11.8. HAYATTA İKEN ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK

11.8.1. CÜZ’İ İRADENİN DİLEMESİ

Allahû Tealâ yarattığı insana cüz’i irade vermiştir. Dünya hayatını yaşarken insanın Allah’a ulaşmayı dilemesinin kendi cüz’ iradesi ile oluşmasını istemektedir. Allahû Tealâ hiçbir zaman cüz’i iradeye karışmamaktadır.

Allahû Tealâ’nın insanın üzerine 12 defa farz kıldığı müessese, Allah’a ulaşmayı dilemek ve Allah’a ulaşmaktır. Allah’a dünya hayatını yaşarken cüz’i iradesi ile ulaşmayı dileyen kişiyi Allah kendisine ulaştıracaktır.

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir. 

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur). 

Allah’a ulaşmak isteyen kişinin nefsini tezkiye etmesi üzerine farzdır. Buradaki Allah’a ulaşma ölümden sonraki ulaşma değildir. Ölüm gelmeden önce bu dünya üzerindeki cüz’i iradeyle olan bir kavuşmadır. Allahû Tealâ cüz’i iradenin Allah’a ulaşmayı dilemesini esas alımaktadır.

18/KEHF-110: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).
De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.” 

Dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmayı gercekleştirebilenlerin var olduğunu Allahû Tealâ buyurmaktadır;

2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler. 

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. 

Bu âyet-i kerimede Allahû Tealâ iki dönüşten bahsetmektedir Bu dönüşlerden biri bu dünyada iken ruhun Allah’a dönüşü, diğeri ise öldükten sonraki ruhun Allah’a dönüşüdür. Öldükten sonraki dönüş bizim elimizle olan bir dönüş değildir. 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Bakara suresi 46. ayet-i kerimede açık bir Allah’a dönüş emri vardır. Eğer bu, ölümle ruhun Allah’a dönüş emri ise, Allah herkese intihar etmesi emrini veriyor demektir. İntihar ise İslâmda yasaktır, intihar eden cehennemliktir. Allah’ın herkese intihar emrini vermesi söz konusu olamayacağına göre, dönüş (ruhun Allah’a ulaşma) emri dünya hayatındaki dönüşe aittir, vuslat emredilmektedir.

11.8.2. ÖLÜMLE ALLAH’A DÖNÜŞ, TESLİM OLUŞ

Ölümle olan ruhun Allah’a dönüşü insanın iradesinin dışında oluşmaktadır. Allah’ın katından gelen ölüm melekleri kişinin sağ tarafında hazır bulunan ruhunu alarak gök katlarını geçirip Allah’a teslim ederler. Kişi daha once yaşarken Allah’a ruhunu teslim etmişse, ruh Allah’ın katından gelerek yine sağ tarafında hazır bulunacak ve ölüm melekleri tarafından alınarak Allah’a teslim edilecektir.

32/SECDE-11: Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz." 

Halbuki Allahû Tealâ Bakara 132 ve Ali İmran 102’de ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşide tâbî olduktan sonra nefs tezkiyesiyle ruhun Allah’a teslimini farz kılmıştır.

Âli İmrân Suresinin 102. âyet-i kerimesinde;

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne). 
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin! 

2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah'a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah'a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti).. 

Ve Âli İmrân Suresinin 145. âyet-i kerimesinde buyruluyor ki; 

3/ÂLİ İMRÂN-145: Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne). 
Ve bir kimsenin, Allah'ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz), o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız. 

Ölümle oluşan ruhun Allah’a ulaşması insanın iradesi dışında gelişir. Allahû Tealâ Dehr (İnsan) Suresinin 3. âyet-i kerimesinde; insanın cüz’i iradesine seslenmektedir.

76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur. 

Yani herşey kulun serbest iradesine terkedilmiştir. 

Allahû Tealâ buyuruyor;

17/İSRÂ-18: Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren). 
Kim acele (bu dünyada acil) olarak isterse, istediğimiz kimseye, dilediğimiz şeyi ona orada acele verdik. Sonra onu cehennem ehli kıldık. Zemmedilmiş (ayıplanmış) ve (rahmetten) kovulmuş olarak, ona (cehenneme) atılır. 

11.8.3. VUSLAT EMRİ

Allahû Tealâ kişinin talebi doğrultusunda hareket etmektedir. Dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşma emrini ise Allahû Tealâ 12 ayrı âyet-i kerimede “Rabbine dön!” şeklinde vermiştir. (Bakınız 11-6-3)

Bu 12 âyet-i kerime ile Allahû Tealâ ruhun yaşarken Allah’a ulaşmasını istiyor ve kendine çağırıyor. Bu emirler dünya hayatında serbest iradeye verilmiş 12 tane emirdir. İnsanlar bu istikamette hareket etmedikleri müddetçe hüsrana uğramaları söz konusudur.

Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için;

1. Cehennem 

2. Dalâlet 

3. Hüsranda olmak 

4. Takva sahibi olmamak

5. Tagutun kulu olmak

6. Tagutun dostu olmak

7. Allah’ın âyetlerinden gâfil olmak

8. Şirkte olmak

9. Mü’min olmayıp küfürde kalmak

10. Fıskta olmak

11. Amelleri boşa gitmek 

12. Allah’a kul olmamak

13. Allah’ın dostu olmamak söz konusudur. 

30/RÛM-7: Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır. 

30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab'lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) inkar edenlerdir. 

11.8.4. EMANETLERİN ALLAH’A TESLİMİ

Kur’ân’daki İslâm 7 safhadan, 4 teslimden oluşur.

1. Allah’a ulaşmayı dilemek

2. Mürşide ulaşmak 

3. Ruhu Allah’a teslim etmek

4. Fizik bedeni Allah’a teslim etmek

5. Nefsi Allah’a teslim etmek

6. İrşada ulaşmak

7. İradeyi Allah’a teslim etmek

Allahû Tealâ Kur’ân’ı Kerimde 4 teslimi farz kılmıştır;

1. Ruhun Allah’a teslimi

2. Fizik vücudun Allah’a teslimi

3. Nefsin Allah’a teslimi

4. İradenin Allah’a teslimi

33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir. 



Âyet-i kerimesinde buyuruyor ki;

4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. 

Bu emanetlerin birincisi ruhtur. Zaten ruh Rabbimizin emrindendir ve Rabbimize kavuşarak mülâki olacaktır. Onun huzurunda toplanacak değildir. Mülâki olmak kavuşmaktır, ilka olmaktır.

İşte ilk teslimiyeti gerçekleştirecek olan ruhtur. Ruhun Rabbimize nasıl varacağını Rabbimiz Fatır Suresinin 18. âyet-i kerimesinde ifade buyuruyor.

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır). 

Diğer taraftan Fecr Suresinin 27, 28. âyet-i kerimelerinde;

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs! 

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak! 

Kulun ruhunu Allah’a ulaştırabilmesi için nefsin de bir görevinin ortaya çıktığını görüyoruz. Nefs tezkiyesi ve 3. vücudumuz olan nefsimizin tezkiyesi ile ruhun Allah’a ulaştırılması arasında bir paralellik görmekteyiz. Ve işte Rabbimiz Maide Suresinin 105. âyet-i kerimesinde nefsimiz için şöyle buyuruyor;

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. 

Nefsimizi tezkiye edip Allah'a ruhu hidâyet edemezsek yani dönemezsek, sonunda bizim irademiz dışında mutlaka Allah'a döndürüleceğiz. İşte bu ikinci dönüş, mecburi dönüştür. Halbuki bize emredilen birinci dönüştür, onun da nefsin tezkiyesi ile mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır. Demek ki, ruhun Allah'a ulaştırılması nefsin tezkiyesi ile mümkündür. Nefsin temizlenmesi zikirle mümkündür. Nefs tezkiyesi mürşidsiz olamayacağına göre kişinin hacet namazı kılarak nefsini tezkiye edecek mürşidini Allah’tan sorması farzdır.

İkinci teslim ise fizik vücudun teslimidir. Kişi amilüssalihat işlemeye (nefs tezkiyesi) devam eder. Zikrini arttırır. Ve bir gün artan zikri sebebiyle kalp %81 aydınlığa ulaşır. İşte o zaman o kişi vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim edecektir.

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm'i dost edindi. 

Kalpteki %19 karanlık, daimî zikre ulaşarak tamamen aydınlanınca o kişi nefsini de Alah’a teslim ederek üçüncü teslimini yapmış olacaktır.

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz “ olmuştur. 

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri). 

Kişi daha sonra irşada, ihlâsa ulaşır.

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). 
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. 

2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve, bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, ona muhlis olanlarız (dîni O'na hâlis kılanlarız).” 

Kişi salâh makamının 5. kademesinde iradesini de Allah’a teslim edecek böylece farz kılınan dört teslimi yerine getirmiş olacaktır.

2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)'a, İsmail (as.)'a, İshak (as.)'a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O'na teslim olanlarız.” 

Nisa Suresi 58. âyet’i kerimesinde anlatılan emanetler, ruh, fizik vücut, nefs ve irade, kademe kademe Allah’a teslim olacaklardır. Ruh Allah’a teslim olduğu zaman nefs rehinedir. Henüz emanet değildir. Ama fizik vücut emanettir. Ne zaman fizik vücudu Allah’â teslim edersek, o zaman nefsimiz emanet durumuna geçecektir. Emanet olan nefsi de Allah’a teslim ettiğimizde irade emanet olacaktır. İrade de Allah’a teslim edildiğinde 4 emanet de Allah’a teslim edilmiştir. İslâm kelimesi “slm” kökünden gelmektedir, teslim demektir. 4emaneti de Allah’a teslim eden kişi İslâm olma şerefine eren kişidir. 

Gösterim: 490