğince rahmet, fazl nefsin kalbine dolmaya başlar. Mühür, zikir boyunca zulmanî kapıyı kapalı tutacağından şeytanın zulmeti kalbe giremez. Böylece zikir boyunca Allah’ın rahmeti kalbe girerek bir temizlik ameliyesi başlatır. Zikre başlamadan evvel kalbe dolan karanlıkları temizlemeye başlar. İşte bu temizliğe nefs tezkiyesi denir. Rahmet; rahatlık, huzur ve iç aydınlığı sağlar.

Transandantal Meditasyonda ise Allah'ın zikri olmadığından kalbe rahmet yerine sadece şeytanın karanlıkları ulaşır. Transandantal Meditasyon hiçbir şekil ve şart altında kalbe Allah’ın rahmetini ulaştıramaz ve kişiyi huzurlu ve mutlu bir sükûnet haline sokamaz. Meditasyon, şeytanın bir kalpazanlığıdır. Zikirden uzaklaştıran bir tuzaktır. Şuur kademelerinin yukardan aşağı oluşu ve aydınlıktan (nurdan) karanlığa gidişi zulmanî yolu tam olarak vurgulamaktadır. Bu yolun yolcuları, asıl olanın sadece şuurlu olmak olduğunu zannetmektedirler.

Ne yazık ki, iyi niyetli binlerce insan onların bu tuzağına düşmekte ve zülmanî yolun yolcusu olarak cehenneme doğru bilmeden yol almaktadırlar.

Bu insanların, Allah’ın yoluna girmeleri için onlara hakikatlerin anlatılması gerekmektedir. 

...Ve zaman geçmektedir.

15.2. TARÎK-İ MUSTAKÎM

Tarik yol demektir. Allahû Tealâ Kendine ulaştıran yolun adına Sıratı Mustakîm demektedir. Ruh, Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a giden yolculuğunu yapar. Allahû Tealâ, üzerimizde 7 katlı gök yarattığını ve onun mislini de arzda yarattığını buyurmaktadır.

65/TALÂK-12: Allâhullezî halaka seb'a semâvâtin ve minel ardı mislehunn(mislehunne), yetenezzelul emru beynehunne li ta'lemû ennallâhe alâ kulli şey'in kadîrun ve ennallâhe kad ehâta bi kulli şey'in ilmâ(ilmen). 
O Allah ki, yedi kat gökleri ve yerden de onların misli kadarını (yedi kat yerleri) yarattı. Allah'ın herşeye kaadir olduğunu ve Allah'ın herşeyi ilmen (ilmi ile) ihata etmiş olduğunu (kuşattığını) bilmeniz için emir, onların arasında (gökler ve yerler arasında) devamlı iner. 

Üzerimizde yaratılan 7 katlı gök binasını tabaka tabaka inşa etmiştir.

78/NEBE-12: Ve beneynâ fevkakum seb'an şidâdâ(şidâden).
Ve sizin üstünüzde sağlam (kuvvetli) yedi kat bina ettik. 

23/MU'MİNÛN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz. 

Her gök tabakasını birbirine birleştiren yola Allah Tarik (yol) demektedir. 7 Gök tabakasının varlığı sebebiyle 7 tarik oluşur. Bu 7 tarikin birleşmesinden Tarik-i Mustakîm oluşur. Mürşidine ulaşan kişinin ruhu vücudundan (1.yatay sebil) ayrılarak Tarik-i Mustakîme ulaşmıştır. Tarik-i Mustakîm 2. dikey sebildir. Bu 7 tarik 7 gök katını birbirine bağlar. Zemin kattaki devrin imamının dergâhına altın kapıdan girilir.

Birinci gök katında secde mahalli vardır.

İkinci gök katında suvarılma havuzları

Üçüncü gök katında iki katlı mescid ve mihenk menfezi

Dördüncü gök katındaBeytül Makdes’in aslı

Beşinci gök katında Beytül Haram’ın aslı

Altıncı gök katında sıbgatullah mahalli

Yedinci gök katı fetih merkezidir. 7 merdivenli altın kapıdan girilir.

Ruh, nefs tezkiyesinin kademelerine bağlı olarak bu yolda sülûk eder.

7. katın 7 âlemini (3.yatay sebil) de geçecek olan ruh,

Birinci âlemde Kader Hücrelerini

İkinci âlemde Ümmül Kitabı

Üçüncü âlemde Kudret Denizini

Dördüncü âlemde Makam-ı Mahmud’u

Beşinci âlemde Divan-ı Salihîn’i

Altıncı âlemde Zikir hücrelerini geçerek,

Yedinci âlemde İndi İlâhi’deki Sitretül Münteha’ya ulaşacak, oradan da 4. dikey sebili geçerek Allah’ın Zat’ına teslim olacaktır.

46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa'dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk'a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm'e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler. 

72/CİNN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).
Ve gerçekten bizden, (Allah’a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah’a) teslim olmuşsa işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir). 

72/CİNN-15: Ve emmel kâsitûne fe kânû li cehenneme hatabâ(hataban). 
Ve lâkin, kasitun olanlar (kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar), işte onlar cehenneme odun oldular. 

72/CİNN-16: Ve en levistekâmû alât tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
Ve eğer onlar, tarikat üzere olarak (Allah'a) yönelselerdi, onları mutlaka bol su (rahmet) ile sulardık (bol bol rahmet ulaştırırdık) ki. 

53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir. 

15.3. SIRATI MUSTAKÎM

Sıratı Mustakîm 2 yatay, 2 dikey 4 tane sebilden oluşmaktadır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi 1. yatay sebil olan mürşide ulaşınca ruh vücudundan ayrılarak zemin katta bulunan devrin imamının ana dergâhına gelerek rahle-i tedrisata başlar. Bundan sonra ruh 2. (dikey) sebil olan (Tariki Mustakîm)7 gök katını nefsinin tezkiyesine paralel olarak geçer. 3. (yatay) sebil olan 7.gök katının 7 âlemini de geride bırakarak Sitretül Münteha’dan 4. (yatay)sebile ulaşır. Sitretül Münteha varlıklar âleminin sonunda bulunan bir ağaçtır. 4.sebilin sonunda ruh Allah’a kavuşur. Bu 4 tane sebilin hepsini oluşturan yola Allahu Tealâ Sıratı Mustakîm demektedir. 7 tarik 7 gök katını birbirine bağlayan 7 yoldur. Adı Tariki Müstakîm’dir. Bu yedili yol Allah’a ulaşan yoldur. Bu yollar TARİKAT'ı oluşturur. TARİKAT kelimesi TARİK kelimesinin çoğuludur. Ana dergâha ulaştıran sebiller, 7 tarik ve 7. kattaki 7 âlemden oluşan sebil ve Sitretül Münteha’dan Allah’a ulaştıran sebil, bunların hepsine birden Kur’ân-ı Kerimimiz Sıratı Mustakîm demektedir.

Sıratı Mustakîm, Allah'a ulaştıran yolların bütününün adıdır.Allahû Tealâ Sıratı Mustakîm'den Kur’ân’ı Kerîm'de daima tekil olarak bahsetmiştir. Sıratı Mustakîm 4 yolun bütünlediği tek bir yoldur.

6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık). 

6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi). 

Hidayetin ne olduğunu ise Allah, aşağıdaki âyet-i kerime'de açıklıyor:

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). 
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir). 

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur. 

6/EN'ÂM-71: Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilâl hude’tinâ, kul inne hudâllâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah'tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah'ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah'a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.” 

Hidayet Allah'a ulaşmaktır. Sıratı Mustakîm hidâyete erdirdiğine göre Allah'a ulaştırıyor demektir. Bu yol Allah'a ulaştırır. Fakat iblis Sıratı Mustakîm’in üzerinde oturduğunu, Allah'a ulaşmak isteyen kulların sağlarından, sollarından, önlerinden arkalarından onlara tesir ederek, onların Allah'a ulaşmalarına mâni olacağını açıklıyor. Fatiha Suresi, biz insanların Allah'a olan münacaati, yalvarışıdır. Sûrenin 5. âyeti kerime'sinde, Allah’ın bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştırması için kendisinden istiane (yardım) diliyoruz.

Secde gününde, (Allah’ın yarattığı bütün mahlûkatın Allah’ın en sevdiği mahlûk olan insana secde etmesini emrettiği gün) iblis Allah’ın emrine asi oldu. Allahû Tealâ onu dergâhından kovdu. İblis Allah’tan kendisine dirilme gününe kadar müsaade verilmesini talep etti. Allah bu talebi kabul etti. iblisin Allah’tan aldığı yetki, (şayet kişi şeytana bu müsaadeyi verirse) insanları Sıratı Mustakîm yolundan menedebilecek seviyededir. Fakat Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin, Rabbinden kendisini Sıratı Mustakîm’e ulaştırmasını dilemesi halinde, Allah mutlak surette o kişiyi Sıratı Mustakîm’e ulaştıracağını garanti ediyor. İblis, kâfir; Sıratı Mustakîm’e ulaşmak isteyen kişi ise Allah’ın emrine icabet eden, âmenu olandır. Her halükârda Allah’ın âmenu olana yaptığı yardım iblis’ten daha fazladır. Çünkü Allah, kâfirin lehine, âmenu olanın aleyhine, asla bir yol yaratmamıştır.

23/MU'MİNÛN-73: Ve inneke le ted’ûhum ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve muhakkak ki; sen, mutlaka onları Sıratı Mustakîm'e davet ediyorsun. 

42/ŞÛRÂ-52: Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun). 

43/ZUHRÛF-61: Ve innehu le ilmun lis sâati, fe lâ temterunne bihâ vettebiûni, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve muhakkak ki o, gerçekten o saat (kıyâmetin zamanı) için bir ilimdir (bilgidir). Öyleyse ondan sakın şüphe etmeyin! Ve Bana (Allah'a) tâbî olun! İşte bu, Sıratı Mustakîm'dir. 

Allah’ın Resûl’üne veya devrin imamına veya mürşide tâbî olan her kişi, Sıratı Mustakîm üzerindeki sülûka ve Allah'a yaklaşmaya başlamış demektir.

43/ZUHRÛF-64: İnnellâhe huve rabbî ve rabbukum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Muhakkak ki Allah, O benim de sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kul olun! İşte bu, Sıratı Mustakîm'dir. 

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir. 



6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. 

Hidayete ulaşacak olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyerek 12 ihsanla mürşidine ulaşanlardır.

18/KEHF-17: Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz. 

Allahû Tealâ Sıratı Mustakîm ile hidayete erdirdiğine göre, Sıratı Mustakîm Allah'a ulaştıran yoldur.

Yağmur damlaları tek tek akarak derelerde birleşirler. Dereler birleşerek nehirleri meydana getirirler. Nehirler de denize ulaşırlar. Nasıl yağmur damlaları gitgide büyüyerek dereleri, sonra nehirleri vücuda getirerek denize kavuşuyorlarsa, bütün insanlar evvelâ Sıratı Mustakîm’e ulaştıran bir sebile, bunlar da birçok sebil halinde Sıratı Mustakîm’e bağlanırlar. Sıratı Mustakîm'de birleşen sebillerin hepsi Allah'a ulaştıracak vasıflarla techiz edilmişlerdir. Ne yazık ki, insanların çoğu Rabbine ulaşacak herşeye sahip olduğunu, kendisini fizik ötesine geçirecek ve bütün âlemleri Allah’ın izniyle ona gösterecek bir gönül gözüne sahip olduğunu bilmeden yaşamakta ve ölüp gitmektedir.

15.4. ŞEYTAN VE YOLLARI

15.4.1. ŞEYTAN

Allahû Tealâ, Âdem (A.S)'ın fizik vücudunu topraktan yaratmış ve ona ruh üfürmüştür. Bu ruh sebebiyle Allah, bütün meleklerin ve cinlerin ona secde etmelerini istemiştir.

15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık. 



7/A'RÂF-11: Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).
Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)'a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı. 

38/SÂD-72: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın! 

Allahû Tealâ'nın indinde en üstün varlık insandır. Çünkü Allah yerde ve gökte yarattığı herşeyi insan için yaratmıştır.

2/BAKARA-29: Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm'dir (herşeyi en iyi bilendir). 



45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? 



Allahû Tealâ'nın indinde, insanın en üstün varlık olduğunun bir ispatı da secde olayıdır. Allah'tan başkasına secde edilmez. Fakat Allah’ın emriyle melekler de, bütün cinler de, Âdem (A.S)'a Allah’ın huzurunda secde etmişlerdir. Allah’ın emriyle yapılan bu secdede tek istisna emre karşı gelen bir tek mahlûk cin taifesinden olan iblisdir (şeytan) Allahû Tealâ insan ve cin şeytanların, peygamberlere düşman kılındığını aşağıdaki âyeti kerime’de buyurmaktadır:

6/EN'ÂM-112: Ve kezâlike cealnâ li kulli nebiyyin aduvven şeyâtînel insi vel cinni, yûhî ba’duhum ilâ ba’dın zuhrufel kavli gurûrâ(gurûran), ve lev şâe rabbuke, mâ fealûhu fe zerhum ve mâ yefterûn(yefterûne).
Ve böylece peygamberlerin hepsine, insan ve cin şeytanları düşman kıldık. Onlar, birbirlerine aldatarak güzel (süslü) sözler vahyederler (fısıldarlar). Ve eğer Rabbin dileseydi, onu yapamazlardı. Artık onları ve iftira ettikleri şeyleri terket (bırak). 

İnsan ve cin şeytanlar diye bahsettiği kişiler ise insanlardan ve cinlerden şeytanın saptırdıkları, idlâle düşürdüğü varlıklardır. İblîs, Allahû Tealâ’nın emrini dinlemiyor ve Âdem (AS)'a secde etmiyor. 

Allahû Tealâ buyuruyor;

38/SÂD-74: İllâ iblîs(iblîse), istekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne).
İblis hariç ki, o kibirlendi ve kâfirlerden oldu. 

38/SÂD-75: Kâle yâ iblîsu mâ meneake en tescude limâ halaktu bi yedeyy(yedeyye), estekberte em kunte minel âlîn(âlîne).
(Allahû Tealâ): "Ey iblis! Ellerimle (kudretimle) halkettiğim şeye secde etmenden seni men eden (şey) nedir? Kibirlendin! Yoksa sen yücelerden mi oldun?" dedi. 

38/SÂD-76: Kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(İblis): "Ben, ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu tînden (nemli topraktan, balçıktan) yarattın." dedi. 

7/A'RÂF-12: Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuke, kâle ene hayrun minhu, halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi. 

7/A'RÂF-13: Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn(sâgirîne).
(Allahû Tealâ): “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu. 

7/A'RÂF-14: Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn(yub'asûne). 
(Şeytan): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi. 

7/A'RÂF-15: Kâle inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu. 

7/A'RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi. 

7/A'RÂF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

15/HİCR-40: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna. 

Bu sahne insanın yaratılış sahnesidir. İnsana ruh verildiği ilk andır. Allahû Tealâ bir de son andaki sahneyi sergilemiştir. 

Bu kıyametten bir sahnedir.

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular. 

34/SEBE-21: Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir. 

Bu âyetî kerime insanlığın hazin sonunu göstermektedir. Allahû Tealâ ebed'i (geleceği) bilendir. Dolayısıyla insanların bir gün ne hale geleceğini ve kıyâmet günü yapılacak olan hesaplaşmada hangi hazin noktada bulunacağını çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Bu, bir işarettir. İnsanların büyük bir kısmı ne yazık ki, iblisin kandırmalarına tâbî olmuş olacaklardır. İblis, bu hedefe ulaşmak için ne yapabilirdi? Kur’ân-ı Kerim’i devredışı bırakarak, rafa kaldırarak, insanlar doğru zannettikleri, kendilerini kurtaracağını zannettikleri emaniye denilen insan eliyle yazılan kitapları Kur’ân’ın yerine koymuş. Ne yazık ki günümüzde insanları kurtuluşa ulaştıracağını zannetikleri ibadetlerle uğraştırarak çoğunu kendisine tâbî kılmayı başarmış. Şeytan böyle bir tuzağı insanlık için kurmuştur. Bu tuzak gelecek bölümlerde detaylarıyla açıklanacaktır.

15.4.2. SEBİL-İ GAYY (ŞEYTANA ULAŞTIRAN YOL)

İblis ve onun taifesi, insanın nefsine idlâle düşürmek istediği için ve insanların nefslerine tesir ederek, aşağıya giden ve İblis’e tâbî bir “Sebil-i Gayy” tutmalarını emrediyor. iblisin emirlerine tâbî olan cin ve insanlarda (Tagut) Sebil-i Reşad yerine Sebil-i Gayy'ı tercih ediyorlar.

7/A'RÂF-146: Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir. 

7/A'RÂF-142: Ve vâadnâ mûsâ selâsîne leyleten ve etmemnâhâ bi aşrin fe temme mîkâtu rabbihî erbaîne leyleh(leyleten), ve kâle mûsâ li ahîhi hârûnahlufnî fî kavmî ve aslıh ve lâ tettebi’ sebîlel mufsidîn(mufsidîne). 
Musa (A.S)'a otuz gece vaad ettik ve onu on ile tamamladık. Böylece onun Rabbinin kararlaştırdığı zaman, kırk geceye tamamlandı. Ve Musa (A.S), kardeşi Harun'a şöyle dedi: “Kavmimde bana halef ol (benim yerime geç) ve ıslâh et ve müfsidlerin (fesat çıkaranların) yoluna tâbî olma.” 

6/EN'ÂM-116: Ve in tutı’ eksere men fîl ardı yudıllûke an sebîlillâhi, in yettebiûne illâz zanne ve in hum illâ yahrusûn(yahrusûne).
Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbî olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar. 

4/NİSÂ-76: Ellezîne âmenû yukâtilûne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vellezîne keferû yukâtilûne fî sebîlit tâgûti fe kâtilû evliyâeş şeytân(şeytâni), inne keydeş şeytâni kâne daîfâ(daîfen).
Âmenû olanlar, Allah'ın yolunda savaşırlar ve kâfir olanlar ise tagutun yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır. 



4/NİSÂ-44: E lem tera ilâllezîne ûtû nasîben minel kitâbi yeşterûned dalâlete ve yurîdûne en tedıllus sebîl(sebîle).
Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Dalâleti satın alıyorlar ve sizin de yoldan (Allah'ın yolundan) sapmanızı (dalâlete düşmenizi) istiyorlar. 

10/YÛNUS-89: Kâle kad ucîbet da’vetukumâ festekîmâ ve lâ tettebi ânni sebîlellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “İkinizin duasına icabet edilmiştir (kabul edilmiştir). Artık ikiniz de (kendinizi dîne) ikame edin (Allah'a çağırmaya devam edin). Bilmeyen kimselerin Benden (uzaklaşan) yoluna tâbî olmayın.” dedi. 

4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden). 
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır. 

4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e) hidayet edecek değildir. 

4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır. 



Dalâlette olanlar kâfirlerdir. Dalâlette olanların zulmetmesi ise çok tabiidir. Çünkü onlar, nefs tezkiyesi yapmazlar. Tabiatıyla gidecekleri yer cehennemdir.

Nisa 168’de geçen Tariykaâ (Tarik-i Müstakiym) yani birinci dikey yolun (ki bu yol 7 gök katını birbirine bağlar) adıdır. Allah’a ulaştıran yolların hepsi ise Sıratı Mustakîm adını alır.

15.4.4. SIRATI CEHİM (CEHENNEM YOLU)

Cehennem'e ulaştıran yol olup şeytan ve taraftarlarına tâbî olanların sulûk yaptıkları yolun adıdır.

37/SÂFFÂT-22: Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn(ya’budûne). 
Zulmedenleri ve onların eşlerini (zevcelerini) haşredin (biraraya toplayın)! Ve onların tapmış oldukları şeyleri (de). 

37/SÂFFÂT-23: Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi). 
Allah'tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın). 

Gösterim: 505