14. TESLİMLER

Yeminlerin yerine getirilmesi İslâm’ın birincil (alt seviye) emirleridir. Bütün insanlar için farzdır. 

İkincil (üst seviye) emirler ise teslim emirleridir. İkinci (üst seviye) şartlar şunlardır:

  1. Ruhun Allah’a teslimi.
  2. Fizik vücudun Allah’a teslimi.
  3. Nefsin Allah’a teslimi.
  4. İradenin Allah’a teslimi

Allahû Tealâ Zat’ına ulaşan ruhun Allah’a teslimi farzdır.

Allahû Tealâ 4 teslimi de farz kılmıştır.

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). 
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 

Fizik vücudun Allahû Tealâ’ya teslimi farzdır 

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi. 



Nefsimizin tasfiye olması ve Allah’a teslim olması.

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri). 

İhlâsa ulaşarak Allahû Tealâ’nın davetiyle Tövbe-i Nasuh’u gerçekleştirmek farzdır.

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur. 

İrade negatif faktörleri önlemeye, günahı işlemeye mani olan, çalışan bir ni’mettir. Kişi bir daha günah işlemeyecekse ki bunu en iyi bilen Allahû Tealâ’dır. O zaman iradenin bizde kalmasına gerek olmadığı için sahibi olan Allahû Tealâ iradeyi teslim farzdır.

2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)'a, İsmail (as.)'a, İshak (as.)'a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O'na teslim olanlarız.” 

Allahû Tealâ şirkten arınmış hanifler olmamızı emir buyurmaktadır.

Nefsin tasfiyesi hiç karanlık nokta kalmadan nefsin kalbinin tamamen nurlanmasıdır. Bu noktada rahmet ve fazl bu nefs üzerinde tamamlanmıştır. Nefsin hiçbir afetinin kalmadığı, ruhun hasletlerinin (faziletler) bu afetlerin yerini aldığı nokta nefsin Allah'a teslim noktasıdır.

16/NAHL-120: İnne ibrâhîme kâne ummeten kâniten lillâhi hanîfâ(hanîfen) ve lem yeku minel muşrikîn(muşrikîne). 
Muhakkak ki İbrâhîm (A.S), Allah'a hanif (tek Allah'a inanan) olarak kanitin olan (yönelen) bir ümmet idi. Ve o, müşriklerden olmadı. 

16/NAHL-121: Şâkiren li en’umih(en’umihî), ictebâhu ve hudâhu ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin). 
O'nun (Allah'ın) ni'metlerine şükredici idi. (Allah), onu seçti. Ve onu Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet etti (ulaştırdı). 

16/NAHL-122: Ve âteynâhu fîd dunyâ haseneh(haseneten), ve innehu fîl âhıreti le mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve ona dünyada (hakettiği) haseneler (pozitif dereceler) verdik. Muhakkak ki o, ahirette elbette salihlerdendi. 

16/NAHL-123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne). 
Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)'ın dînine tâbî olmayı" vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı. 

Allahû Tealâ bütün insanları teslime çağırır. 

2/BAKARA-208: Yâ eyyuhâllezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey âmenû olanlar! Hepiniz silm'e dahil olun (Allah'a teslim olun)! Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır. 

Allahû Tealâ üç vücudumuzun teslimini üzerimize farz kılmıştır.

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 



6/EN'ÂM-71: Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilâl hude’tinâ, kul inne hudâllâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah'tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah'ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah'a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.” 

Allahû Tealâ iradenin de teslimini farz kılmıştır.

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne). 
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin! 



14.1. 3 VÜCUDUMUZUN TESLİMİ

Muhakkak ki, Allah insanı en uygun şekilde yaratmıştır. Bu yaratış sisteminde esas, İslâm’ın iki tane temel umdesinin o kişide oluşmasıdır. Bunlar teslim ile sulh ve sükûndur. O kişi hem teslimlerini tamamlayacaktır. Hem de iç ve dış dünyasında sulh ve sükuna sahip olacaktır. 

Kişi için olay, önce ruhun teslimi ile başlar. Ruh hem fizik hem de fizik ötesi olabilir. Dilediği an vücudu terkedebilir. Ruh, üç vücudumuzun tesliminde verilen birincil vazifeler serisinde Allahû Tealâ'ya fizik olarak gidip ulaşıp, sonra teslim olur. Ruh, fizik vücuttan ayrılarak 7 gök katını ve Sidret-ül Münteha'yı aşarak Adem'e geçer ve Allah’ın Zat’ında, yoklukta (mekânsızlıkta) yok olur. Bu olay, insan ruhunun Allahû Tealâ'ya teslimidir. Bu ilk teslimdir.

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). 
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 

Buradaki teslim emri 4 teslimi ihtive etmektedir. 

Allahû Tealâ; Fizik vücudun teslimini.

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi. 



Nefsin teslimini emretmektedir.

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur. 

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 



Allahû Tealâ, 4 teslimi yani ruh, fizik vücut, nefs ve irade teslimini emretmektedir. Emanetler çoğul, sahibi (Allah) tekil ifade edilmektedir. Ruhun da, vechin de (fizik vücudun da), nefsin de iradenin de Allah’a teslimi gereklidir.

14.2. RUHUN TESLİMİ

Ruh velâyetin 1. makamı olan fenâ makamında Allah’a teslim olur, Allah’ta fâni olur.

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 

14.3. FİZİK VÜCUDUN TESLİMİ

Tezkiye olmuş, yani ruhunu Allah'a ulaştırmış kişinin nefsinde henüz 19 afet faal olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Nefsteki her afet, şeytan için bir melcedir, bir mekândır, bir sığınaktır. Sadece kontrol düzeyinde bir hakimiyet sağlanmıştır. Şeytan, bu sığınaklardan hangisine yerleşirse o noktadan bize kumanda etmeye ve o istikamette bizi idlâle düşürmeye çalışır. O halde şeytanın nüfuz alanından çıkmak için, Allah’a doğru kemal derecelerinde yaklaşmak lâzımdır. Böyle bir neticeye ulaşmak için Allahû Tealâ'dan vuslatın ötesinde teslimler talep etmeliyiz. Bilindiği gibi vuslat, ruhun Allah’a teslimidir. Fizik vücudun Allah’a teslimi de söz konusudur. 

4 Teslim esastır. 

Kur’ân’daki İslâm 7 safha 4 teslimi içerir.

2/BAKARA-128: Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ, inneke entet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Rabbimiz, bizim ikimizi sana teslim olanlardan kıl, zürriyetimizden de sana teslim olan bir ümmet (kıl) ve bize (hac) ibadetinin yerlerini (ve kurallarını) göster ve tövbemizi kabul et. Muhakkak ki Sen, Sen, tövbeleri kabul edensin, rahmet edensin (rahmet nuru gönderensin). 

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez. 

2/BAKARA-112: Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederse, o muhsin olur. Artık Rabbinin katında onun ecri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar. 

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi. 



Bir ölünün ölü yıkayıcısına teslim olduğu gibi Allah'a teslim olmak gerekir. 

Bu vechin (fizik vücudun) teslimidir. 

Bu teslimde mutlak imtihan vardır. Hz. İbrâhîm'in imtihanı aşağıdaki âyet-i kerimede ifade buyrulmaktadır.

37/SÂFFÂT-102: Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne). 
Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: "Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?" (İsmail A.S): "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. 

37/SÂFFÂT-103: Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).
Böylece ikisi de (Allah'a) teslim olunca, (İbrâhîm A.S) onu alnı üzerine yatırdı. 

37/SÂFFÂT-104: Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm(ibrâhîmu). 
Ve ona "Ey İbrâhîm!" diye nida ettik (seslendik). 

37/SÂFFÂT-105: Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne). 
Sen rüyaya sadık kaldın (yerine getirdin). Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. 

37/SÂFFÂT-106: İnne hâzâ le huvel belâul mubîn(mubînu).
Muhakkak ki bu, kesin olarak apaçık bir imtihandır. 

Fizik vücudun tesliminde nefsimizin afetleri vardır ve faâldirler. Fakat buna rağmen Allah’ın verdiği emirler derhal yerine getirilmelidir. Bunun için nefsle hiç mucâdele etmeden, nefsin talebi yok farzedilerek emir, nefs atlanarak anında yerine getirilir. 

Bu işleme mucâdelesizlik denir. Fizik vücudun (vechin) tesliminin işaretidir.

3/ÂLİ İMRÂN-134: Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne). 
Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever. 

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir. 

14.4. NEFSİN TESLİMİ

14.4.1. İSLÂM TEK DİNDİR

İslâm dini yâni Allah’a teslim olma dini Allah’ın ilk insandan (Hz. Âdem) son insana kadar herkese emrettiği tek dindir.

5/MÂİDE-3: Hurrimet aleykumul meytetu ved demu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alân nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), el yevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevni, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah'tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm'dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir 

Kâinatta başka bir din hiç olmamıştır. Hz. İbrâhîm zamanında İslâm dininin adı hanif din idi. Hz. İbrâhîm’in Hanif dini 7 safha 4 teslim içerir.

22/HACC-78: Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi), fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâh(billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Ve Allah'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)'ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah'a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur'ân-ı Kerim'de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah'a sarılın (Allah'ın Zat'ında yok olun). O, sizin Mevlâ'nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı. 

21/ENBİYÂ-92: İnne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fa’budûn(fa’budûni).
Muhakkak ki bu sizin ümmetiniz (topluluğunuz, dîniniz), tek bir ümmettir (dîndir). Ve Ben, sizin Rabbinizim. Öyleyse Bana kul olun! 

3/ÂLİ İMRÂN-19: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mâhtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir. 

İslâm kelimesi "Silm" kökünden gelmektedir. Bu kökün ise üç anlamı vardır.

  1. Tek Allah’a inanmak,
  2. Teslim,
  3. Barış (Sulh ve Sükun).

14.4.2. BÜTÜN PEYGAMBERLER ALLAH'A TESLİM OLMUŞLARDIR

Kur’ân-ı Kerim'de açıkça ifade edildiği gibi, bütün peygamberler Allah'a teslim olmuşlardır. Sırasıyla ruhlarını, fizik vücutlarını, nefslerini, iradelerini ve en son olarak da akıllarını Allah’a teslim etmişlerdir. Onlar, Allah’ın tasarrufu (tam ve daimî tecellisi) altına girmişlerdir. Onların kendi iradelerine sahip olmadıklarını, diledikleri şeyleri serbestçe yapamayacaklarını Rabbimiz şöyle ifade buyurmuşlardır:28/KASAS-68: Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâr(yahtâru), mâ kâne lehumul hıyarat(hıyaratu), subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah Sübhan'dır (münezzehtir) ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir. 

Allah’a teslimlerin muhakkak ölmeden, yani hayatta iken gerçekleşmesi gerekir. Hz. İbrâhîm de, Hz. Yakup da söz konusu olan 4 teslimi hayati bir unsur olarak oğullarına emrettiler:

2/BAKARA-131: İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne).
Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Ben, âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi 

2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah'a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah'a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti).. 

Hz. İbrâhîm'in ihlâsı aşmış olduğu ve salihlerden olduğu anlaşılmaktadır. Bütün peygamberler salâha ulaşmışlardır.

2/BAKARA-130: Ve men yergabu an milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh(nefsehu), ve lekadistafeynâhufîd dunyâ, ve innehu fîlâhireti le mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve, nefsini sefih kılan kişi hariç kim, İbrâhîm'in dîninden yüz çevirir ? Andolsun ki Biz, onu dünyada seçtik. Muhakkak ki o, ahirette de salihlerdendir. 

2/BAKARA-131: İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne).
Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Ben, âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi 

Hanif kelimesi ile İslâm kelimesi aynı anlama gelir. 

16/NAHL-123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne). 
Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)'ın dînine tâbî olmayı" vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı. 

Bütün peygamberlere indirilenler esasta teslimleri emreder. Aşağıdaki âyet-i kerime sahâbenin 4 teslimi de yerine getirdiğini söylüyor.

2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)'a, İsmail (as.)'a, İshak (as.)'a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O'na teslim olanlarız.” 



14.4.3. ALLAH’IN BOYASIYLA BOYANAN MUHLİSLER

Allah’a dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşmasından (vuslattan) evvel Allah’ın boyasıyla boyanan kişi “sıbgatullah” olur. Bu birinci boyanmadır. Sıratı Mustakîm üzerinden gök katlarına çıkan ruh 6. katta sıbgatullah mahalline vararak Allah’ın boyası ile boyanır. 

İhlâs makamında, Allah’ın fazlı ve rahmeti tamamlanıp, nefsin kalbi % 100 nurla (rahmetle) dolduğu zaman, ikinci defa sıbgatullah olunur ki; buna "ihlâsa ulaşmak" denmektedir.

2/BAKARA-138: Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).
Allah'ın boyası; Allah'ın boyası ile boyanandan daha ahsen (daha güzel) olan kim vardır? Ve biz, O'na kul olanlarız. 

2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve, bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, ona muhlis olanlarız (dîni O'na hâlis kılanlarız).” 

İhlâsa ulaşanlar ise "muhlis"lerdir. Ve onlar ancak nefslerine "takva" (muhlisler takvası) elbisesini giydirdikleri zaman ihlâs sahibi olabilirler. Şehitler ise "ihlâs"ı da aşıp şuhud mertebesine ulaşan, yani salihlerden olanlardır. Allah’a köle olanlarla aynı seviyeye ulaşanlardır.

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur. 

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim'de ihlâsı bütün insanlara emir olarak vermiştir. İhlâsta, nefsiyle bir tasfiyeye tâbî tutulacaktır ki, nefsin 19 kötü afetinden hiçbirinde şeytana mekân, melce teşkil edecek bir sığınak kalmayacak, şeytanın sığınıp da nefsi kontrol altına almaya, idlâle düşürmeye imkânı da kalmayacaktır. Nefsin tasfiye edildiği, şeytan için mekân olma vasfının sona erdirildiği bu noktaya ihlâs diyoruz. Tasfiye edilen nefsin 19 afeti yerine ruhun 19 hasleti yerleştirilmiştir. Şeytan, ruha ve onun hasletlerine tesir edemez.

İhlâstan evvelki kademe olan ulûl’elbab seviyesinde, 24 saat zikir yapıldığı için şeytana açılan kapı da devamlı kapalı olduğu cihetle kalbe zulmet giremez. Fakat kişi, daimî zikre ulaşana kadar 24 saate göre (çok küçük oranda zikirle başlayarak) yavaş yavaş zikrini arttırmış ve dikkatini kalp zikrinde toplayarak 24 saatlik zikre ulaşmıştır. Daimî zikrin anahtarı kalp zikridir. Bu sırada tasfiye işlemi tamamlanır. Şeytana sığınak kalmaz. İşte bu noktada kişi ulûl’elbab olur.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı). 
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru. 

Allah’ın, fazlını tamamladığı yer, nefsin 19 afetten kurtularak, onları ruhun faziletleriyle değiştirdiği, "takvâ" elbisesini giydiği noktadır. Burası, Allah’ın nefse bütün hasletleri ihsan ettiği noktadır. Artık nefs, ruh hüviyetine girmiştir. Rahmet ise, devamlı zikir sebebiyle Allah’ın nefsin kalbini tamamen nurla doldurduğu, karanlıkların, artık nefsin kalbinde kalmadığı noktada tamamlanır.

Burası ihlâstan bir kademe aşağısı olan ulûl’elbab makamıdır. Kalp gözüne yerin melekûtu olan 7 kat cehennem ve zemin kattaki ana dergâh gösterilir.

6/EN'ÂM-75: Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûtes semâvâti vel ardı ve li yekûne minel mûkınîn(mûkınîne).
Ve böylece Biz, İbrâhîm'e onun mûkınîn (yakîn hasıl edenlerden) olması için yerin ve göklerin (semaların) melekûtunu gösteriyoruz (gösteriyorduk). 

İhlâsta makamında kalp 14 kademe müzeyyen olur.

Burada birinci gök katından başlayarak Sidretül Münteha’ya kadar göğün bütün katları, yani göklerin melekûtu gösterilir.

Halis kelimesinin anlamı saf, katışıksız demektir. Kalp, her noktası nurlandığı zaman %100 nura erişir ve hâlis olur. Bu kişi muhlîs olmuş, ihlâs sahibi olmuştur. İhlâsa ulaşan kişiye ise şeytan hiçbir kötülük yapamaz, telkininde bulunup, onu idlâle düşüremez.

38/SÂD-82: Kâle fe bi izzetike le ugviyennehum ecmaîn(ecmaîne).
(İblis): "Bundan sonra Senin izzetine (andolsun ki) onların hepsini mutlaka azdıracağım." dedi. 

38/SÂD-83: İllâ ibâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Onlardan Senin muhlis kulların hariç. 

Sidretül Münteha’nın gösterilmesi ihlâs makamının bittiğini gösterir. Kişi Allah tarafından Tövbe-i Nasuh’a davet edilerek salâh makamına ulaşarak salihlerden olur. 

Gösterim: 490